Luang Prabang, Laos.

Standard

13 Mayıs 2013, Pazartesi.

DSC09112

DSC09116

DSC09121

DSC09127

DSC09134

DSC09147

DSC09149

DSC09150

DSC09156

Kuang Si şelalelerinden manzaralar.

DSC09160

Kuang Si şelalelerine uzanan yoldaki ayı barınağı.

IMG_6764

Luang Prabang’ın sıra sıra tuktuk’ları.

IMG_6765

Tıklım tıkış otobüsümüz.

Sabah uyandıktan sonra çantalarımızı toparlayıp eşyalarımızı otele bırakıyoruz. Bugün hem aktivite günümüz olacak, hem de aynı günün gecesinde Tayland sınırına doğru uzun bir yolumuz var. İlk işimiz bizi meşhur Kuang Si şelalerine götürecek bir tuktuk ile anlaşmak oluyor. Öğrendiğimize göre ana cadde üzerinde yer alan tuktuk’ların birçoğu saat 11’de bu şelalelere tur düzenliyor ve bu saate yakın gidince uygun fiyat indirimi de yapıyorlar. Yolda rastlaştığımız bir tuktuk şoförü ile fiyat ve saat üzerinde anlaştıktan sonra kahvaltı yapmak için yol kenarına sıra sıra dizilmiş sandviç, krep ve buzlu meyve içeceği hazırlayan tezgahlardan birine oturuyoruz. Servis son derece hızlı. Kahvaltı sonrasında saat 11’e yakınken tuktuk şoförü ile buluşmaya karar verdiğimiz noktaya doğru ilerliyoruz. Tuktuk’a bindiğimizde bize bir kişi daha katılıyor. Sonrasında tuktuk bizi klimalı bir minivan’ın yanına götürüyor. Minivan’e biniyoruz; ama henüz yola çıkamıyoruz. Minivan’deki koltuklar dolana kadar minivan şoförümüz yolda gördüğü her turistin önünde durup ikna etmeye çalışıyor. Şansımıza bu süreç çok uzun sürmüyor da, on on beş dakika içerisinde yola koyulabiliyoruz. Biz minivan’e binerken başlayan yağmur da etkisini iyice azaltıyor yola çıktığımızda, bu da bize derin bir oh çektiriyor.

Şelalelerin olduğu bölgeye gelmemiz bir saatimizi alıyor. Şoför üç saate yakın bekleyeceğini belirtiyor ve saat 14:45’te buluşmak üzere anlaşıp ayrılıyoruz. Bu sırada şelalere uzanan yol kenarında ızgarada çeşitli etler pişiren bir restoranda şişe takılmış fareler görüyoruz. Bildiğiniz sıçanları olduğu gibi şişe geçiren teyzenin müşterisi var mı içten içe merak ediyorum ben. Şelalelere doğru ilerlerken ilk olarak bir ayı barınağına geliyoruz. Birbiri ardına dizilmiş etrafı çitlerle kaplı bahçelerde ayılar oyunlar oynuyor, dolanıyor ya da uyukluyor. Bu mekanın burada neden bulunduğunu tam olarak anlayamasam da biz de ayılara bir göz atıyoruz. Buradan sonra şelalelere vardığımızda buz mavisi suları ile katman katman bölmelerden oluşan şelaleler bizi karşılıyor. Biz en başta en yukarı tarafa kadar gidip sonrasındaki vakti de yüzerek geçirmeye karar veriyoruz.

İlk şelale bölmesinde herkes fotoğraf çektiriyor. Turuncu kıyafetleri ile keşişler şelalenin kayalıkları arasına geçip poz verirken oluşan kontrast benim çok hoşuma gidiyor. Şelalelerin asıl görkemli noktasına geldiğimizde yukarı ormanlık alan doğru uzanan merdivenleri görüyoruz. Çok dik toprak kayalıklar arasından bu yolu yukarıdaki manzara buna değecektir umudu ile sıcaktan dolayı perişan, terden dolayı sırılsıklam olmuş bir şekilde çıkıyoruz. Yukarı çıktığımızda renk değiştirmişiz artık, üstelik yukarıda bulunanlardan öğrendiğimize göre görecek hiçbir şey yok. Tırmandığımız bölgenin tek atraksiyonu yaklaşık yirmi santimetre boyutundaki devasa örümcek oluyor. Etrafı biraz dolandıktan sonra kendimizi şelalenin sularına atmak için yüzülebilen alanlara geçiyoruz. Emre girmek istemese de, Cihan ve ben direk suya atlıyoruz ve şelalenin akıntısının altına oturup serinliyoruz. Bu sırada yanımızda bulunan Sri Lankalı bir amca ile muhabbet ediyoruz, ben şelaleden çıktıktan sonra bu amcanın Cihan’a şelale içerisinde viski ikram ettiğini öğreniyorum. Buz gibi su, sıcağa karşı çok iyi geliyor. Akşam yolculuk öncesi duş alamayacağımız için günün sıcaklığını da böylece üstümüzden atmış oluyoruz.

