Bangkok, Tayland.

Standard

29 Nisan 2013, Pazartesi.

DSC07800

Lumphini Park’taki Kral Rama IV heykeli.

DSC07844

DSC07824

DSC07840

DSC07832

Wat Saket, Altın Dağ’dan manzaralar.

DSC07852

Phrakan Kalesi.

DSC07867

DSC07869

DSC07870

Demir kale olarak anılan Wat Ratchanadda.

Çinli oda arkadaşlarım sağ olsun yine sabahın köründe alarmım çalmadan uyanıyorum. Fırsattan istifade ben de vize işlerimi halletmek için odadan erken çıkmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Khaosan Yolu’nun oradan yine 15 numaralı otobüse biniyorum. Tapınaklar ve kalabalık yollar arasından zigzaglar çizerek ilerliyoruz. Lumphini Park’a geldiğimizde otobüsten iniyorum. Park içerisinde yer alan Kral Rama IV’nin heykeline göz attıktan sonra buradan geçen ve büyükelçiliklerin bulunduğu bölgeye giden metro hattına biniyorum. Metro hattı ile Thailand Congress Center durağına kadar ilerliyorum. Vize başvurusu yapmayı planladığım Laos ve Kamboçya Büyükelçilikleri haritada bu bölgeye çok yakın gözüküyor. Birkaç kere yolumu kaybettikten sonra sora sora doğru yolu buluyorum; ama meğersem haritada yakın gözüken mesafeler en az 5-6 kilometre tutuyormuş. Ben de nasıl olsa bir kere yürümeye başladım diye taksiyle binmek istemiyorum. Büyükelçilikleri bulana kadar bir saatten fazla yürüyorum güneş altında. Sonunda büyükelçilikleri görünce derin bir oh çekiyorum.

Kamboçya vizesinin daha kısa sürede çıktığını bildiğim için önce Kamboçya Büyükelçiliği’ne gidiyorum. 1000 baht karşılığında gerekli formu doldurup bir adet fotoğraf verip vizemi iki üç dakika içerisinde alıyorum. Burada şaşkın bir Hintli grup da sürekli bana sorular soruyor. Her seferinde benim yazdıklarıma nereye gideceğimi sorguluyor. Buradan on metre ilerisinde yer alan Laos Büyükelçiliği’ne geçiyorum. Öğlen arası öncesinde bu işi halletmek istediğim için hızlı olmaya çalışıyorum. Hemen formu alıp masaya oturup doldururken yan masadan Türkçe kelimeler tanıdık misafirler olarak kulağıma geliyorlar. Kafamı kaldırıyorum, iki genç. “Türk müsünüz?” “Evet! Sen de mi? Yok artık!” Emre ve Cihan ile tanışıyorum. Ben formu doldurmaya çalışırken biraz muhabbet ediyoruz, sonrasında öğlen arasına takılmamak için onlar Kamboçya Büyükelçiği’ne koşturuyor; ben de kendi işlemlerimi tamamlıyorum. Vizeyi saat birde yani bir buçuk saat sonra alabileceğimi söylüyor görevli. Ben de kapının önüne oturup kitap okumaya başlıyorum. Bir süre sonra Emre ve Cihan geri dönüyor. Türkçe konuşmayı o kadar özlemişim ki. Onlar ne yaptıklarından, ne ettiklerinden bahsediyor. Ben de kendi maceramı anlatıyorum. Bir buçuk saat su gibi akıp gidiyor. Arada İsviçreli bir kız yanımıza gelip ben de sizinle bekleyebilir miyim diyor, yanımıza oturuyor; ama bu bile bizi Türkçe konuşmaktan vazgeçiremiyor.

Emre ve Cihan da ODTÜ’de işletme okuyor. Okulu bir sene dondurup çalışma ve tatil vizesi ile Avustralya’ya gidiyorlar, burada bir süre çalıştıktan sonra şimdi de biriktirdikleri para ile Güney Asya’yı geziyorlarmış. O kadar uzun süredir Türklerle hiç karşılaşmayıp Laos Büyükelçiliği’nde iki tanesine denk düşmek! Aslında anlaşılabilir bir şey; çünkü Laos kapıda herkese vize verirken sadece Türklere vermiyor.

