Vientiane, Laos.

Standard

10 Mayıs 2013, Cuma.

DSC09037

DSC09050

DSC09051

Buddha Park’tan manzaralar.

DSC09061

DSC09069

Pha That Luang’dan manzaralar.

Sabah uyandıktan sonra kahvaltımızı yine otelimizle aynı sokakta yer alan Fransız fırınlarından bir tanesinde yapıyoruz. Karnımız doyduktan sonra şehir merkezinde yer alan Talat Sao otobüs istasyonuna gidip bir sonraki durağımız olan Vang Vieng için araçların saatlerini öğreniyoruz. Hangi saatin bize uygun olduğuna karar veremediğimizden biletlerimizi gezilecek yerleri bitirdikten sonra alma konusunda anlaşıyoruz. Sonrasında yine aynı istasyondan kalkan 14 numaralı otobüse binip Xieng Khuan’ın yani Buddha Park’ın yolunu tutuyoruz. Bindiğimiz klimalı otobüsümüz ilk olarak Tay – Lao Dostluk Köprüsü’nde duruyor. Burada otobüsteki herkes iniyor, bizi de başka bir otobüse yönlendiriyorlar. Fakat öğrendiğimize göre bizi yönlendirdikleri otobüsün kalkmasına daha bir saat var. Biz de burada daha fazla vakit kaybetmek istemediğimizden bir tuktuk ayarlayıp Buddha Park’a devam ediyoruz.

Vientiane’in 25 kilometre uzağında yer alan bu park 1958 yılında Luang Pu tarafından inşa edilmiş ve parktan içeri girdiğinizde Hindu ve Budist mitolojilerinde yer alan farklı sahneler sizi karşılıyor. Tanrılar ve şeytanların çeşit çeşit heykelleri parkın çeşitli köşelerine yayılmış bir şekilde yer alıyor. Parkı gezmemiz neredeyse yarım saatimizi alıyor.

Buddha Park sonrasında geldiğimiz otobüs istasyonuna tekrardan dönüyoruz. Burada öğlen iki için bizi Vang Vieng’e götürecek klimalı bir minivan ile anlaşıyoruz. Herkesin modu ve enerjisi aşırı sıcak ve sürekli yolculuk halinde olmaktan dolayı son derece düşük olsa da Laos’un simgesi haline gelen Pha That Luang’ı yani altın tapınağı görmeden dönmeyelim diyoruz. Öyle ki bu tapınak Laos’taki en önemli ulusal anıt olarak biliniyor ve Budist dininin simgesi olmasının yanı sıra aynı zamanda Laos bağımsızlığı ile de özdeşleşiyor. Buddha’nın göğüs kemiklerinden bir tanesinin tapınak içerisinde yer alan stupa’da bulunduğuna inanılıyor. Yine bir tuktuk’la bizi önce tapınağa götürüp orada bir on beş dakika beklemesi ve sonrasında da otelimize bırakması konusunda anlaşıyoruz. Kırk beş dakika içerisinde tapınağı ziyaret edip otelimize geri dönüyoruz.

Eşyalarımızı otelden almadan önce bir restorana girip karnımızı doyurmayı ihmal etmiyoruz. Benim burada enerjim tam anlamıyla dibe vuruyor. Yaklaşık iki haftadır takip ettiğimiz yorucu tempo bütün etkileri ile kendisini gösteriyor. Akşamında Vang Vieng’e varınca uzunca uyuyacağımı kendime tekrar tekrar hatırlatıp son bir yolculuk için kendimi motive etmeye çalışıyorum. Eşyalarımızı hazırlayıp bizi alacak minivan’i beklemeye koyuluyoruz. Klimalı ve daracık koltuklu minivan’da bizden başka kalabalık bir İngiliz ekip de yolculuk yapıyor. Yolun dört ya da beş saat süreceğini söylemelerine rağmen, bir Laos klasiği olarak Vang Vieng’e varmamız altı saatimizi alıyor.

Otel aramaya çok da mecalimiz olmadığı için önünde durduğumuz otelden odalarımızı ayarlayıp kendimiz yataklara atıyoruz. Saat akşam yemeği vakti olmasına rağmen, benim dışarı çıkma niyetim yok. Bütün geceyi uyuyarak, tabiri caizse yolculuk pilimi şarj ederek geçiriyorum. Bu sırada Cihan ve Emre dışarı çıkıyorlar. Sonrasında öğrendiğime göre güzel bir şeyler yiyip soluğu masaj salonunda almışlar.

