Don Det, Laos.

Standard

6 Mayıs 2013, Pazartesi.

DSC08781

DSC08739

Don Det’i Don Khong’a bağlayan taş köprü.

DSC08746

Don Khong’un kumsallarından bir tanesi.

DSC08747

DSC08776

Khone Phapheng Şelalesi.

DSC08789

DSC08796

DSC08811

Don Det’de günbatımı.

IMG_6556

Reagge Bar’ın “happy” yani “mutlu” menüsü. (Adada birçok ürünün serbest olduğunu hatırlatmama gerek yok herhalde.)

O kadar uzun zaman olmuş ki saat alarmı ile uyanıp bir yerlere yetişmeye çalışmayalı. Bizim için görece rahat ve yavaş tempo bir gün oluyor. Öğlene doğru geç bir saatte uyanıyoruz, kahvaltılarımızı bölgenin parmakla sayılan cafe’lerinden bir tanesinde leziz omletler sipariş ederek yapıyoruz. Kahvaltı sonrasında cafe’de biraz daha oyalanıp interneti kontrol ediyoruz. Hiç acelemiz yok, hiç planımız yok. Bugünü sadece içimizden geldiği gibi geçirmek istiyoruz.

4000 Adalar’da çok fazla görecek şey yok, birçok ziyaretçi de buraya kafa dinlemek ve mola vermek için uğruyor. Adalarda motosiklet ve bisikletler çok yaygın. Biz de bölgeyi turlamak için en mantıklısının bisiklet kiralamak olduğuna karar veriyoruz. Bölgenin en büyük iki adası olan Don Det ve Don Khong adalarını birbirine bağlayan bir köprü bulunduğundan bu iki adayı gün içerisinde bisikletle gezmeyi planlıyoruz.

Bisikletlerimizle adaları ince ince geçen daracık düz toprak yoldan ilerliyoruz. Yol kenarındaki ağaçlar adeta bir koridor oluşturuyor. Yol boyunca çeşit çeşit bungalovlar, küçük yerel evler, tarlalar arasından geçiyoruz. Bisiklet yolu huzurlu. Don Det’i bir başından bir başına geçip Don Khong’a uzanan köprüye ulaştığımızda giriş için 25000 kip istiyorlar. Satın aldığımız bilet aynı zamanda adada yer alan ve Güney Asya’nın en büyük şelalesi olarak bilinen Khone Phapheng için de giriş bileti oluyor.

İlk olarak şelaleyi görmeyi uğraşırken şans eseri Don Khong’un ince yumuşak kum kaplı kumsallarından birine çıkıyoruz. Nehrin birkaç koldan etrafında birleştiği ve ayrıldığı kayalıklarla süslü kumsalında gölgede biraz oturuyoruz. Sonrasında yola devam ediyoruz. Kaybola kaybola meşhur şelaleyi buluyoruz. Şelale tüm görkemi ile kayalar arasından akıyor. Oluşturduğu yollar nehir üzerinden mola verdiğimiz kumsala kadar uzanıyor. Şelale etrafında biraz dolandıktan sonra toprak yollarda bisikletlerimize binmeye devam ediyoruz. Zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmıyoruz. Bir bakmışız aradan üç dört saat geçmiş.

Günbatımını yine Don Det’de izlemek adına gökyüzü renk değiştirirken yola koyuluyoruz. Hava kararmaya yakın Don Det’e varıp nehri boydan boya gören teras restoranlardan birisine oturuyoruz. Günbatımı bir önceki gün kadar güzel. Burada gecenin tüm renkleri ile yeryüzünü boyayışını izliyoruz hava kararana kadar. Sonrasında konakladığımız yere dönüp duşlarımızı alıyoruz ve karnımızı doyurmak için dışarı çıkıyoruz.

Kumsal kenarında yer alan restoranlardan bir tanesine oturuyoruz. Yemek siparişimiz on dakika, sonrasında yemeğin bize servis edilmesi bir buçuk saat kadar sürüyor. Arada Cihan yine bu kadar rahatlığa dayanamayıp mutfak kontrolü yapmak ve garsonları strese sokmak için kolları sıvıyor. Yine de bizi çok umursayan yok. Ne garsonlar, ne de diğer görevliler. Üstüne bir de sürekli üzerimize üşüşen boy boy sinekler ve böcekler akşam yemeğimizi işkenceye dönüştürüyor. En sonunda daha fazla mücadeleye dayanamayıp yemekleri hızlı hızlı yiyip odalara geri dönüyoruz. Müzik açıp uyuyana kadar muhabbet ediyoruz.

Bu arada Don Det benim hamamböceği fobime yeni bir boyut katıyor. Geceleri patika yoldan yürürken ya da verandadan bungalovuma girmeye çalışırken zıplayan, uçan ve vücuduma çarpan kocaman hamamböcekleri, banyoda bir ya da iki böcek bulmaktan çok daha sarsıcı oluyor benim için.

5 Mayıs 2013, Pazar.

DSC08668

DSC08669

DSC08683

Tekneyle Don Det’e doğru ilerlerken.

DSC08794

Don Det’in kumsalı.

DSC08707

DSC08719

Don Det’de günbatımı.

Sabah yine saatin alarmı 05:50’de bizi uyandırıyor. Oda dışarıya kıyasla çok daha sıcak ve nemli. Hızlıca hazırlanıp otelden çıkışımızı yapıyoruz. Kapının önünden bir tuktuk ayarlayıp bizi merkez pazarın yakınlarındaki otobüs istasyonuna götürmesini istiyoruz. Otobüs durağına vardığımızda, ülke içerisinde daha önce de kullandığımız; bagajların, tuvaletin ve araç şoförünün alt bir bölmede yer aldığı, yolcu koltuklarının ise yukarı bölmede bulunduğu bir otobüs bizi karşılıyor. Otobüs boş ve rahat, içerisi klimadan dolayı serin olmasına rağmen ben bir türlü uyuyamıyorum. Yol boyu Mekong nehrine paralel akan manzarayı izliyorum. Arada Emre arkada uyuklarken, biz Cihan’la pişti oynuyoruz.