Ben vizemi aldıktan sonra hep beraber Khaosan Yolu’na gidiyoruz. Bir restorana oturup karnımızı doyuruyoruz. Sonrasında Güney Asya’daki planlardan biraz bahsediyoruz. Cihan’ın Tayland vizesi bir sonraki gün biteceği için Tayland’dan çıkış yapması gerekiyor. Bu nedenle de ertesi gün Kamboçya’ya gitmeyi düşünüyorlar. Biraz konuştuktan sonra benim de aklımı çeliyorlar da ben de planlarımı komple değiştirip ertesi gün onlarla beraber Kamboçya’ya doğru ilerlemeye karar veriyorum. Khaosan Yolu üzerinden ucuz bilet satan gişelerden bir tanesinden, kitapta ve internette yazan bütün uyarılara rağmen, 250 bahta bir bilet alıyoruz. Biraz bölgede dolanıp tezgahlara göz attıktan sonra ertesi gün buluşmak üzere ayrılıyoruz. Onlar aşı olmaya hastane yolunu tutuyorlar, ben de görmediğim tapınakları görmek için yola koyuluyorum.

Yine 15 numaralı otobüse binip ziyaret etmek istediğim tapınakların bulunduğu bölgede iniyorum. İlk olarak altın dağ olarak da anılan Wat Saket’e doğru ilerliyorum. Ayutthaya döneminde inşa edilmiş bu altın tapınağa ulaşabilmek için etrafını dolanan beyaz merdivenleri çıkmak gerekiyor. Etrafta turuncu kıyafetleriyle koşuşturan küçük keşiş adayı öğrenciler dolanıyor. O kadar sevimliler ki ben de peşlerinden fotoğraf çekebilmek için koşturuyorum. Tapınağın tepesinden Bangkok’un manzarası göz alabildiğince uzanıyor. Burada biraz vakit geçirdikten sonra önce Phrakan Kalesi’ne uğrayıp demir kale olarak da bilinen Wat Ratchanadda’ya geçiyorum. Bu gördüğüm iki tapınak bir önceki gün gördüğüm Budist tapınaklarından çok farklı bir mimari sergiliyor. O yüzden de çok ilgimi çekiyorlar.

Tapınakları dolandıktan sonra artık hava kararmışken Khaosan Yolu’na tekrar dönüp karnımı doyuruyorum. Bu ülkede yemekler o kadar güzel ki, yedikçe yiyesim geliyor. Yemek sonrasında otelimin yolunu tutuyorum, yarın çok erken başlayan uzun bir gün olacak.

28 Nisan 2013, Pazar.

DSC07782

DSC07784

Siam Paragon’dan alışveriş manzaraları.

DSC07786

Siam bölgesinde yer alan meşhur MBK alışveriş merkezi.

DSC07790

DSC07795

Chatuchak Pazarı’nın dar koridorlarından bir tanesi.

Sabah Emir’le mesajlaştıktan sonra Bangkok’un farklı bir yüzünü görmek üzere Siam bölgesindeki alışveriş merkezlerinde buluşmaya karar veriyoruz. Ben otelimden aldığım tarifler doğrultusunda buraya otobüs ile gitmeye karar veriyorum. Khaosan Yolu üzerinden günlük buzlu mangolu içeceğimi aldıktan sonra 15 numaralı otobüse biniyorum. Normalde 7 baht olan otobüs ücretini, otobüste yer alan bir görevli topluyor; ama görevli yoksa kimse otobüs ücretini ödemiyor. Benim şansıma da otobüste görevli yok ve alışveriş merkezleri ile meşhur Siam bölgesine kadar ücretsiz olarak gidiyorum. Bir yandan da elimde tuttuğum harita üzerinden otobüsün nerelerden geçtiğini takip etmeye çalışıyorum. Rana 1 yoluna geldiğimde otobüsten iniyorum.

