Yangon, Myanmar.

Standard

10 Haziran 2013, Pazartesi.

Sabah 5’te uyanıp Bri’yi uyandırıyorum, sonrasında vedalaşıyoruz. Ben kaldığım yerden uykuma devam edip öğlene doğru uyanıyorum. Bugün için amacım Yangon’a ilk geldiğimde iki hafta önce konakladığım; interneti ve kliması ile bölgedeki otellere göre görece uygun fiyatlı olan otele geçip tüm günümü orada geçirmek. Otelden çıkışımı yapıp konaklayacağım otele yürümeden önce posta ofisine gidip yazdığım kartpostalları postalıyorum, sonrasında da otele doğru ilerliyorum. Sağolsun temmuz musonu beni yine yalnız bırakmıyor. Otele kadar olan yirmi dakikalık yürüme mesafesinde yine sırılsıklam oluyorum.

Sonunda kendimi otele attığımda, daha önce aynı otelde konakladığım için işlemler kısa sürüyor ve hemen odamı alıyorum. Şansıma bu sefer bir önceki gelişimde kaldığım odanın iki katı bir oda bana veriliyor. Üstelik ben odayı almamış olsam, benden iki dakika sonra gelen Ruslar alacakmış. Kıl payı farkla oda bana kalıyor.

Odaya girdikten sonra bütün günü odada geçiriyorum, ailemle konuşuyorum, film izliyorum, kitap okuyorum, eksik olan günlüklerimi yazmaya koyuluyorum. Arada sadece bir tek yemek yemek için dışarı çıkıyorum. Ertesi sabah 8’de olan uçağım için erken uyanmam gerekecek, üstelik sonrasında da aynı gün içerisinde hızlı bir tempo beni bekliyor olacak. Bu nedenle erkenden uyuyorum.

9 Haziran 2013, Pazar.

DSC01269

DSC01270

Rengarenk sokaklar.

DSC01274

DSC01290

DSC01272

DSC01277

Yangon’dan muson manzaraları.

DSC01280

DSC01284

Bogyoke Aung San Pazarı.

DSC01287

Hint restoranından.

Öğlene doğru uyanıp otelde bol bol vakit geçiyoruz, kahvaltımızı yapıyoruz, biraz muhabbet ediyoruz. Sonrasında da Bogyoke Aung San Pazarı’na gitmek için yola koyuluyoruz. Yangon ara sokaklarında kaybolmak her zaman en keyiflisi. Her sokakta rengarenk manzaralara tanık oluyorsunuz. Günlük hayat siz hiç orada değilmişsiniz gibi kendi akışında, kendi temposunda ilerlemeye devam ediyor. Biz bu akıntının arasında kendimizi kaybetmiş, sağı solu izleye izleye ilerlerken muson yine etkisini gösteriyor. Bir anda bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başlıyor. Biz de ıslanmamak adına yol kenarında bir girintiye sığınıyoruz. Bizim halimize acıyan hemen yan dükkandaki teyze iki tane iskemle uzatıyor bize. Yağmurun duracağı yok. Biz de oturup yağmurdan kaçışanları, son derece rahat bu yağmurlu sezonu benimsemiş şekilde hareket edenleri izliyoruz. Tam karşımızda bulunan küçük yol kenarı tezgahında tentenin altına sığınmış gençler bize gülüp el kol hareketleri ile “Yağmur işte!” şeklinde durumu izah etmeye çalışıyorlar.

Burada yaklaşık bir saate yakın oturuyoruz. Yağmurun durmasını geçtim, yavaşlayacağı bile yok. Birazcık ıslanmaktan kimseye zarar gelmez diyerek kendimizi tekrardan sokaklara atıyoruz. Pazara olan beş dakikalık yürüme mesafesinde bu derece ıslanabileceğimiz aklımıza gelmiyor. Sonunda pazara vardığımızda vücudumda ıslanmamış tek bir nokta yok. Kıyafetlerimden de şapır şapır su damlıyor. Pazarda bir iki tur atıyoruz, bana çok istediğim keşiş şemsiyelerinden alıyoruz, Bri’ye bölgeye özgü kutulardan alıyoruz. Sonrasında da yağmur etkisini azaltmışken tekrardan yollara koyuluyoruz.

Yine dönüş yolu üzerindeki Hint restoranlarından birinde enfes güney Hindistan yemeklerinden yiyoruz ve perişan halde odamıza dönüyoruz. İlk işimiz kıyafetlerimizi yıkamak, sonra kendimizi yıkamak ve kurutmak oluyor. Biraz kuruduktan ve kendimize geldikten sonra Bri ile en sevdiğimiz aktivite olan film izlemeye başlıyoruz. Yağmurlu günlerde film izlemek bana hep evimi hatırlatıyor.