Şelalede en son uğradığımız yer bir ağaca gerilen ip sayesinde herkesin akrobatik hareketler yapıp gölete atladığı bölüm oluyor. Burada da biraz oyalandıktan sonra minivan’ın yolunu tutuyoruz. Bu sırada fare satan teyzenin fareleri ızgara üzerinde gözükmüyor. Ben bir an dehşetle kimin o fareleri mideye indirebileceğini tahayyül etmeye çalışıyorum.

Tekrardan Luang Prabang’a döndüğümüzde ise ilk işimiz bizi hiç hayal kırıklığına uğratmayan Jomo isimli cafe’ye uğramak oluyor. Karnımızı doyuruyoruz ve burada otobüs saatimiz yaklaşana kadar oturuyoruz. Artık otobüs istasyonuna gitmemizi düşündüğümüz bir anda otelimize dönüp eşyalarımızı alıyoruz ve ayarladığımız bir tuktuk ile otobüs istasyonuna doğru ilerliyoruz.

Otobüs istasyonuna varınca turizm firmasından aldığımız biletleri başka biletler ile değiştiriyorlar. Yarım saat otobüs istasyonunda bekledikten sonra Tayland’a uzanan yolumuz başlıyor. Herkes uzun bir aradan sonra güzel yemek, güzel şehirler ve güzel insanların diyarı Tayland’a döneceği için çok heyecanlı. Ama önümüzde atlatmamız gereken son bir sınav, son bir gece yolculuğu daha var.

En başta her şey yolunda giderken otobüs istasyonundan biraz ilerledikten sonra otobüs yeni yolcular almaya başlıyor. Gerçek anlamda otobüsün koridorları da dahil daha fazla insanı içeri alacak kapasitesi kalmayana kadar yolcu alıyoruz. Daracık koridora atılan minicik plastik sandalyelerde ikişer üçer kişi oturuyor. Bize görece rahat koltuklarda on saat yol gitmek bile zor gelirken, insanların geceyi bu sandalyelerde nasıl geçireceğini düşünüyorum. İlk saat sonrası bir yerde tuvalet ve yemek molası veriyoruz. Biz yine hemen her mola yerinde yaptığımız gibi bir lokmada yenen keklerden depoluyoruz. Bu durduğumuz mola yerindeki ilginçlik ise tezgahlara bağlı devasa sürüngenlerin bulunması. Gece olduğu için ben fark etmiyorum; ama neredeyse mola yerindeki 4-5 dükkanın hepsinin tezgahında kocaman ejderler bulunuyor. Bazıları kafeslere konmuş, bazıları domuz düğümü ile bağlanmış, bazıları da sadece ayaklarından bağlanmış bu zavallı hayvanların burada işi ne bilemiyorum.

Gece yolculuğumuz keşmekeş halinde başlıyor. Ben yine bir adet mide bulantısı hapı alıp uykunun saniyesinde beni ele geçirmesine izin veriyorum.

12 Mayıs 2013, Pazar.

DSC09098

Mola yeri tuvaletimiz.

DSC09101

Vientiane – Luang Prabang arasında mola verdiğimiz muazzam yer.

DSC09102

IMG_6705

IMG_6706

Mekong Nehri’nden manzaralar.

IMG_6703

Gece pazarınnı kesen yollarda yer alan açık büfe tezgahları.

DSC09104

DSC09105

Gece pazarından manzaralar.

DSC09107

Luang Prabang sokakları.

DSC09110

Nehir kenarına yerleştirilmiş atmosferi ile artı puan toplayan Utopia isimli mekan.

Sabah yine erkenden uyanıyoruz. Bir gün önceden otelimiz aracılığıyla ayarladığımız klimalı minivan saat dokuzda bizi Luang Prabang’a götürmek için otelimizin önünde hazır bekliyor. Şansımıza bu seferki minivan’ımız bir öncekilere kıyasla daha büyük ve geniş. Cihan ve ben rahat bir yerlere oturuyoruz. Emre de en başta bavulların yanında rahat bir koltuğa oturduğunu düşünse de sonrasında yanına oturan biraz şişmanca Çinli kız yüzünden bütün yol boyunca içten içe küfrediyor. Ben aldığım mide bulantı ilacının yaptığı tatlı uyku sayesinde neredeyse bütün yol boyu kesintisiz uyuyorum. Arada mola vermek için bir iki kere duruyoruz. Mola verdiğimiz yerlerden bir tanesi büyüleyici manzarası ile uykumuzu anında açıyor. İşin komik tarafı bu mola yerinde tuvaletlerin bile manzaralı olması. İki yanı kapalı; ama manzarayı gören tarafının duvarsız ve açık olduğu bu tuvalet hayatım boyunca kullandığım en manzaralı tuvalet olma unvanını da alıyor.

