Bangkok, Tayland.

Standard

27 Mayıs 2013, Pazartesi.

DSC00122

DSC00114

DSC00116

DSC00120

Deniz ürünleri pazarından manzaralar.

DSC00130

Bindiğimiz taksiden enstantaneler.

Bangkok’taki son günüm. En azından şimdilik. Bangkok, her nasılsa tekrar tekrar kendisini ziyaret ettirmeyi iyi biliyor; ama şikayetim yok. Bu şehir beklediğimden çok daha fazlasını sunmuş bana. Tamamen yabancı akını altında bozulmuş, değişmiş bir şehir ile karşılaşmayı beklerken, herkese hitap eden ve bu kadar yabancıya rağmen orijinal kimliğine sıkı sıkı sarılmış bu şehir beni hep güvende hissettiriyor.

Hem artık Emre de Bangkok’a dönmüş. Bugünkü işlerimizi hallettikten sonra günü hep beraber geçirmeyi planlıyoruz. Cihan ve Emre sabahtan Hindistan Büyükelçiliği’nin yolunu tutuyorlar, vize işlemlerini bir an önce halledip 30’undaki uçaklarına sorunsuz binmeyi istiyorlar. Ben de bu süre içerisinde onları odada bekliyorum. Benimse gün içerisinde tek yapmam gereken şey öğleden sonra gidip Myanmar Büyükelçiliği’nden çıktıysa eğer, vizemi almak. Bu konuda da endişelerim yok değil. Akşamüzeri göreceğiz diyerek odada biriken okumalarımı yapıyorum, günlüklerimi yazıyorum.

Öğlene doğru Cihan geliyor, büyükelçiliğe evrakları teslim etmişler. İki güne tekrar gidip sonucu öğreneceklermiş. Cihan’ın odaya gelmesi ile çıkması bir oluyor. Son kez dişçinin yolunu tutmadan önce bana gelip durumu haber vermek istemiş. Emre de bir önceki sefer konakladığımız Silom’daki hostelde olacakmış bizden haber alana kadar. Cihan’ın dişçiye gidip gelmesi bir saati buluyor. Yeni dolgusuna kavuşmuş şekilde geri geliyor ve beraber otelden çıkıyoruz.

Myanmar Büyükelçiliği’ne uzanan yolda trafik o kadar yoğun ki bir an için acaba pasaportu alma süresini kaçırır mıyım diye telaşa kapılıyorum. Bu nedenle otobüs yolculuğu bana bir ömürmüş gibi geliyor. Büyükelçiliğin kapılarını kapamasına yarım saat varken içeri girip sıraya giriyorum ve güzel haber: vizeyi almışım! Bir sonraki gün olan uçağıma telaş yapmadan binebilirim. Buradan çıkıp Emre’nin yanına gidiyoruz. Arada ben bir süredir buradaki hostelde duran büyük sırt çantamdan beni Myanmar’da da idare edecek birkaç parça eşya alıyorum. Bir yandan da Emre’nin maceralarını dinliyorum. Sonrasında hep beraber yemek yemeye karar veriyoruz.

İnternette birçok kişiden ününü duyduğumuz devasa “Bangkok Seafood Market” yani “Bangkok Deniz Ürünleri Pazarı” isimli restorana gitmeye karar veriyoruz. Bir tuktuk bizi buraya bir saatte ulaştırıyor. Bangkok’un trafik problemi belli bölgelerde kendisini yoğunca hissettiriyor. Restorana vardığımızda “If it swims, we have it” yani “Yüzüyorsa, bizde vardır” sloganı ile karşılaşıyoruz. İçeri girerken girişin sol tarafında açık bir mutfakta onlarca aşçının yemekleri hazırladığını ve pişirdiğini görebiliyorsunuz. İçeri girdiğinizde sizi oturacağınız masaya yönlendirdikten sonra bir görevli sizinle beraber restoranın pazar bölümünden istediğiniz deniz ürünlerini ve bu deniz ürünlerinin yanında yiyeceğiniz sebzeleri seçmenize yardımcı oluyor. Biz deniz ürünlerimizi seçmek için pazar bölümünde dolanırken Türk bir hostesle karşılaşıyoruz. O da Bangkok’a ailesini getirdiğini, şehre her gelişinde mutlaka bu restorana uğradığını anlatıyor bize. Biraz muhabbet ettikten sonra biz yiyeceğimiz ürünleri seçmeye koyuluyoruz. Ürünleri seçmemiz beklediğimizden uzun sürse de sonunda ücretlerini ödeyip masamıza geçiyoruz.