9 Mayıs 2013, Perşembe.

DSC08963

Ulusal kütüphane.

DSC08965

DSC08967

Başkanlık sarayının olduğu bölgede yer alan koloni dönemi villaları.

DSC08969

DSC08970

Yol üzerinde uğradığımız tapınaklardan görüntüler.

DSC08983

DSC08984

Wat Si Saket’ten manzaralar.

DSC09011

DSC09015

Zafer anıtı, Patuxai.

DSC09024

That Dam, yani siyah pagoda.

Elimizde numaralı koltuklar olmasına rağmen gece otobüsümüz boş olduğu için her birimiz farklı bir koltuğa yayılıyoruz. Uyku da o kadar yorgunluk ve telaş sonrası tatlı geliyor. Sabah 7 gibi otobüs bizi Vientiane otobüs istasyonunda bırakıyor. Yola çıktığımdan beri ilk defa sırt çantamı daracık koltuk araları nedeniyle bacağımın altına değil de, yukarıdaki bölmeye yerleştiren ben, en başta cüzdanımın çantamdan ayrı çıkmasını uyku sersemliği ile normal karşılıyorum. Fakat otobüs istasyonundan bizi şehir merkezine götürecek tuktuk’a bindiğimizde cüzdanımı açmamla gece soyulmuş olduğum gerçeği ile yüzleşmem bir oluyor. Cüzdanımda bulunan Tayland’dan kalma Baht, Kamboçya’dan kalma Amerikan dolarına ek olarak Laos kiplerinden de eser yok. Üstelik cüzdanımı ilk satın aldığımda benim bile fark edemediğim gözdeki paralar bile ortada yok! Yaklaşık 120 – 150 Amerikan doları civarında param insaflı hırsıza kurban gidiyor. İnsaflı diyorum; çünkü cüzdanımda bulunan kartlarım, pasaportum; çantamda bulunan cep telefonum yerinde duruyor. Hırsız insaflı davranmış da sadece nakit paramı almış diye derin bir oh çekiyorum. Potansiyel kaybımın büyüklüğü, kaybettiklerime kıyasla çok ağır geldiğinden moralimi çok da bozmamaya çalışarak; ama ders almış bir şekilde Vientiane merkeze varıyorum.

Şehir merkezine vardığımızda neredeyse ilk karşımıza çıkan otellerden biri ile anlaşıp iki oda tutuyoruz. Hepimiz sonsuz otobüs aktarmalarından ve otobüs koltuklarında harcadığımız saatlerden yorgun düşmüşüz, bu nedenle şehri keşfetmeye çıkmadan önce biraz dinlenmenin en mantıklısı olacağına karar veriyoruz. Bir iki saat kadar uyuduktan sonra, dinlenmiş, modumuz iyileşmiş, karnımız aç, şehri keşfetmeye hazırız!

Laos’a gelmeden önce tekrar tekrar ününü duyduğumuz, Laos’taki Fransız fırınları ne yazık ki Laos’a adımımızı attığımızdan beri hiç karşımıza çıkmıyor. Her yolculuğumuzda kendimizi “Bu yolu da atlatalım Fransız fırınlarında karnımızı doyuracağız.” şeklinde motive etmeye çalışsak da küçük şehirlerde bir türlü bu Fransız usulü fırınlara rastlayamıyoruz. Vientiane’e vardığımızda bütün butik fırınları yan yana dizilmiş görünce yüzümüz sonunda gülüyor, kahvaltımızı da nerede yapacağımıza otomatikman karar vermiş oluyoruz.