Altı saatlik bir yolculuk sonrasında Luang Prabang şehir merkezine vardığımızda bir süre nerede olduğumuzu algılayamıyoruz. Sağa mı gitsek, sola mı gitsek, ne yapsak derken yol kenarında gördüğümüz konukevi işaretini takip edip geniş bir bahçesi olan konukevine varıyoruz. Odalar ve fiyatlar da bize uygun gelince hemen konaklamayı kabul ediyoruz. Eşyalarımızı yerleştirdikten sonra odalarda çok oyalanmadan Luang Prabang sokaklarına çıkıyoruz. İlk olarak Vientiane’de de bir şubesi bulunan Joma isimli cafe’ye gidip karnımızı doyuruyoruz. En son midemize bir şeyler gireli saatler olmuş. Sonrasında da şehrin sokaklarını yürümeye başlıyoruz. Arada turizm firmalarından bir tanesine uğrayıp bir sonraki gün için bizi Tayland sınırında bulunan Huay Xai şehrine götürecek bir gece otobüsü ayarlıyoruz.

Bu şehir, Laos’ta gördüğüm ve ziyaret ettiğim en sevimli ve karakterli şehir olarak aklımda kalıyor. Akşam pazarına uzanan tapınaklar arasına sıkışmış ana sokağını geziyoruz. Hava kararmaya yakın olduğu için akşam pazarında kurulmaya başlanan tezgahlar arasında dolanıyoruz. Sonrasında da bu ana sokağa paralel olan Mekong nehri kıyısına doğru ilerliyoruz. Mekong nehri üzerinde ilerleyen ve yolcuları karşı kıyıya taşıyan tekneleri izliyoruz, kıyı şeridine dizilmiş cafe ve restoranlara göz atıyoruz. Sonrasında da bir şeyler yemek için tekrardan dışarı çıkmadan önce odalara gidip duş alıp biraz dinlenmeye karar veriyoruz.

Hava kararmışken tazelenmiş şekilde dışarı çıkıyoruz. Artık neredeyse her tezgahın kurulduğu rengarenk akşam pazarının daracık yolları arasında dolanıyoruz. Akşam pazarını kesen sokaklarda açık büfe Laos yemekleri son derece ucuz fiyatla satılıyor. Biz de bir tabak bu yemeklerden deniyoruz; ama bizim için çok da tatmin edici olmuyor. Havanın kararması ile farklı bir renge bürünen sokakları turladıktan sonra ününü çok duyduğumuz Utopia isimli bara gitmeye karar veriyoruz. Ana yol üzerinden biraz uzakta, bulunması zor bu mekanı okları takip ede ede buluyoruz. Mekandan içeri girdiğimizde ise neredeyse Laos’ta başımıza gelen en güzel şeyle karşı karşıyayız. Bu mekan gerek tasarımı, gerek atmosferi, gerekse çaldığı müzikler ile kolay kolay bulunmayacak türde bir yer. İçerisi yabancılardan geçilmiyor. Oturmak için bir yerler ararken daha önce Tham Kong Lo mağaralarını beraber gezdiğimiz Martin ile de karşılaşıyoruz. Mağaralardan sonra direk buraya geldiğinden bahsediyor.

Sonrasında içkilerimizi alıp yerdeki minderlerde kendimize bir yer ayarlıyoruz. Mekan kapanana kadar da burada oyalanıyoruz, arada diğer yabancılarla tanışıyoruz. Saat gece yarısı olmadan otelimize dönme niyetindeyken bir bakıyoruz herkes ayaklanıyor, meğersem mekan 11’de kapanıyormuş. En başta anlam veremesek de biz de nasıl olsa kalkıyorduk diyip otelimizin yolunu tutuyoruz. Kapının önünde birçok tuktuk sürücüsü mekandan çıkanları şehrin diğer popüler mekanı olan Bowling’e götürmek için sıralanmış bekliyor. Şehir dışında bulunan bu mekan da en az Utopia kadar övgü topluyor. Biz teklifleri reddedip gece sakinliğinde boş yollar arasından otelimize geri dönüyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s