Masaya oturduğumuzda bir başka görevli bu ürünlerin nasıl pişmesini istediğimizi soruyor. Bizimse hiçbir fikrimiz yok. Kendi aramızda Türkçe konuşmaya başlayınca görevli hemen “Türk müsünüz?” diye soruyor, “Evet” cevabını alınca ızgara yaptırmayı öneriyor. Yolculuğum boyunca ilk defa bu kadar hızlı dilimizi çözen birisi ile karşılaşıyorum.

Yemekler hazırlanıp önümüze geldiğinde biraz hayal kırıklığı yaşıyoruz. Bangkok’a geldiğimizden beri en pahalı ücreti ödediğimiz yemek karnımız doyurmaktan çok uzak. Muhtemelen yanlış ürünleri seçip yanlış şekilde pişirttiğimiz için bu şekilde bir sonuç alıyoruz. Çünkü yan masadaki Avrupalıların önünde yer alan ziyafet sürekli o masaya acıklı gözlerle bakmamıza neden oluyor.

Buradan çıktıktan sonra bir taksi ile anlaşıp Khaosan yoluna dönüyoruz. Döner dönmez Emre ve ben sokak tezgahlarından karnımızı bir güzel doyuruyoruz. Sonrasında da ertesi sabah için bana bir havaalanı transferi ayarlıyoruz. Uçağım ertesi sabah 07:00’de olduğu için havaalanına gitmemin en uygun saati 05:00; fakat ne yazık ki bu saatte bir sefer yok. Birkaç yere soruyorum, hepsinden aynı cevabı alıyorum. 04:00 çok erken, 06:00 ise çok geç oluyor benim için. Ben de durumu riske etmemek adına 04:00’te olan minivan servisi için biletimi alıyorum. Bu demek oluyor ki odadan 03.30’da çıkacağım.

Hep beraber bizim otelin lobisine gidip biraz orada muhabbet ediyoruz. Tanışmamızın üzerinden bir ay geçmiş bile. Bir ay boyunca üç ülkeyi hep beraber keşfetmişiz, her gün istisnasız yirmi dört saatimizi beraber geçirmişiz. Beraber gülüp, beraber sinirlenmişiz. Beraber perişan olup, beraber keyiflenmişiz. Bu son bir ay boyunca en yakınım olmuş bu iki insanı geride bırakıp yola devam etmek benim için zor olacak diye düşünüyorum.

Emre ile vedalaşıyorum ve kalan bütün dijital işlerimizi halletmek üzere Cihan’la odaya çıkıyoruz. Gece bire kadar süren hummalı bir çalışma da bu noktada başlıyor. O bana gezi rehberlerinin e-kitap versiyonlarını yüklüyor, ben fotoğrafları aktarıyorum derken bir bakıyoruz beni alacak aracın gelmesine çok az kalmış. Az da olsa biraz uyuma derdiyle yataklara giriyoruz.

Saat 03:00 olunca saatin alarmı ile uyanıyoruz, erken uçuşlardan neden nefret ettiğimi bir kez daha anlıyorum ben. Henüz afyonum patlamamışken Cihan beni yolcu ediyor. Beni almaya gelen araç tam vaktinde otelin önünde oluyor ve 45 dakika kadar bir sürede havalimanına ulaşıyoruz. İşlemlerimi hızlıca halledip 07:00’de olan uçağımı beklemeye koyuluyorum.