Film sonrasında tekrardan sokaklara çıkıyoruz. Yağmur şehrin boğucu sıcağını bir nebze yumuşatmış, ıslak sokaklarda havuz halindeki su birikintileri Ankara’yı anımsatıyor. Bir önceki gün uğradığımız otele tekrar gidip internetini kullanıyoruz bir süre. Sonrasında da ertesi sabah çok erken bir saatte Bri’nin Bangkok’a uçuşu olduğu için otele geri dönüyoruz. Bri eşyalarını topluyor, ben bir şeyler okuyorum. Bri’nin sabah tek başına uyanamayacağını bildiğim için saatimi saat 5’e kurup uyumaya koyuluyorum.

8 Haziran 2013, Cumartesi.

DSC01239

Sule Paya’nın gündüzü.

DSC01249

Sule Paya’nın gecesi.

DSC01263

Yağışlı mevsimde Yangon sokakları.

DSC01286

DSC01267

Sokak yiyecekleri.

DSC01265

Kocaman antenler rengarenk binaları süslüyor.

Yine yağmurlu bir sabaha uyanıyoruz. Ben içten içe seviniyorum, bir önceki gün bulutlar bir süreliğine tatil yapıp Altın Kaya’yı musona yakalanmadan ziyaret etmemize izin verdikleri için. Eşyalarımızı toplayıp otelden çıkışımızı yapıyoruz. Bizi Yangon’a götürecek otobüsümüze doğru yürürken, yolda kızartmaları ile bizden artı puan alan çayevinde mola verip kahvaltımızı yapıyoruz. Myanmar’da her köşe başında çeşit çeşit kızartmalara rastlamak mümkün, üstelik bunlar son derece de leziz.

Otobüsümüz bize söylenenden yarım saat geç hareket ediyor. Yangon’a olan 4-5 saatlik yolumuz yine bol trajedi içeren, sonunda mutlaka sevgililerden birisinin ya diğerini terk ettiği ya da öldüğü Myanmar müzik videoları ve yerel diziler ile akıp geçiyor. Öyle ki bütün otobüs pür dikkat televizyonda gösterilenlere konsantre olmuş ilerliyoruz. Myanmar otobüslerinin cilvesi.

Öğleden sonra şehrin epey dışında yer alan Yangon otobüs garına varıyoruz. Buradan şehir merkezine giden yerel otobüsler olduğunu öğrenince sora sora kalabalık ve karmaşık otobüs istasyonundan ana yola çıkıp yoldan geçen otobüslerden bir tanesine atlıyoruz. Bu otobüs bir saatlik bir yolculuk sonrasında tıngır mıngır bizi Sule Paya’nın bulunduğu caddede, şehrin göbeğinde indiriyor. Konaklayacak bir yer arama telaşımız da bu noktada başlıyor. Birçok otel ya gereksiz pahalı ya da dökülüyor. Birkaç otel gezdikten sonra merkezi olanlardan bir tanesini seçip yerleşiyoruz. Bu otelin her katından Sule Paya’nın büyüleyici manzarasını görmek mümkün.

Odaya yerleştikten sonra duşumuzu alıyoruz, “Biraz soluklanalım, sonrasında da dışarı çıkarız.” derken, dışarıdan bastırılamayacak kadar gürültülü gelen yağmur sesi bize engel oluyor. Zorunlu olarak, odada umduğumuzdan daha fazla vakit geçiriyoruz. Bir iki saat sonra sonunda dışarı çıkmaya yeltendiğimizde ilk olarak konakladığımız katın sonunda bulunan alandan Sule Paya’nın manzarasını izliyoruz. Bu arada yine bizimle aynı otelde konaklayan Japon bir çocukla tanışıyoruz. Daha önce Yangon’da bir süre yaşadığını ve şimdilerde tekrardan bu şehre taşınmayı ve para değişimi ofisi açmayı planladığından bahsediyor. Daha sonrasında sohbetimize Amerikalı bir kadın da dahil oluyor. Son 14 senedir dünyayı gezdiğini, gezi yazarlığı yaptığını anlatıyor. Her sevdiği ülkede belirli süre geçirip orada yaşıyormuş. Biraz muhabbet ettikten sonra Bri ile biz kendimizi Yangon sokaklarına atıyoruz.

Konakladığımız bölgeye çok yakın olan Anawratha Sokağı’nda bir aşağı bir yukarı yürüyüp yol üzerinde gördüğümüz Hint restoranında karnımızı doyuruyoruz. Sonrasında da yine yol üzerinde gördüğümüz sokak yiyeceklerini deneyerek sokakları aşındırıyoruz.

Otelde tanıştığımız Japon çocuktan aldığımız ipuçları sayesinde interneti kullanmak üzere ana yol üzerinde bulunan otellerden birinin lobisine gidiyoruz. Çocuk her gün buraya geldiğini ve sadce bir adet su ısmarlayarak saatlerce interneti kullandığını anlatıyor bize. Biz tabi aynı yüzsülüğü yapmıyoruz, suya ek olarak yanında birtakım bazı şeyler de ısmarlıyoruz. Bir iki saat kadar daha burada oturduktan sonra sokaklarda zigzaglar çizerek otelimize geri dönüyoruz. Çok yorulmuşuz, aslında film izleme planlarımız olsa da ikimiz de erkendne uyuyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s