Lopburi, Tayland.

Standard

22 Mayıs 2013, Çarşamba.

DSC09767

Ayutthaya’nın uzay savaşlarından fırlamışı andıran rengarenk tuktukları.

DSC09771

DSC09772

Ayutthaya tren istasyonundan manzaralar.

DSC09777

DSC09779

Ayutthaya – Lopburi treni.

DSC09790

DSC09832

Phra Narai Ratchaniwet isimli kraliyet sarayı yemyeşil bir bahçenin içerisinde yer alıyor.

DSC09798

DSC09806

Lopburi Müzesi saray içerisinde yer alan üç binada sergilemeleri ile dikkat çekiyor.

DSC09819

DSC09825

DSC09830

Kraliyet sarayının beyazlı turunculu binaları.

DSC09833

DSC09839

Lopburi sokakları.

DSC09851

DSC09854

Tapınaklar maymun işgalinde.

Sabah uyanıp erkenden tren istasyonuna doğru yola çıkıyoruz ve Lopburi isimli şehre gitmek için tren biletlerimizi alıyoruz. Sabahın ilk trenlerinden biri olmasına rağmen trenimiz rötar yapıyor. Her yeni gelen trene bizim trenimizmiş heyecanıyla yaklaşsak da, görevli her seferinde bizim trenimizin yolda olduğunu söylüyor ve ne işse her soruşumuzda aradan ne kadar zaman geçerse geçsin trenimizin yarım saat sonra geleceğini belirtiyor. Beklemenin bize tek faydası ise bizi guava isimli enfes meyve ile tanıştırması oluyor. İlk tadına baktığımızda tazeliği ve dildeki bütün tat noktalarına aynı anda hitap eden kuvveti ile guava Tayland’da en beğendiğim meyveler arasına en tepeden giriş yapıyor.

Uzunca süre beklememizin sonunda trenimiz ağır aksak geliyor. Biletlerimizi üçüncü sınıf aldığımız için koltuk numarası yok, bir telaş vagonlara atlıyoruz. Bizimle beraber yoğun bir kalabalık da trenlere koşuşturuyor. Biz iki amcanın karşısında boş koltuklar bulup yerleşiyoruz. En son vagonun son kısmı tamamen keşişlere ayrılıyor, bu bölme vagonun geri kalanından iplerle ayrılıyor. Biz de bu son vagonun diğer başında oturuyoruz. Çok eski olan trenimiz ile yolculuğumuz iki üç saat kadar sürüyor.

Tayland’ın en eski şehirlerinden bir tanesi olan Lopburi’ye vardığımızda eşyalarımızı (daha doğrusu sadece Cihan’ın çantasını) emanete bırakıp şehri keşfetmeye çıkıyoruz. Şehir merkezinde yer alan ve yürüme mesafesinde bulunan birkaç tapınak bölgesinden ve saraydan oluşan şehrin görülmeye değer eserlerine ek olarak, bu şehir aynı zamanda bolca bulunan maymunları ile de meşhur.

İlk olarak tren istasyonundan şehir merkezine uzanan bölgedeki tapınak yıkıntılarına göz atıyoruz. Sonrasında da Phra Narai Ratchaniwet olarak bilinen sarayın yolunu tutuyoruz. Eskiden kraliyet sarayı olarak görev yapan bu binada Lopburi Müzesi yer alıyor ve Lopburi’nin yerel tarihine ışık tutan eserlere yer veriliyor. Üç farklı binaya yayılmış müzenin çok güzel organize edilmiş sergi salonları dikkat çekiyor. Müzeyi gezdikten sonra dilerseniz sarayın bahçesinde yer alan banklarda oturup manzaranın tadını çıkarabiliyorsunuz. Saraydan çıktıktan sonra yol üzerinde bulunan tapınak yıkıntılarının etrafında dolana dolana maymunlarla burun buruna geliyoruz. Elektrik direklerinde, pencerelerde, restoranların önünde, kısaca bu hayvanlar şehrin her yerinde aylak aylak dolaşıyor.

Bir süredir hiçbir şey yememiş olmamızın da etkisiyle öğle yemeği için restoran arayışına giriyoruz. Ne yazık ki şansımız çok yaver gitmiyor, ya gördüğümüz restoranlar çok tekin durmuyor ya da restoranlarda sergilenen yemekler midemize hitap etmiyor. Sonunda hızlı Tay yemeği satan bir yere giriyoruz, burada noodle çorbası olarak aldığımız kaseler bir kaşıklık gelince, bir tane daha söylüyoruz. İki minicik kase karnımızı doyurmaya yetmiyor. Karnımız aç bu restorandan çıkıp yol üzerinde gördüğümüz pastaneye ilerliyoruz. Burada her türlü pastaya, böreğe, çöreğe saldırıyoruz. Tabi pastaneden çıktığımızda maymunların görüş açısından uzak olduğumuza emin olarak.

Şehirde görmek istediğimiz her bölgeyi gezmiş olarak tren istasyonunun yolunu tutuyoruz. Tren istasyonunda ne ile ilgili olduğunu anlayamadığımız bir festival var. Yüzlerce öğrenci istasyonda bekleyen trenin içinden dışından çığlıklar atıyor, bağırıyor, şarkı söylüyor. Ben şaşkın balık misali bir an ne olduğunu algılamaya çalışıyorum. Hava kararmaya yakın ve bizim bir sonraki durağımız olan Phitsanulok isimli şehre olan tren gece 11’de kalkıyor. Şehre çok geç varıp otel arama telaşına düşmeyelim diye geceyi Lopburi’de geçirmeye karar veriyoruz. Şehir merkezine tekrar dönüp pazarın yakınlarında yer alan bir konukevinde bir oda ayarlıyoruz. Fiyatlar o kadar ucuz ki Tayland’ın geri kalanına kıyasla.

Odalara yerleşince önce yapış yapış Tayland sıcağından kurtulmak için duş alıyoruz. Sonrasında da kapının önünde kurulu pazarın son demlerini geziyoruz. Pazar tezgahları teker teker kapanırken biz de karnımızı doyurmak için şehrin sokaklarında açık restoran bulmak adına turluyoruz. Denk geldiğimiz bir sanat cafe’si ilgimizi çekiyor da içeri giriyoruz. Güzel sanatlar fakültesi öğrencisi ya da mezunu tarafından işletildiği çok belli olan bu restoranın her yerinde yarım kalmış ya da tamamlanmamış çizimler, boyalar, kalemler, kağıtlar, spreyler yer alıyor. Cafe’yi tek başına işlettiğini anladığımız minicik kıza siparişlerimizi söyleyip oturuyoruz. Kız cafe’nin arka tarafına geçiyor, tıkırtılar eşliğinde sırayla bizim yemeklerimizi hazırlıyor ve yirmi dakika içerisinde her şeyi önümüze getiriyor.

Karnımızı doyurduktan sonra otelimizin yolunu tutuyoruz. Bu son bir haftayı görece rahattan alarak geçirmeye karar versek de yine olmuyor, yine olmuyor. Sabah binmeye karar verdiğimiz bizi Phitsanulok’a götürecek tren 6.30’da kalkıyor. Erkenden uyuyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s