Banaue & Sagada, Filipinler.

Standard

12 Nisan 2013, Cuma.

DSC06529

Bulutlarla aynı hizada yolculuk ediyoruz.

Sabah 08:30’da otelin önünde buluşuyoruz ve kahvaltı yapmak üzere bölgenin meşhur ve sayılı cafe’lerinden Lemon Cafe’ye gidiyoruz. Burası özellikle limonlu ve yumurtalı tartları ile meşhur. Herkes omlet istiyor, omlet yemeyeli o kadar uzun zaman olmuş ki. Ortaya da limonlu tartlarımızı alıyoruz. Bir iki saat kadar muhabbet edip ne yapacağımızı tartıştıktan sonra hostele geri dönüyoruz. Ben arada bundan sonraki durağım için uçak biletlerine göz atıyorum. Palawan ya da Cebu adasına gitmek en cazip plan gibi gözüküyor. Uçak biletleri de ucuz olunca… Kimsenin doğru düzgün planı olmadığı için bir noktada dördümüz de masa başına oturmuş harıl harıl biletleri inceliyoruz. Julien de bana katılmaya karar veriyor ve ertesi sabah için Cebu’ya olan uçak biletlerimizi ucuza alıyoruz; ama önümüzde çok uzun bir yol olacak anlamına geliyor bu. Sagada’dan Manila’ya gitmenin iki yolu var. İlki geldiğimiz gibi Banaue üzerinden dönmek. Fakat Banaue’den Manila’ya olan otobüsler sayılı ve sınırlı. İkinci alternatif ise Baguio üzerinden dönmek. Baguio’dan Manila’ya her saat başı otobüs kalkıyor.

Maelysse ve Fabrice, Banaue’den biletlerini ilk geldiklerinde garantiye aldıkları için ertesi sabah Bohol’a uçak biletlerini alıyorlar. Biz de Julien ile ertesi sabah Manila’ya ulaşımı garantiye almak için önce Baguio’ya gidip, Baguio’dan saat başı kalkan otobüslerden birini yakalamaya karar veriyoruz. Böylece sabaha karşı Manila’ya varıp, sabah saat 6’da Cebu’ya olan uçağımızı yakalayabiliriz. Fabrice ve Maelysse’in biletlerinde sorun çıkıp bir de ben onlar adına almaya çalışırken, hostelden planladığımızdan daha geç çıkıyoruz da az kalsın günün son Baguio otobüsü olan saat 11’dekini kaçıracak gibi oluyoruz. Beş dakika kala otobüse varıyoruz ve normal olarak otobüs dolu. Bize koridor arasındaki katlanabilir sandalyeleri açıyorlar, dört kişinin arasına çömeliyoruz. Yolculuk yedi saat sürecek. En başlarda işkence gibi gelse de iki saat sonunda bazı koltuklar boşalıyor da işkencemiz bir nebze rahatlıyor. Ben bir senedir güney doğu asyayı gezen bir İsviçreli kızın yanına oturuyorum. İki metreye yakın, erkeksi tavırları ile dikkat çeken Anne ile biraz muhabbet ediyoruz. Bana her limandaki sevgilelerinden bahsediyor. Özellikle Hint erkeklerini çok yakışıklı buluyormuş.

