Tha Kaek, Laos.

Standard

7 Mayıs 2013, Salı.

IMG_6527

Yol boyu bizi takip eden enteresan bulutlar.

IMG_6559

Pursat yerel pazarı.

IMG_6571

Laos otobüsleri.

Sabah uyanıyoruz, eşyalarımızı topluyoruz, konakladığımız yerden çıkışımızı yapıyoruz. Kahvaltı için daha önce akşam yemeği için gittiğimiz Reagge Cafe’ye gidiyoruz. Bizimkiler her gittiğimiz restoranda yemekleri Türk yemeği usulünce modifiye etme alışkanlıklarını bu sefer de bozmuyorlar. Çırpılmış yumurtaları soğan ve domates ile istiyorlar ve kahvaltıları menemene çok benzer bir şekilde geliyor.

Bir önceki gece bir turizm firması aracılığıyla aldığımız, bizi Thakhek’e götürecek paket ulaşım için kahvaltı sonrasında kıyıya gidip beklemeye koyuluyoruz. Bizimle beraber çok yoğun bir yabancı kalabalığı var. Kıyıda bekleyen görevliler herkesi ellerindeki makbuzların rengine göre sınıflandırıp kıyıdaki teknelere bölüştürüyor. Yarım saat rötarla da olsa anakaraya geçiyoruz. Bizimle beraber aynı araca binecek İtalyan bir kız ve dört nesil Rus bir aile, anakarada bizi ülkenin kuzeyine taşıyacak minivanı beklemeye koyuluyoruz. Minivan’ımız da kırk beş dakika rötarla geliyor. Boşuna ülkenin kısaltması olan LPDR’ı, “Lao Please Don’t Rush” yani “Laos, lütfen acele etme” olarak çevirmiyorlar diye içimden geçiriyorum her gecikmede. Minivande sıkışık koltuklarımızda kuzeyin görece ilk büyük şehri olan Pakse’ye kadar üç saate yakın yolculuk ediyoruz. Yol boyu uyuklamak, kitap okumak, müzik dinlemek en favori aktivitelerimiz oluyor. Pakse’ye varınca bizi minivan’den mola yeri bir durakta indiriyorlar. Arada ben bölgenin yanı başında bulunan yerel pazara kendimi atıyorum. Hiç bıkmıyorum görmediğim garip ürünlere göz atmaktan, yoğun ve genelde kötü olan kokuyu içime çekmekten. Sabah kahvaltısında adam gibi hiçbir şey yememiş olmama rağmen pazarda gördüğüm her şey midemi alt üst etmeye ve günün geri kalanı için olan açlığımı da ortadan kaldırmaya yetiyor. Üstleri kara sinek dolu domuz parçaları, kokmaya yüz tutmuş balıklar, çürümüş sebze ve meyveler, yerlerdeki kirli su birikintilerine beş on dakika kadar dayanabiliyorum.

Pakse’den bizi Tha Kaek’e taşıyacak olan VIP otobüsümüz bir saat sonra geliyor. Şansımıza otobüsümüz boş ve konforlu; fakat ne yazık ki sürekli bir yerlerde mola veriyor. Otobüs yolculuğunun on dakika ilerleme, yirmi dakika mola vermeleri Mehter Takımı’nın iki adım ileri bir adım gerisini aratmıyor. Mola verdiğimiz yerlerde karnımızı doyuracak çakma abur cuburlar bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Yol boyunca Cihan’la sıkıntıdan pişti oynuyoruz. Bölük pörçük uyumaya çalışıyoruz, ben arada birkaç bölüm dizi izliyorum.

Bize 19:30’da varacağımızı söyledikleri Tha Kaek’e gece yarısına doğru varıyoruz. Tabiri caizse hiçbir yerin ortasındayız. Yoldan ve sürekli yolculuk halinde olmaktan sersemlemiş, aç ve yorgun kendimi Tha Kaek otobüs istasyonunda buluyoruz. İlk işimiz istasyon yakınlarında bir otel arayışına girişmek oluyor. Gördüğümüz bir iki tane küçük motel ve pansiyonlar gözümüze çok da tekin gözükmeyince ana yol üzerinde yer alan büyükçe bir otele gidiyoruz. Üç kişilik bir oda istiyoruz; fakat kadın ya anlamadığından ya da daha önce Don Det’de de ilk sorduğumuz yerde olduğu gibi bizi iki kişilik yatakta üç kişi yatırmayı amaçladığından iki kişilik bir odaya yönlendiriyor. Tekrardan resepsiyona dönüp derdimizi anlatıyoruz da bu sefer içinde iki tane geniş iki kişilik yatağın bulunduğu bir odayı bize veriyorlar. Odaya girişimiz bana korku filmini anımsatıyor. Daracık koridorlarda elim boyutunda uçabilen devasa hamamböcekleri dolanıyor Odanın içi ise daha vahim. İki vantilatörden biri çalışmıyor ve odanın yerlerinde en az on düzine böcek ölüsü var! Odaya en son ne zaman oda temizlemenin girdiği ayrı bir tartışma konusu.

Kendimizi bu odada sadece sabaha kadar uyuyacağımız konusunda ikna edip yiyecek bir şeyler aramaya çıkıyoruz. Birkaç yere bakınıp restoran bulamadıktan sonra otobüs istasyonu içerisinde yer alan restoranlardan birine giriyoruz. Oradaki garson kadın sadece noodle çorbaları olduğunu söylüyor. Biz ne ile karşılaşacağımızı bilmediğimiz için öncesinde bir tane sipariş edip tadına bakıyoruz. Sonuç şaşırtıcı şekilde lezzetli. Bunun üzerine iki çorba daha isteyip bir nebze karımızı doyuruyoruz ve istemeye istemeye de olsa odamıza geri dönüyoruz. Odada böcek sayısı biz odada bulunmadığımız süre zarfında artmış ya da bende o hissi uyandırıyor. Ben yatakta kendime korumalı bir alan yaratıyorum da vücudum neredeyse hiçbir köşeye duvara değmeyecek şekilde uykuya dalıyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s