Tham Kong Lo, Laos.

Standard

8 Mayıs 2013, Çarşamba.

DSC08823

Tham Kong Lo mağaralarının girişine doğru ilerlerken.

DSC08827

Mağara girişinde mavi tonlarındaki kanolar bizi bekliyor.

DSC08899

DSC08850

DSC08857

Mağaranın içi son derece geniş.

 

DSC08897

IMG_6587

Mağarayı geçen nehrin içinde süzülürken.

DSC08916

DSC08935

Pirinç tarlaları arasında dönüş yolumuz.

Sabah erkenden uyanıyoruz. Herkes uyuduğu şekilde uyanmış. Kimse hareket etmeye cesaret bile edememiş. Gece yerlerde bulunan ölü böcek sayısı ise on katına çıkmış. Nasıl oluyor da hepsi bu odayı buluyor çok anlamasam da uyanır uyanmaz zaten geceden açmadığımız eşyalarımızı alıp kendimizi odadan dışarı atıyoruz.

Amacımız Laos’un en büyük mağarası olarak da bilinen, genişliği yedi kilometreyi bulan, belli yerlerde yüksekliği 70-80 metreye kadar çıkan mağaraları ziyaret etmek. Mağaralara gidiş yolu oldukça çetrefilli, birkaç yerde aktarma yapmamız gerekiyor. Eşyalarımızı korku filmi otelimizin evden bozma lobisine bırakıp hemen yola koyuluyoruz. Otobüs istasyonundan öğrendiğimize göre gitmek istediğimiz bölgeye on dakika içerisinde bir otobüs var. Otobüs yolculuğumuz iki saate yakın sürüyor. Bizi bir kavşakta bırakıyorlar ve işaretlerle kesen yoldan ilerlememizi söylüyorlar. İndiğimiz yerden içe doğru olan sapağa doğru yürüyoruz biz de. İlk karşımıza çıkan otobüs durağı gibi bir bölmede yolumuzu tekrar soruyoruz, bize doğru yerde olduğumuzu ve orada beklememiz gerektiğini söylüyorlar. Bizimle beraber bir başka yabancı daha bekliyor. Ben teyit etmek amacıyla soruyorum hemen aynı yere gidip gitmediğimizi. O da mağaraların olduğu bölgeye gidiyormuş; ama bizim aksimize mağaralara kırk beş dakika uzaklıkta olan kasabada konaklamayı planlıyormuş.

Bir on dakika kadar bekledikten sonra bir otobüs geliyor. Bizi otobüsün boş koltuklarına dağıtıyorlar. Otobüs yolcu ağırlığından çok yük taşıyor. Her boş koridorda, koltuklar arasında koca koca koliler yer alıyor. Mağaraların bulunduğu Kuon Kham kasabasına giden yol bir saatten biraz daha fazla sürüyor. Bu bölgeye geldiğimizde mağaralar gitmek için bir elli kilometre daha gitmemiz gerektiğini öğreniyoruz; ama bir sonraki otobüsün kalkmasına daha bir saat var. Üstelik sabah çok erkenden yola çıkmamıza rağmen saat bir olmuş bile!

Bütün sabahı otobüsten otobüse geçerek harcamaktan perişan haldeyiz. Durduğumuz kasabada ise hiçbir şey yok. Neredeyse yüz metre uzunluğunda bir yol etrafına birkaç pansiyon ve kapalı restoran sıra sıra dizilmiş bulunuyor. Biraz yürüdükten sonra yemek yemek için görece uygun açık bir mekan buluyoruz. Laos’ta her şeyin yavaş işlediğini bildiğimizden menüdekiler arasından en hızlı hazırlanabilecek omletlerimizi sipariş ediyoruz. Bu sırada otobüs durağında tanıştığımız Belçikalı Martin de eşyalarını bir konukevine yerleştirmiş, bize katılıyor. Yemekler yine ve yeniden biraz geç gelse de karnımızı doyurmamız için yeterli oluyor. Mekanın en ilginç yanı ise, biz verandada oturmamıza rağmen, içeriden karaoke şarkılarının yükselmesi. Mikrofonu eline geçirmiş bir ablamız bizim orada bulunduğumuz kırk dakika boyunca sesine hiç aldırmadan sırayla şarkıları söylüyor. Yemekleri beklediğimiz süre boyunca herkes gülerek “Keşke yemekler gelseydi, o zaman daha katlanılabilir olurdu.” diyor.

