Vang Vieng, Laos.

Standard

11 Mayıs 2013, Cumartesi.

IMG_6671

Vang Vieng’in her türlü yiyeceği hazırlama kapasitesine sahip tezgahları.

DSC09079

Televizyonlarında Friends bölümleri gösterilen cafe’ler.

DSC09080

DSC09081

Fat Monkeys isimli bar.

DSC09089

Yiyecek tezgahları akşam da iş başında.

Vang Vieng’i gündüz gözüyle bile görmek buranın genç yabancı turistler için yaratılmış yapay ve ucuz bir eğlence şehri olduğunu anlamamıza yetiyor. Bu yüzden burası muhtemelen yolculuk boyunca en az sevdiğim şehirlerden bir tanesi oluyor. Sabah uyandıktan sonra kendimizi kahvaltı yapmak için güzel bir cafe’ye atıyoruz. Bir gün önceden akşam yemeği yememenin de etkisiyle menüdeki her şeyi sipariş etme potansiyelim olsa da gelen kocaman porsiyon omletler ve ekmekler yüzümü güldürmeye yetiyor.

Kahvaltı sonrasında günün aktivitesi ise belli: tubing. Tubing, Laos’ta en yaygın aktivitelerden bir tanesi. Size verilen kocaman siyah lastikler üzerinde kendinizi nehrin akışına bırakıyorsunuz. Bu sırada nehir üzerine sıralı barlara birer içki için uğramayı ihmal etmeden tabi! Şehirde tubing aktivitesini tekeline almış tek bir yer var. Lastikleri buradan kiralayabiliyorsunuz, sonrasında görevliler sizi bir tuktuk eşliğinde merkezden 2-3 kilometre uzaktaki başlangıç noktasına kadar bırakıyorlar. Biz de lastiklerimizi aldıktan sonra, iki yabancı ile beraber başlangıç noktasının yolunu tutuyoruz. Çocuklar bir önceki gün de tubing yaptıklarını, çok eğlenceli olduğunu anlatıyorlar. Biz de duyduklarımıza kanıyoruz ve tubing maceramız böylece başlıyor.

İlk on, on beş dakika gayet keyifli geçiyor. Nehrin su seviyesi çok düşük olduğu için arada takıldığımız taşlardan kurtulmaya çalışarak, geride kalana laf atarak, fotoğraf çekip şımararak ilk bara kadar geliyoruz. İlk bara vardığımızda taşlar üzerinden ufak bir çocuk bize ip atıp bara çıkmamıza yardımcı oluyor. Barın içi ise yabancı kaynıyor. Herkes öğlen güneşin en tepedeki saatleri olmasına rağmen yoğun alkol tüketimine başlamış, bir grup “beer pong” adlı bira oyununu oynuyor. Biz de burada hafif bir şeyler içip (Annecim ben valla içmedim!) tekrardan tubing aktivitesine geri dönüyoruz. Yolun bundan sonra olan kısmı ise işkence olarak tabir edebileceğim bir süreci kapsıyor. Her şeyden önce hava çok sıcak, güneş tam tepede. Bir sene önce nehir kenarını donatan barlardan, kaydıraklardan ne yazık ki sarhoş olup boğulan turistler yüzünden eser yok. Bütün yol boyunca denk düştüğümüz tek bar, ilk gördüğümüz bar oluyor. Sonrasında iki saate yakın üç kilometrelik yolu akıntının azlığı nedeniyle yavaş yavaş alıyoruz.

Bir noktada artık susuzluk canımıza tak edince gördüğümüz bir konukevinin yamacında duruyoruz. Buraya tırmanırken Emre’nin lastiğinden patlama sesini takiben havanın ince sızışı duyuluyor. Böylece, Emre lastiği patlatmayı başarıyor. Yukardan bir adet su alıp orada oturan Avrupalı amca grubu ile muhabbet ettikten sonra Emre tuktuk’la şehir merkezine geri dönüyor. Biz de Cihan’la başladığımız tubing’i sonlandırmak için nehre kendimizi tekrar bırakıyoruz. Bizim yolumuz bir saat daha sürüyor. Her ilerleyişimizde “Biz Emre ile neden dönmedik ki?” demeden kendimizi alamıyoruz. Muhtemelen yağış sonrası nehir akıntısının daha kuvvetli olduğu dönemde çok daha eğlenceli olacak bu aktivite bizi tatmin etmiyor. Konukevinde konuştuğumuz amcalardan biri yağış sezonu sonrasında başlangıç noktasından sona ulaşmanın sadece kırk beş dakika sürdüğünü anlatıyor bize.

Sonunda bitiş noktası olduğunu düşündüğümüz bir yerde inip şehir merkezine yürümeye başlıyoruz. Terliklerimizi tubing merkezinde bıraktığımız için asfalt ve taşlı yollarda yürümek epey can sıkıcı oluyor. On beş dakika kadar yürüyüşten sonra lastikleri teslim edip soluğu odada alıyoruz. Güzel bir duştan sonra, kendine bile hayrı olmayan vantilatör beni serinletmek için can çekişiyor.

Akşam yemeği için tekrar buluştuğumuzda çok fazla alternatifimiz var. Küçücük şehir merkezi, istinasız her birinin televizyonunda “Friends” dizisinden bölümlerin gösterildiği ve turistlerin kitlenmiş gibi bu bölümleri izlediği cafe’lerle dolup taşıyor. Biz görece daha rahat bir ortamı olan bir restorana yerleşip yemek siparişlerimizi veriyoruz. Son derece leziz yemeklerimizden sonra Vang Vieng’in meşhur gece ortamını görelim diye birkaç bir şeyler içmek için herkesin üzerinde rengarenk tişörtlerini gördüğümüz Fat Monkeys isimli barın yolunu tutuyoruz. Bara girdiğimizde tişörtlerin kaynağı da anlaşılıyor. İki votka alana bir tişört bedava. Gece boyunca güzel müzik ve keyifli muhabbet bize eşlik ediyor. Ertesi gün erkenden otobüsümüz olduğu için çok fazla geçe kalmadan odalarımıza geri dönüyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s