Yan yana dizilmiş sayısız devasa alışveriş merkezi bulunuyor burada. Siam Discovery, Siam Center, Siam Paragon, Central World bunlardan sadece birkaçı. Biz de Emir’le Siam Paragon’da buluşuyoruz. Girdiğim bu devasa alışveriş merkezi ağzımı açık bırakmaya yetiyor. Bir süre mağazaları dolanıyoruz, kitapçılara bakıyoruz. Yemek katındaki her türlü yiyeceği teker teker izleyerek gözlerimizi doyuruyoruz. Sonrasında yine aynı bölgede yer alan MBK isimli, ucuzluğuyla ün salmış, her şeyin bulunduğu devasa alışveriş merkezine gidiyoruz. Bir noktadan sonra üzerime üzerime gelen kalabalıklar beni fazlasıyla yoruyor ve kendimizi dışarı atıyoruz. Bir şeyler yemeye karar veriyoruz. Sonunda yine alışveriş merkezlerinden birisinin içerisinde yer alan bir biftek restoranına oturup bifteklerimizi söylüyoruz. Emir beni adalara gitmeye ikna etmeye çalışıyor, benimse planımda kuzeye doğru ilerleyip Laos ve Kamboçya’ya geçmek var. Biraz muhabbetten sonra ayrılıyoruz.

Hava daha kararmadığı için ben de şansımı Tayland’ın en büyük pazarı, dünyanın da en büyük hafta sonu pazarı olarak bilinen Bangkok’un kuzeyinde yer alan Chatuchak Haftasonu Pazarı’na giderek değerlendirmeye karar veriyorum. Skytrain isimli metro hattı ile kolayca ulaşılabilen bu pazarın bulunduğu bölgeye vardığımda ellerinde poşetler, akın akın insan kalabalığı ile karşılaşıyorum. Bu devasa Pazar birbiri içine girmiş beş binden fazla tezgahtan oluşuyor. Kıyafetler, ayakkabılar, ev eşyaları, takılar, el işlemeleri birbiri ardına dizilmiş tezgahları süslüyor. Ben de bu tezgah labirentlerinde kendimi kaybediyorum. Günler aylar boyunca aynı kıyafetleri giymenin de etkisiyle birkaç parça yeni kıyafet almak iyi hissettiriyor. Artık yürümekten ayaklarıma kara sular inmişken otelime geri dönmeye karar veriyorum. Hava çoktan kararmış. Otelde güzel bir duş sonrası odadakilerle muhabbet geceye kadar devam ediyor.

27 Nisan 2013, Cumartesi.

DSC07616

Wat Chana Songkhram’da keşişler adayları için yemek zamanı.

DSC07625

DSC07630

DSC07640

DSC07647

Wat Intrarawihan.

DSC07663

Kraliyet Sarayı’nın bulunduğu bölgeyi beyaz bir duvar kapatıyor.

DSC07675

DSC07671

Saray bölgesi içerisinde yer alan duvar işlemeleri.

DSC07673

DSC07679

DSC07680

DSC07684

DSC07687

DSC07689

DSC07695

DSC07696

DSC07713

DSC07714

DSC07729

Kraliyet sarayından detaylar.

DSC07749

Wat Pho’da masaj zamanı.

DSC07752

DSC07753

DSC07764

DSC07765

Wat Pho’dan manzaralar.

DSC07761

Wat Poh içerisinde yer alan yatan Buddha.

DSC07768

DSC07772

Khaosan Yolu’nun gecesi.

Bangkok’ta ilk günüm. Hep merak etmiştim herkesin iyi kötü mutlaka bir fikri olduğu bu ülkenin başkentini. Karmaşasını, kalabalıklarını, öve öve bitiremedikleri yemeklerini, güler yüzlü insanlarını… Sabah erkenden otelimden çıkıyorum. Otelim meşhur Khaosan Yolu’na on beş dakikalık yürüme mesafesinde sessiz ve sakin, yerellerin yaşadığı bir sokakta yer alıyor. Yolda yürürken sokakta oynayan çocuklar, dükkanlarının içinde uyuklayan satıcılar, yol kenarında muhabbet eden teyzeler karşılıyor beni. Şimdiden beklediğimden farklı bir ortam beni selamlayan. Her ziyaret ettiğim ülkenin ilk gününde olduğu gibi bir şaşkınlık üzerimde etkisini sürdürüyor; ne yapacağımı, şehri nereden gezmeye başlayacağımı henüz tam olarak kestiremiyorum. Hele bir sokaklara atayım da kendimi, nasıl olsa sokaklar beni bir yerlere ulaştırır diyorum.