Her durduğumuz noktada otobüse yeni yabancılar biniyor. Yol boyunca üç dört kere mola veriyoruz. Sabahtan beri midemize tek bir lokma girmemiş olduğu için her mola yerinde karnımızı doyuracak bir şeyler arıyoruz; ama şansımız bisküvilerden ileri gitmiyor. Sınıra kadar olan yolumuz beş saat sürüyor. Güney Asya bizim için şehirlerde geçirilenden daha çok vaktin otobüslerde ve yollarda aktığı bölge olarak akılda kalıyor.

Sınıra gelmemize yakın, otobüste bulunan Hollandalı ağabey kardeşten birisi pasaportunu Siem Reap’taki otelde bıraktığını fark ediyor. Bu bölgeden Siem Reap’a gidecek bir sonraki otobüsün ertesi gün olduğunu öğrenince çocukları sınıra yakın, konaklama bulabilecekleri bir kasabada bırakıyoruz. Bir an düşünüyorum, böyle bir şaşkınlığı yapmak benim için de ihtimaller dahilinde; ama böyle bir şey benim başıma gelse muhtemelen geri kalan bütün yolu kendime küfrederek geçirirdim.

Sınıra vardığımızda otobüsten inip Kamboçya’dan çıkış ve Laos’a giriş damgalarımızı alıyoruz. Pazar günü olması nedeniyle her iki gümrüğe de ekstradan iki dolar ödüyoruz, fazladan çalışma adı altında. Sınır işlemlerini sorunsuz hallettikten sonra Mekong nehri üzerinde yer alan adacık topluluğunun bulunduğu Si Phan Don olarak da bilinen 4000 Adalar’a doğru ilerliyoruz. Sınırdan bu bölgeye olan yolculuğumuz ise iki saat sürüyor. Bizi Mekong nehrinin kenarında bir yerde bırakıyorlar.

Amacımız 4000 Adalar’dan Don Det olarak bilinen, görece küçük olmasına rağmen rahat ortamı ile ünlenen adaya gitmek. Otobüsün bizi bıraktığı yerden teknelerin bulunduğu kıyıya kadar yürüyoruz. Kıyıda bir süre bekledikten sonra, bizimle beraber bekleyen yabancı grup ile teknedeki yerlerimizi alıyoruz. Teknemiz, parça parça küçük küçük ağaçlık adacıkların, balıkçı teknelerinin arasından Don Det’e ulaşıyor. Don Det’e vardığımızda adanın patika yolundan ilerleyerek konaklayacak bir yerler bakınıyoruz. Dört beş yere fiyatları ve alternatifleri sorduktan sonra sonunda iki bungalov için cüzi bir miktara anlaşıp eşyalarımızı bırakıyoruz. Günbatımı saati olduğu için soluğu hemen konakladığımız yerin nehre karşı olan restoran terasında alıyoruz. Günbatımını bu terastan balıkçıların rengarenk gökyüzüne ve ada parçacıklarına karıştığı manzaralar eşliğinde izliyoruz. Sonrasında odalarımıza geçip günün kirliliğini üzerimizden atıyoruz. İyi bir duş, herkese çok taze geliyor.

Akşam yemeği için hazırlanıp Reagge Bar’a yemeğe gidiyoruz. Nehir kenarına kurulmuş, loş ışıkla aydınlatılmış bu ahşap restoranın minderlerine oturduğumuzda buraya ulaşmak için harcadığımız bütün çabaya değdiğini düşünüyoruz. O kadar acıkmışız ki, hızlı hızlı siparişlerimizi veriyoruz. Siparişleri vermemizle elektriklerin kesilmesi bir oluyor. Garsonlardan biri gelip elektrik kesintisi nedeniyle yemeklerin yapılamadığını anlatıyor. O sırada arkadan birisi müzik açıyor. Biz de böceklerin ve kuşların sesleri arasında mum ışığında uzanıyoruz. Fon müziğimiz Jack Johnson. Bu adam neden hep en doğru anlarda, en doğru yerlerde devreye giriyor? Karnımız çok aç olsa da kimsenin şikayeti yok. Uzanmış sessizce ortamı dinliyoruz.

Elektrikler bir yarım saat sonra geliyor, yemeklerimiz de elektriklerin gelmesi ile hazırlanıyor. Bu sırada İranlı Farooz ve arkadaşları ile tanışıyoruz. İran’ın Türkiye sınırına yakın bir bölgeden geldiklerini, an itibariyle Avrupa’nın farklı ülkelerinde yaşadıklarını, Türkçe anlayıp konuşabildiklerini söylüyorlar. Türkçe duymayı ve konuşmayı özlediklerinden bahsediyorlar. Biraz Türkçe konuşuyoruz onlarla.

Sonra adacığın sahil olarak anılabilecek yerinde oturmaya karar veriyoruz. Bir bakkaldan biralarımızı alıp sarı ince kum sahile iniyoruz. Birkaç yudum almamızla etrafımızı köpeklerin sarması bir oluyor. En başta bir iki derken, birden ona yakın köpek bizi çevreliyor. Bir noktadan sonra durum rahatsız edici boyuta ulaşınca odalarımıza geri dönüyoruz ve geceyi bungalovlarımızın verandasında bulunan hamaklarda akşam esintisine nazaran sonlandırıyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s