26 Mayıs 2013, Pazar.

DSC00080

Siam bölgesinde yer alan MBK alışveriş merkezi.

DSC00085

DSC00094

Chinatown.

DSC00103

Diskodan bozma tuktuk’umuz.

Bangkok’ta planladığımızdan oldukça uzun vakit geçirince artık burada harcadığımız günler de bir noktadan sonra anlamsızlaşmaya başlıyor. Zaten bir süredir bana ikinci evimmiş gibi hissettiren Bangkok’a üçüncü kez dönüyorum. Her seferinde beni kocaman bir gülümseme ve sıcaklık ile karşılıyor bu şehir. Bütün turistik anlamından öte. Bugün ise plansız, programsız, ne yapacağımız bilmediğimiz günlerden bir tanesi daha. Bangkok’ta gezip görmek istediğim her yeri aşağı yukarı bitirdiğimiz için bu Pazar günü de tamamen spontane gelişiyor.

Öğlene doğru uyanıyoruz. Ben kaldığımız otelden biraz huylandığım için oteli değiştirmeyi öneriyorum. Yolun giriş tarafında gördüğümüz görece biraz daha pahalı; ama kusursuz odalara sahip otele taşınıyoruz. Otel, girişinden belli olmasa da o kadar büyük ki, sonsuza uzanan koridorları birbiri içine girip başka koridorlara açılıyor. Bir süredir internetsiz olduğumuz için yeni odamızda internet bulmanın sevinci ile internet kontrollerimizi yapıyoruz ve sonrasında da öğleden sonraya doğru odadan çıkıyoruz. Uğramazsak günümüzün uğursuz geçeceğini düşündüğümüz Khaosan yolunda bir tur atıyoruz, sonrasında da otobüse atlayıp alışveriş merkezlerinin bulunduğu bölgeye gidiyoruz. Daha önce Siam Paragon’da keşfettiğimiz ve yemeklerine hayran kaldığımız süpermarkete uğrayıp çorbalarımızı alıyoruz. Alışveriş merkezinin serin ve yapay kalabalığı arasında karnımızı doyuruyoruz. Daha sonrasında MBK isimli diğer devasa alışveriş merkezine gidip Cihan burayı görmediği için birkaç katı geziyoruz. Böyle tarih ve hayat dolu bir şehirde bile en yoğun kalabalıkları alışveriş merkezlerinin barındırması beni boğuyor. Çok oyalanmadan buradan çıkıyoruz. Buradan sonraki durağımız ise turizm polisi oluyor.

Daha önce Siam bölgesinde yer aldığını öğrendiğimiz turizm polisine, bizi Amphawa yüzen marketine götürürken problem yaşadığımız taksi şoförü hakkında rapor tutturmak için gitmek istiyoruz. Lakin arada bir hafta geçmesine rağmen, kendimize söz vermişiz. Buradaki görevlilere derdimizi anlattıktan sonra elimizdeki ehliyet ve şoför bilgileri ile bir şey yapamayacaklarını, böyle bir durumda araç plakasının çok daha önemli olduğunu söylüyorlar. Kendilerinden birazcık nasihat dinledikten sonra, biz yine de elimizden geleni yaptık düşüncesi ile gerekli bilgileri verip buradan çıkıyoruz. Sonrasında otele gidip biraz oyalandıktan sonra akşam yemeğini yemek üzere China Town’a gitmeye karar veriyoruz. Kiraladığımız taksi ile China town’un girişinde iniyoruz. Bangkok’un en iyi sokak yemeklerinin bu bölgede olduğu biliniyor.