Kahvaltı için girdiğimiz Fransız fırınında bizden başka yoğun bir Fransız popülasyonu yer alıyor. Kahvaltımızı çeşitli ekmekler ve günler sonunda kaliteli kahve ile yapıp şehrin sokaklarında kaybolmak için kendimizi dışarı atıyoruz. Şehrin ilgi çekici yerlerini gezmeden önce aynı ay içerisinde Myanmar’a da gitmeyi planladığımız için Myanmar Büyükelçiliği’ne olan yolu yürüyelim, hem de şehri daha iyi anlamış oluruz diyoruz. Yaklaşık iki saat kadar büyükelçiliğe olan yolu güneş altında yürüyoruz. Bu arada fikir her yere yürüme meraklısı benden çıktığı için gençlerin bol bol hayır duasını aldığımı hissediyorum her adımda. Yolda ulusal kütüphane binasını, koloni döneminden kalma villaları, başkanlık sarayını görüyoruz. Yol üzerinde denk geldiğimiz tapınaklara girmeyi de ihmal etmiyoruz.

Büyükelçiliğe vardığımızda başvurumuzu takiben iki iş günü içerisinde vizeyi alabileceğimizi öğreniyoruz; fakat biz o günün başvuru saatlerini kaçırmışız. Bu da araya hafta sonu gireceği için pasaportları pazartesi almak anlamına geliyor ki bizim o kadar zamanı Laos’ta harcama gibi bir niyetimiz yok. Gerisin geri geldiğimiz yolu yürümemek adına bir tuktuk’a binip şehrin en önemli tapınaklarından biri sayılan Wat Si Saket önünde iniyoruz. 1818 yılında inşa edilmiş bu tapınak, Vientiane’in en eski tapınağı olma özelliğini koruyor. İç duvarlarında iki bin kadar gümüş ve seramik Buddha heykellerinin bulunduğu bu tapınak aynı zamanda duvar resimleri ile de göz dolduruyor.

Wat Si Saket sonrasında yolun karşısında yer alan Haw Pha Kaew’e uzaktan göz atıp aynı bölgede yer alan yerel pazarı ve alışveriş merkezini ziyaret ediyoruz. Birbiri içine girmiş mağazalar yığını bizi kısa sürede yıldırıyor da burada çok vakit harcamadan tekrardan yola koyuluyoruz. Th Lan Xang caddesi üzerinde yer alan Patuxai isimli zafer anıtı bir sonraki durağımız oluyor. Bu devasa kemer 1969 yılında Amerika Birleşik Devletleri tarafından havaalanı inşası için bağışlanmış çimento ile inşa ediliyor. Kemeri biraz inceledikten sonra altındaki banklarda biraz oturuyoruz, bu sırada tepedeki güneş de etkisini azaltmış, çok rahatsız etmiyor. Zafer anıtından sonra şehrin göbeğinde yer alan That Dam olarak bilinen siyah pagodaya da uğrayıp otelimizin yolunu tutuyoruz. Bizim için fazlasıyla uzun bir gün olmuş. Duş alıp akşam yemeğine kadar biraz dinlenmeye karar veriyoruz.

Hava kararıp akşam yemeği için tekrar dışarı çıktığımızda ise anayol üzerinde yer alan batı tarzı restoranlardan birine giriyoruz. Yemek beklediğimiz kadar iyi olmasa da doyurucu. Yemek sonrasında Mekong nehrinin kıyısında yer alan akşam pazarını ziyaret ediyoruz. Kırmızı tenteleri altında takı, el işi ve tekstil ürünleri satanlara ek olarak farklı türde yemek tezgahları nehir kenarını süslüyor. Burada biraz oyalandıktan sonra otele geri dönüyoruz. Daha çok geç olmamasına rağmen sokakları dolduran travesti sayısı bizi şaşırtıyor. Güney Asya’nın sürekli ucuz seks turizmi ile anılmasına her uğradığımız şehirde tekrar tekrar tanık olmak ise benim içimi burkuyor.

Bu arada Kamboçya’da Angkor Wat’ı gezerken tanıştığımız Türk turizm firması yetkilisi Sevgi hanım aracılığıyla Vietnam ofisi ile irtibata geçiyoruz. Vietnam vizesinin nasıl alınabileceği konusunda son bir haftadır yazışmalarımız devam ediyor. Anlaşılan Türklerin vize alması o kadar zor ki, bize sadece ülkeye havaalanından giriş yaparsak vize sağlayabilecekler. Bu da bizim Laos’tan Vietnam’a geçme planlarımızı sekteye uğratıyor. Üstelik vize ücreti de oldukça yüksek. Biz de Vietnam planlarımızı bir başka bahara erteliyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s