Phitsanulok, Tayland.

Standard

23 Mayıs 2013, Perşembe.

DSC09873

DSC09878

DSC09882

Phitsanulok’taki tapınak bölgesinden Buddha görüntüleri.

DSC09886

DSC09889

Tayland’ın “en güzel” Buddha’sı sayılan bronz Buddha.

DSC09896

Sukothai’de yakalandığımız yoğun yağmur.

DSC09899

Sukothai’nin ara sokaklarında bulunan rengarenk evleri.

DSC09903

Sokaklarda yer alan yemek tezgahları.

DSC09902

DSC09905

DSC09906

DSC09907

Sukothai’nin nehir kenarında yer alan tapınaklarından manzaralar.

Sabah 6’da uyanıp istasyonun yolunu tutuyoruz. Ben yine hava aydınlanmamışken uyandığımız için ne yaptığımızı sorgularken, Cihan’ın da aynı hisleri paylaştığına tanık oluyorum da yalnız olmadığım için rahatlıyorum. Bu sefer trenimiz gecikmeden geliyor, biz de direk yola koyuluyoruz. 2-2,5 saatlik yolculuğumuz sürekli uyuklayarak geçiyor. Phitsanulok’a vardığımızda ise çok sıcak ve nemli küçücük bir şehir bizi karşılıyor.

İlk olarak şehrin merkezine doğru yürümeye başlıyoruz. Yol üzerinde gördüğümüz pastanelerden bir tanesine girip karnımızı doyuruyoruz. Sonrasında da şehrin uzak köşesinden bile ayırt edilebilen altın kubbeli Pakistan camisini ziyaret ediyoruz. Bu caminin etrafı ufaklı tefekli bir sürü Müslüman restoranına ev sahipliği yapıyor. Benim canım bir süredir adam gibi süt ürün çektiği için yoğurdu ile meşhur restoranlardan birine oturup iki kase yoğurt ve ayrana en yakın içecek olan tuzlu lassi’yi sipariş ediyorum. Böylece haftalık kalsiyum ihtiyacımı da karşılamış oluyorum. Türk olduğumuzu duyan restoran sahipleri çok heyecanlanıyor da kötü İngilizcelerine rağmen anlaşmaya çalışıyoruz. Sonrasında bu şehirde durmamızın ana nedenlerinden biri olan Tayland’ın en güzel Buddha görüntülerinden birisini görmek için tapınaklara doğru ilerliyoruz. Bu şehirde durmamızın bir diğer nedeni de gitmek istediğimiz Sukothai şehrine buradan otobüsle geçecek olmamız.

Tapınakların bulunduğu bölgede üç ana tapınak yer alıyor: Meşhur ve en güzel diye tabir edilen, Bangkok’ta yer alan Zümrüt Buddha’dan sonra ikinci öneme sahip olan bronz Buddha heykeline ev sahipliği yapan Wat Phra Si Ratana Mahathat; 700 yıllık bir Buddha’yı içerisinde barındıran Wat Ratburana ve Wat Nang Phaya. Bu üç tapınağın içerisinde Buddha heykelleri de birbirine o kadar benziyor ki biz hangisinin en güzel olduğunu ancak önünde bekleyen ve tapınan kalabalıktan ayırt edebiliyoruz.

Tapınakları ziyaret ettikten sonra nehir kenarına da bir göz atıp bir tuktuk’la anlaşıp bizi otobüs istasyonuna götürmesini istiyoruz. Otobüs istasyonuna gidince Sukothai’ye gidecek ilk otobüse biletlerimizi alıyoruz. Sukothai’ye olan yolculuğumuz beklediğimizden kısa sürüyor ve şehre vardığımızda aralıksız yağan çok kuvvetli bir yağmur bizi karşılıyor. Ne yapacağımızı bilmeden istasyonun içerisindeki plastik sandalyelere sığınıyoruz. Cihan, son bir haftadır taşıdığı yağmurluğu sonunda giyebilmenin sevincinde olsa da yağmurun duracağı yok. Umutsuzca istasyonda beklerken bir adam yanımıza yaklaşıyor. Konaklayacak bir yer arayıp aramadığımızı soruyor. Genelde bu tür sorulara önyargı ile yaklaşsak da fazla alternatifimiz yok. Gösterdiği otel hem merkezi, hem ucuz, hem de bizi araç ile otele transfer ücretsiz! Yine dört ayak üzerine düşmenin sevinci ile teklifi kabul ediyoruz. Bizi kapının önünde bekleyen klimalı arabaya bindiriyorlar, onnbeş dakika sonra otelin önündeyiz.

Oteldeki görevliler bizi şemsiyelerle karşılıyorlar. Üstelik kiraladığımız oda da son derece sevimli. Odada biraz oyalanıp dinleniyoruz, yağmurun durmasını bekliyoruz. Sonrasında yağmurun durması ve güneşin kendisini tekrar belli etmesi ile beraber, biz de kendimizi Sukothai’nin yeni şehir olarak anılan kısmına atıyoruz. Burada çok fazla ilgi çeken bir şey yok; gündüz ve gece pazarı tezgahlarından ve nehir kenarını süsleyen bir iki tapınaktan başka. Biz de bu tapınakları gördükten sonra önce karnımızı doyuruyoruz sonrasından da bölgenin barlarından birine girip terasına oturup biralarımızı yudumluyoruz. Oturduğumuz barı yoğun bir motosiklet grubu dolduruyor, zaten mekanın adı da Chopper! Sadece bizim alışkanlığımız mı bilinmez, bira yanında fıstıksız gitmiyor. Fıstık olmadığını öğrenince Cihan bir koşu yandaki marketten gidip fıstıklarımızı kapıyor. Gece biranın eşliğinde çok tatlı geliyor. Sabahtan kendimize söz verdiğimiz için ertesi gün erken uyanma derdi de yok! Muhabbet ede ede geceyi sonlandırıyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s