Khaosan Yolu’na vardığımda havanın sıcağı ve nemi günün erken saatleri olmasına rağmen tüm etkisi ile kendisini hissettiriyor. Yol kenarından buzlu mangolu bir içecek alıyorum, taze mango tadı içtikten sonra bile hala damağımda kalıyor. Gece hayatı ile meşhur bu yolu ve bu yolu paralel şekilde geçen diğer yolları bir aşağı bir yukarı tekrar tekrar yürüyorum. Yol kenarına dizilmiş tezgahlarda herkesin üzerinde görebileceğiniz renkli askılı tişörtler, şalvarlar, şortlar, elbiseler, mayolar, deri çantalar, takılar, sandaletler satılıyor. Bir paralelde yer alan sokakta ise çeşit çeşit sokak yemeği tezgahı, dumanları ile sokağı dolduruyor. Bu mahallenin havasını bol bol içime çektikten sonra anayol üzerinde yer alan Wat Chana Songkhram’ı ziyaret ediyorum, Wat Taycada tapınak anlamına geliyor. Tapınak içerisinde turuncu kıyafetleri ile keşişler dolanıyor. Tapınaktan çıktıktan sonra aynı bölgede yer alan Ulusal Müze, Ulusal Tiyatro, Ulusal Sanat Müzesi’ne doğru yola koyuluyorum. Amacım müzelere girmek olmasa da en azından binalarını merak ediyorum. İlk günümü müzelerde kapalı olarak geçirmek istemiyorum. Elimdeki haritadan nerede olduğumu kestirmeye çalışırken Ulusal Sanat Müzesi’nin önünde bekleyen bir adam benimle muhabbete başlıyor. Güzel Sanatlar Okulu’nda hocalık yapıyormuş. Nerden geldiğimi, neler yaptığımı soruyor, anlatıyorum. O da sonrasında başlıyor bana Bangkok ve Tayland hakkında ipuçları vermeye. Nerelere gezmem gerektiğinden girip, beyaz plakalı tuktuk’ları tercih etmem gerektiğinden çıkıyor. En sonunda da yoldan çevirdiği bir tuktuk’la anlaşıp sadece 40 baht karşılığında yarım gün boyunca tuktuk’ı benim için kiralıyor. Böylece benim rotam da az çok belli olmuş oluyor.

Tuktuk şoförüm çok genç ve epey yakışıklı bir Tay çocuk. Çok İngilizce konuşamıyor; ama resim öğretmeninin kendisine gösterdiği rotadan da şaşmıyor. İlk olarak Wat Intrarawihan isimli tapınağa gidiyoruz. Bu tapınakta 32 metre uzunluğunda, 10 metre genişliğinde altın ayakta duran bir Buddha yer alıyor. Tamamlanması altmış yıl sürmüş bu devasa Buddha tepeden tüm görkemini gösteriyor. Buradan hemen yakınlarda yer alan Wat Mongkut’u ziyaret ediyorum. Tapınaklar arasında dolanırken yabancı birisi bir soru soruyor da konuşmaya başlıyoruz. Belçikalı Michelle, yıllar önce Tayland’a taşınmış, Pukhet’te dalış hocalığı yapıyormuş. Bangkok’ta masaj okuluyla meşhur Wat Po’da masaj yaptırmak istediğinden bahsediyor. Konu konuyu açıyor. Laos’un leziz fırınlarından, Tayland’ın kuzeyinde yer alan kabilelere kadar. Bugün şansıma herhalde, her rastlaştığım insan bana çok değerli bilgiler veriyor yolculuğum hakkında. Michelle ile bir yarım saat kadar sohbet ediyoruz. Ben artık tuktuk şoförümü daha fazla bekletmek istemediğimden yarım saat sonunda doyamadığım muhabbete son verip bir sonraki durağıma doğru yola çıkıyorum. Wat Benchamabophit aynı zamanda “Marble Temple” yani mermer tapınak olarak da anılıyor. Yüksek turuncu çatılarının beyaz mermer ile zıtlık oluşturduğu bu tapınak, Bangkok’un en güzel tapınaklarından birisi olarak biliniyor. Buradan sonra Grand Palace ve Wat Phra Kaew’in yolunu tutuyoruz. Tuktuk şoförüm beni kraliyet sarayına yakın bir yerde bırakıyor da nasıl oluyorsa ben ara sokaklar arasında yine yeniden kayboluyorum. Bu sırada önüme gelen tapınakları da sıra sıra ziyaret etmeyi ihmal etmiyorum. En sonunda nerede olduğum konusunda en ufak bir fikrim olmadığının farkına varınca, tapınaklardan birinde görevli olan başka bir genç çocuktan yardım istiyorum. Bu çocuk önce bana yolu tarif etmeye çalışıyor; ama tarifin biraz karışık olduğunu o da anlayınca benimle kraliyet sarayına kadar yürüme nezaketini gösteriyor.