Öncesinde bölgede iki üç tur atıyoruz, ara sokakların hepsi neredeyse tadilat altında. Yol üzerinde gördüğümüz yemek tezgahları da çok meşhur ve çok lezzetli olduğunu duymamıza rağmen bize cazip gelmiyor. Üstelik fiyatlar da normal bir restoranın iki katı neredeyse. En sonunda yol kenarındaki bir pad thai’ciye oturuyoruz. Bu sırada yağmur yağmaya başlıyor, ama öyle böyle değil. Bölgedeki bütün tezgahlar teker teker kapatıyorlar kepenkleri. “Merhaba muson sezonu!” diyorum içimden. Biz Cihan’ın ilk defa kabı olmadan getirdiği fotoğraf makinesini güvenceye alalım diye yakınlardaki marketlerden poşet arayışına giriyoruz. Sonrasında da yağmur azalsın da kendimizi öyle dışarı atalım diye oturduğumuz küçük kepengin altında bir süre oyalanıyoruz. Yağmur inatla etkisini gösteriyor. Kafasına poşetler geçirmiş, kocaman şemsiyelerin altına iki üç kişi sığınmış insanlar yollarda geçiyor. Bir noktada artık yağmur durmaya yakınken, biz de kendimizi dışarı atıp bir tuktuk’la anlaşıyoruz ve otelimize geri dönüyoruz.

25 Mayıs 2013, Cumartesi.

Sabahı yine ağırdan alıyoruz; uyanıyoruz, hazırlanıyoruz, kahvaltımızı yapıyoruz ve otelden çıkışımızı yapıp bir tuktuk ayarlıyoruz. Tuktuk bizi şehrin görece uzağında bulunan otobüs istasyonuna bırakıyor. Otobüs istasyonundan Bangkok’a gidecek ilk otobüs için bir bilet alıyoruz, şansımıza yarım saat sonraya bir otobüs var. İstasyonda biraz oyalandıktan sonra Bangkok’a doğru yola çıkıyoruz. Bangkok’a varmamız öğleden sonrayı buluyor, yol altı saate yakın sürüyor.

Bangkok’ta indiğimiz kuzey istasyonunun şehrin tam olarak hangi bölgesine düştüğü konusunda ise hiçbir fikrimiz yok. Taksiye binmek yerine şehir merkezine gidişin alternatiflerini öğrenmeye çalışıyoruz. Görevlilerden öğrendiğimize göre istasyondan Khaosan Yolu’na giden direk bir otobüs var. Önce yerel otobüslerin sıralı olduğu durağı buluyoruz daracık ve sıkışık yollardan geçip. Sonrasında da otobüsteki yerimizi alıyoruz. Şehir merkezine varmamız trafiğin de etkisiyle bir saatten fazla sürüyor, üstelik şansımıza otobüste bilet kesen görevli de olmadığı için bunca yolu ücretsiz gitmiş oluyoruz.

Khaosan Yolu’na vardığımızda burada konaklamak en mantıklı hareket gibi geliyor. Nasıl olsa Bangkok’ta bulunduğumuz her gün öyle ya da böyle yolumuz mutlaka buraya düşüyor. Khaosan Yolu’na iki dakika yürüme mesafesinde bulunan Ram Buttri sokağında ucuz konaklamaların yer aldığınız bildiğimizden bu bölgeye yöneliyoruz. Teker teker otellerin fiyatlarını soruyoruz. Fiyatlar bölgedeki hostel konaklamalarından bile daha ucuz. Bunun en büyük nedeni de otellerin çok büyük olması ve çok sayıda odayı barındırması. Yani bir nevi sürümden kazanıyorlar. Biz de burada bulduğumuz en ucuz otellerden birinde bir oda ayarlıyoruz. Yol yorgunluğunu duş ve biraz dinlenme ile üzerimizden atınca da karnımızı doyurmak için yola çıkıyoruz. Khaosn Yolu’na çıkıp daha önce en az yirmi kere dolandığımız tezgahları dolanıyoruz, buzlu mango içeceklerimizi alıyoruz ve sonunda da hava kararmışken yeni konakladığımız bölgede bir yerlere oturmaya karar veriyoruz. Yere serdikleri minderler ve loş ışıkları ile güzel bir atmosfer yaratmış bu barda bir iki kokteyl içip bütün yorgunluğumuzu üzerimizden atıyoruz ve bulunduğumuz mekan artık mekan durulmayacak kadar sıcak olunca yavaştan odalarımıza gidiyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s