Yemek sonrasında tekrardan otobüs durağının yolunu tutuyoruz, Martin de kasabada yapacak bir şey olmadığından bize katılmaya karar veriyor. Küçük bir tuktuk’un arkasına yerel halkla beraber sıkışıp bir saat kadar yolculuk yapıyoruz. Bu sırada Martin, Danimarka’da yaşadığından, yedi seneye yakın yatırım bankacılığı yaptıktan sonra dünyayı turlamaya başladığından bahsediyor. Benim aksime o Latin Amerika’dan başladığını anlatıyor ve bana bu bölgeye ilişkin ipuçları veriyor. Üstelik kolunda benim dövmeme benzer bir sinekkuşu dövmesi var!

Mağaranın olduğu bölgeye varınca, mağara giriş ücretine ek olarak bir de kano kiralama ücreti veriyoruz. Kanoların dizildiği mağara girişine yürüyüp ikişerli olarak kanolarda yerimizi alıyoruz ve mağara içerisinde gidiş dönüş iki saatlik bir yolculuğa çıkıyoruz.

Mağarada bir on dakika kadar ilerledikten sonra bölgedeki sarkıt ve dikitleri daha yakından görebilelim diye bir yerde inip o bölgeyi yürüyerek geçiyoruz. Işıklandırma çok iyi değil; sadece kanoda görevli iki kişinin fenerleri ve Cihan’ın kafa lambası aydınlatıyor ortamı. Kanolar ile olan yolculuğumuz ise son derece eğlenceli. Devasa mağaranın içerisinde süzülürken belli yerlerde su seviyesi alçak olduğu için kanodan inip takılan kanonun tekrar yola koyulmasını bekliyoruz. Kano ile mağaranın öbür başında yer alan kasabanın olduğu bölgeye varıp orman içerisinde içecek molası veriyoruz. On beş dakika soluklandıktan sonra kanolarımızda tekrar yerimizi alıyoruz. Birkaç kere duvara çarpmanın eşiğinden dönsek de gördüğüm en etkileyici (ama yine de karanlık) mağaralardan bir tanesinin içinden geçiyoruz.

Başlangıç noktamıza döndüğümüzde bizi kasabaya götürmek için bir tuktuk bekliyor. Hava kararmaya yakın olduğu için bizi geri dönüş endişesi sarmış durumda. Hemen yola koyuluyoruz. Günbatımını tarlalar arasında seyir halindeyken izliyoruz. Yağmurdan ıslanmış pirinç tarlalarının üzerine bulutların yansıması düşüyor. Tarlalar, yerel halk, sessiz sakin manzaralar akıp gidiyor rüzgar eşliğinde. Tam hava kararmışken kasabaya varıyoruz. Aracımız benzin almak için bir benzinlikte duruyor. Şansımıza o sırada üzerinde Thakhek yazan bir araç kenara çekmiş bekliyor. Biz hemen tuktuk’tan atlayıp şoförle konuşmaya gidiyoruz. Biraz konuştuktan sonra araç bizi Thakhek’e taşımayı kabul ediyor. Şansımıza eğer bu araca binmemiş olsak şehre dönmemizin başka yolu yok. Hiç değiştirme ve aktarma yapmadan üç buçuk saat sonra Thakhek istasyonuna varıyoruz.

Aynı gece için hiç vakit kaybetmeden ülkenin başkenti Vientiane’e bir otobüs bilet alıyoruz. Ve gece 11’de olan otobüsümüz öncesinde karnımızı doyurmak için Thakhek şehir merkezine inmeye karar veriyoruz. Bizi şehir merkezine götürmesi için bir tuktuk şoförü ile anlaşıyoruz. Yemek yemek istediğimizi anlattığımız şoför bizi çok güzel bir Tayland restoranına götürüyor. Bulduğumuz yemek Laos’ta yediğimiz en iyi yemek olduğu için (o da zaten Tayland mutfağı!) keyfimiz gayet yerinde. Yemek sonrasında kendimizi bizi bekleyen on saatlik yolculuğa hazırlamak için istasyona geri dönüp çantalarımızı alıyoruz ve gece yolculuğumuz da böylece başlıyor.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s