Kraliyet Sarayı, 1782 Siam Kralları döneminden 1925’e kadar kraliyet ailesine ev sahipliği yapıyor. 218400 metre karelik bir alana yayılmış bu saray bölgesi dört beyaz duvar ile çevrili bulunuyor ve birbirinden farklı birçok yapıdan meydana geliyor. Büyük bir bölümü turistlerin ziyaretine açık bulunan bu sarayın bir kısmı hala hükümet binaları olarak kullanılıyor. Altın renkli pagodalardan, detaylı işçilikleri ile hayran bırakan rengarenk duvarları ve turuncu yeşil işlemeli çatıları olan tapınak binalarına, ince işlemeli duvar resimlerinden, rengarenk boyanmış seramiklerle kaplı yapılara kadar saatlerce güneş altında saray alanını geziyorum. Wat Phra Kaew adı verilen, zümrüt yeşili Buddha’nın bulunduğu tapınak da saray sınırları içerisinde yer alıyor. Bu tapınak Tayland’daki en kutsal Budist tapınağı olarak anılıyor. Tapınak içerisinde yer alan 66 cm boyundaki Buddha tek bir yeşim taşından kazınmış.

Wat Phra Kaew’den sonraki durağım yine aynı bölgede bulunan Wat Pho oluyor. Bu tapınak, gündüz Michelle’in bana bahsettiği tapınak aynı zamanda. Yani geleneksel Thai masajının bu tapınakta doğduğu biliniyor ve halihazırda tapınak içerisinde Tayland’ın ilk halk üniversitesi olarak anılan geleneksel tıp ve masaj okulu yer alıyor. Wat Pho’ya girdiğimde tapınak alanında yer alan açık hava pazarı dikkatimi çekiyor. Yerel ürünler, yiyecekler, içecekler tapınak alanına kurulmuş tezgahlarda sergileniyor. İlk işim tapınağın ünlü uzanan altın Buddha’sını ziyaret etmek oluyor. 15 metre yüksekliğinde, 43 metre uzunluğunda olan bu Buddha’nın sedef işlemelerle dolu ayakları en ilgi çekici yanını oluşturuyor. Sonrasında da açık hava pazarını geziyorum. Şansıma tapınak alanında yer alan masaj okulu ücretsiz on beş yirmi dakikalık masaj hizmeti veriyor. Gün boyunca yürümekten ağrımış ayaklarıma ve vücuduma ilaç gibi gelen bu masajı, günün kapanışını mükemmel bir şekilde yapmama imkan sağlıyor. Açık havada yere serilmiş minderler üzerinde, bir yandan yanı başımda bulunan vantilatörün esintisinden iyice mayışıyorum.

Gün batımında otelimin olduğu bölgeye doğru bakanlık binaları arasında yürüyorum. Saat akşam altıyı gösterdiğinde bir anda önünden geçtiğim bakanlık binalarından birisinden Tayland milli marşı yükseliyor. Bölgedeki herkes saygı duruşunda beklemeye başlıyor, ben de kalabalığa uyuyorum. Dönüş yolunda bir şeyler atıştırıyorum ve hava kararmışken otelime geri dönüyorum. Bu sırada aynı akşam Bangkok’a varmış arkadaşım Emir’le mesajlaşıyoruz biraz. O da Suudi Arabistan’da çalışıyor ve tatili için Tayland’a gelmeyi tercih etmiş. Ben biraz otelde dinlendikten sonra gece yarısına doğru Khaosan Yolu’nda Emir’le buluşmak için otelden çıkıyorum. Khaosan Yolu’nun gecesi sabahından o kadar farklı ki. Her yerde akın akın alkol tüketen sarhoş gençler bulunuyor. Biz görece sessiz sakin bir yere oturuyoruz; ama gece boyunca oturduğumuz mekana sürekli sarhoş Avrupalılar geliyor. Birkaçı elindeki bira şişelerini düşürüp kırıyor, birkaçı ise kendisi düşme tehlikesi geçiriyor. Biraz tanıdık muhabbetten sonra ertesi gün buluşmak için sözleşip otellerimize geri dönüyoruz.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s