Ao Nang, Tayland.

Standard

19 Haziran 2013, Çarşamba.

DSC01322

Konakladığımız otel, genişçe bir havuza da sahip.

IMG_8001

Ao Nang sahili, kocaman dalgalar eşliğinde.

IMG_8005

IMG_8007

Ao Nang’ın uzun kuyruklu botları.

Otelde kahvaltı sonrasında Matthew ile motosikletimizi alıp şehir merkezine inmeye karar veriyoruz. Ao Nang’ın merkezi iki ana caddeden oluşuyor. Biz de denize paralel olan cadde boyunca sıralı mağazalar, restoranlar ve turizm firmaları arasında motosikletimizi park edip etrafı dolanmaya koyuluyoruz. Ao Nang, altın rengi kumları ile upuzun uzanan muhteşem bir plaja sahip olsa da, havanın muhalefeti yine kendisini gösteriyor. Son derece kuvvetli rüzgarlar, kocaman dalgalar ve yüksek gelgit seviyesi deniz kenarında oturmayı imkansız kılıyor.

Ao Nang’ın mağaza kalabalığından dolayı görece çirkin deniz kenarı caddesinde biraz vakit geçirdikten sonra motorumuza atlayıp sahil kenarındaki diğer koylara doğru ilerliyoruz. Bazı koylarda yan yana dizili “long-tail” dedikleri uzun kuyruklu ahşap botlar muazzam bir renk cümbüşünü de beraberinde sunuyor. Ao Nang’dan yakındaki adalara günübirlik turlar için bu botları kiralayabiliyorsunuz.

Ao Nang sonrasında aslında en başından beri gitmeyi planladığımız Krabi’ye bir göz atmaya karar veriyoruz. Krabi’ye doğru ilerlerken yüksek ve ağaçlarla dolu kayaçlar etrafımızı sarıyor. Gittiğimiz yol son derece keyifli. Hava kapalı olsa da gökyüzünün grisine tezat oluşturan yeşillikler adeta görsel şölen sunuyor bize.

Krabi’ye vardığımızda rahatlığı her halinden belli olan, çirkince bir şehirle karşılaşıyoruz. Şehrin küçük merkezi etrafında motosiklet ile biraz turlayıp şehirde çok da fazla yapılacak bir şey olmadığına kanaat getirince Ao Nang’a geri dönmenin en mantıklısı olacağını düşünüyoruz. Yüz metre ilerlemeden biz, öyle bir yağmur patlak veriyor ki, bu yağmurda motosiklet kullanmamız mümkün değil. Biz de yol üzerinde ilk gördüğümüz cafe’ye oturup yağmur durana kadar bir şeyler içiyoruz. Biz içten içe Krabi yerine Ao Nang’da kaldığımıza sevinirken, yağmurun durması bir saat alıyor.

Tekrar Ao Nang’a dönünce, önce bir sonraki günün sabahı için Koh Phi Phi’ye bilet alıyoruz, sonrasında da yol kenarındaki restoranlardan bir tanesinde karnımızı doyuruyoruz. Hava henüz kararmamışken otelimize dönüyoruz. Yapacak çok fazla şey yok, kasabanın rahatlığı ve sakinliği de cabası. Biz de film seyretmeye karar veriyoruz. Filmimiz bir sonraki gün Koh Phi Phi’yi ziyaret edecek olmamıza atfen “The Beach”. Klimalı odada film izlemek o kadar tatlı geliyor ki, tek filmde durmayıp gecenin kapanışını da “Django Unchained” ile yapıyoruz. Filmler bittiğinde saat çoktan gece yarısını geçmiş, ertesi gün erkenden feribotumuz var.

18 Haziran 2013, Salı.

Sabah erkenden uyanıp otelin önünden beni 06:00’da alacak ve feribot iskelesine bırakacak aracı beklemeye koyuluyorum. Şansıma yalnız değilim. Yolculuğa her haliyle hiç de hazır gözükmeyen İngiliz Matthew da aynı aracı bekliyor. Sonradan öğrendiğime göre bir önceki gece, gece boyunca dışarıda olduğu için hiç uyumadan yola çıkmış Matthew. Bu da neden son derece uykulu olduğunu anlatıyor. Koh Phangan’dan önce anakaraya Surat Thani’ye çıkıyoruz. Deniz yolculukları ile aram iyi olmadığı için yol boyu uyumayı tercih ediyorum ben. Uyku yapan mide bulantı ilacımı alıyorum, yandaki koltukların boş olmasından faydalanıp uzanıyorum, müziğimi de kulağıma takıyorum, yolculuk nasıl geçiyor anlamıyorum bile.

Surat Thani limanında, feribottan inenleri Tayland’ın farklı bölgelerine götürmek üzere otobüsler yan yana dizili şekilde hazır bekliyor. Biz de Krabi’ye gidecek olan otobüste yerimizi alıyoruz. Otobüs yolculuğumuz iki saat kadar sürüyor. Krabi olduğunu düşündüğümüz bir yol kenarı istasyonunda bizi indiriyorlar. Matthew ve benim nerede olduğumuz ya da nereye gideceğimiz konusunda en ufak bir fikrimiz yok. O sırada yine elinde broşürlerle otelini tanıtmaya çalışan bir amca yanımıza geliyor. Çok uygun fiyata odası olduğunu; ama Krabi’de değil de Ao Nang isimli kasabada bulunduğunu, Krabi’de bu mevsimde yağmurdan başka bir şey olmadığını söylüyor bize. Üstelik önerdiği otelin interneti, kliması ve ücretsiz motosiklet hizmeti de var. Biz de çok düşünmeden bizimle beraber aynı otobüsten inen diğer insanların yaptığı gibi otelde konaklamayı kabul ediyoruz.

Yarım saatlik bir yolculuktan sonra son derece lüks otele varıyoruz. Bütün gün yolculuk haşatımızı çıkartmış durumda. Matthew kendisini direk yatağa atıyor, ben de biraz uyukladıktan sonra internet işlerimi halletmeye koyuluyorum. Akşama kadar da odadan çıkmıyorum.

Akşam olunca otelin içerisinde bulunan ve çok da güzel bir atmosferi olan restorana gidiyorum. Burada yan odamızda konaklayan Alman çocuklarla biraz muhabbet ediyorum. Müzik güzel, yemek güzel, atmosfer de güzel olunca zamanın nasıl geçtiğinin farkına varamıyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s