Altıncı ayın ardından.

Standard

Zaman ne çabuk geçiyor. 13 Haziran itibariyle yola çıkışımın üzerinden tam tamına altı ay geçmiş durumda. Yolda olmanın şöyle bir garipliği var; zaman kavramınızı yitiriyorsunuz. Bazı günler sanki yıllardır yoldaymışsınız hissi içinizi dolduruyor. Ne zaman yola çıkmışsınız, daha önce bir hayatınız var mıymış, varsa ne zamanmış çok da anlam ifade eden sorular olarak gelmiyor kulağa. Bazı günler ise tam tersine geçmişiniz o kadar yakın hissettiriyor ki, uzansanız dokunacaksınız. Hazırlıklar yaptığınız, istifanızı verdiğiniz, arkadaşlarınızla karşılıklı oturduğunuz, veda partisi düzenlediğiniz günler daha dünmüş gibi canlanıyor gözünüzün önünde. Sanki aradan sadece bir hafta geçmiş gibi. Günler birbirine giriyor. Pazartesiymiş, cumaymış… Hangi hafta ne zaman bitmiş? Türkiye’ye yaz mı gelmiş? Çalışırken büyük heyecanla beklediğiniz cumartesi günleri eski anlamını kaybediyor. Yoldayken birbirini takip eden her gün bu anlamda aynı (her gün cumartesi!); ama bir o kadar da ayrı yaşanıyor.

Her şeyden önce bu tür bir yolculuğa çıkmayı planlayanlar için belirtmekte fayda var: Bu iş düşündüğünüzden çok daha kolay. Yola çıktığımdan beri çok fazla “Ah keşke ben de senin yerinde olsam.” sözü duydum. İnanın bana bunu gerçekleştirmek o kadar zor bir şey değil. Sadece tek yön bir bilet almanıza bakıyor. Biliyorum iş diyeceksiniz, aile diyeceksiniz, e arkadaşlar ve sevgililer… Hepsi aslında birer öncelik meselesi. Hayatınızda ürettiğiniz “ama”lar öncelikleriniz tarafından belirleniyor. Benim yok muydu sanıyorsunuz yola çıkmadan önce bir işim, ailem, arkadaşlarım, sevgilim?

Dünyayı gezmek… İnsanların neredeyse yüzde doksanının hayali; ama çok azı bunu gerçekleştirecek cesareti kendinde bulup o ilk adımı atıyor. O ilk adımdan sonra ise her şey zaten kendiliğinden geliyor. Benimse her zaman içimde koruduğum apayrı bir hayaldi dünya turu. İçimde sakladım ve büyüttüm. Zamanı geldiğine inandığımda ise biletimi aldım. Sonrasında arkama da bakmadım. Ne zaman yapacaktım ki? Altmış yaşına gelip şu anda zevk aldığım her şeyden uzaklaştığımda ve vücuduma şu anki kadar yüklenemediğimde mi?

İsterseniz bu mazeret listesini daha da uzatabilir; “ama” ile başlayan cümleler kurabilirsiniz. İnanın bana dört adet daha okula bile başlamamış çocuğu ile dünyayı gezen anne baba ile, on dört yıldır yollarda olan bir kadın ile, altmışından sonra dünya turu yapmaya çıkmış bir adam ile tanıştıktan sonra bu “ama”lar çok da anlam ifade etmeyecektir.

İşin tabi bir de şu kısmı var. Bu iş düşündüğünüzden çok daha zor; çünkü uzaktan bakan herkesin “Oh, ne güzel sürekli geziyorsun.” tepkisi aslında içi boş bir önerme. İki üç günde bir sürekli yer değiştirmek, sürekli konaklayacak yeni bir otel aramak, sürekli farklı yataklarda (hatta bazı zamanlarda yatak dışında otobüslerde, trenlerde, istasyonlarda) uyumak, evinizi her daim sırtınızda taşımak, size tanıdık olan her şeyden binlerce kilometre uzakta olmak, sevdiğiniz ve bildiğiniz her şeyi geride bırakmak, bulunduğunuz her ülkede, her şehirde zorluklarla tek başınıza baş etmeye çalışmak düşündüğünüz kadar da kolay değil.

Yine de her şeye rağmen altı ayın sonunda rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu yolculuk kendime aldığım en değerli hediye. Bu yolculuk, hayatım boyunca verdiğim en mantıklı karar. Bu yolculuk, şu ana kadar hayatımda yapmış olduğum en güzel şey.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s