Bir mola verip yola devam ediyoruz. İnanılmaz manzaralardan uçurum kenarlarından yavaş yavaş ilerliyoruz. Her yer gözün görebileceği kadarıyla yemyeşil pirinç tarlalarına uzanıyor. Basamak basamak, adım adım. Arada sislere gömülmüş bölgelerden, bulutlar arasından geçiyoruz. Hava bulunduğumuz yüksekliklere göre sürekli değişiyor. Bir yağmur geliyor, bir sıcak hava dalgası.  Otobüs yolculuğunun tehlikesine mi kapılsam, yoksa gördüğüm manzaların nerdeyse beni ağlatacak kadar güzel olmasına mı şaşırsam bilemiyorum. Hele gün batımı yok mu. Güneş çekinmeden tüm görkemini sergiliyor, son bir kez kendisini bize göstermeden önce. Yemyeşil tarlalar ve gökyüzü turuncu rengine bürünüyor. Yedi saat sonunda Mountain Province’in başkenti olan Baguio’ya varıyoruz. Baguio kalabalık, sıkışık ve canlı. Otobüs istasyonunda taksi kalmadığı için kocaman yokuştan inip ilk gördüğümüz taksiye el ediyoruz. Victory Liner isimli otobüs firmasının istasyonuna gelip kalabalığı görünce bir an için umutsuzluğa kapılıp otobüs bulamayacağımızı düşünüyorum. Bilet ofisine gelince sıra o kadar uzun ki. Julien ile sıranın bize geleceği vakti tahmin etmeye çalışıyoruz. Sonunda yarım saatlik bir bekleme sonrasında sıra bize geliyor. Şans eseri Manila’ya gidecek ve saati bize uygun olan otobüsteki son yeri kapıyoruz. Bizimle Sagada-Baguio yolunu beraber gelmiş ve arkamızda bekleyen başka bir çift son biletleri biz aldığımız için açıkta kalıyor. Biletleri garantiye aldıktan sonra gidip marketten yiyecek bir şeyler alıyoruz. Saat sabahın dördü. Gözler kapanmaya başlamış bile. Hava son derece sıcak. Bir iki saat bekledikten sonra otobüsümüze yerleşmek için istasyonun alt katına iniyoruz.

Victory Liner’ın iyi olduğunu biliyorduk da bu kadarını tahmin etmemiştik. Karşımızda VIP otobüslerden bir tanesi duruyor. Geniş koltukları, otobüs içerisi kablosuz internet bağlantısı ve yolculuk sırasında ikramları ile kalbimizi kazanmaya yetiyor. Ama problem çoğu sıcak ülkede olduğu gibi aynı: klima. Dışarısı otuzbeş derece. Bir önceki yolculuktan deneyimli ben iki kat tişört ve mont ve üzerimde şallarla olduğum yerde takırdıyorum. Birkaç kere uykudan soğuk yüzünden uyanıyorum. Julien de aynı durumda havlusuna sarılmış uyuyor.

11 Nisan 2013, Perşembe.

DSC06431

Banaue şehri pirinç tarlaları arasına kurulmuş ufacık bir şehir.

DSC06441

Banaue’den ayrılırken yerellerin tören kutlamalarına denk geliyoruz.

DSC06450

DSC06464

DSC06471

DSC06478

UNESCO Dünya Mirası sayılan pirinç terasları.

DSC06488

DSC06491

DSC06499

Lumiang Mağarası.

DSC06505

Sagada’da yer alan pirinç tarlaları.

DSC06515

Sagada’nın asılı tabutları.

DSC06518

Sugong Mağarası’nın girişi.

DSC06525

Sagada’nın sağanak yağmurları.

Gece yolculuk boyunca gerçek anlamda takırdıyorum. Dışarıda hava otuz beş dereceden fazla olmasına rağmen, içeride klima o kadar etkili ki. İlk sıcak günlerin gazıyla hiç hesaba katmadığım bir gerçek. Üzerimde tişörtümden başka bir şey yok. Yanım, sağım solum herkes kat kat battaniyelerle mışıl mışıl uyuyor da, bütün gece titremelerle uyanmam bana resmen ders oluyor.

Sabah 7 gibi sisler puslar bulutlar arasındaki dağ yolundan kıvrılarak Banaue’ye varıyoruz. Benim amacım buradan üç saat kadar kuzeyde bulunan Sagada kasabasına geçmek. Otobüsten iner inmez bizi Sagada’ya götürmek için araçlar bekliyor da birisiyle anlaşıyoruz. Öncesinde kahvaltı için bir yerde durup diğer gelecekleri bekleyeceğimizi söylüyor şoför. Pirinç tarlalarına bakan güzel bir terasta kahvaltılarımızı yapıyoruz. Kahvaltı sonrasında Filipinli, Dubai’de yaşayan bir çift ve Fransız Julien ile beraber Sagada’ya olan üç saatlik yolumuz başlıyor. Yolda aralarında Bontoc bölgesine bağlı Bayyo Pirinç Teraslarının da yer aldığı üç tane izleme terasından UNESCO Dünya Mirası’nın bir parçası sayılan uçsuz bucaksız bu pirinç tarlalarını sindirmeye çalışıyoruz. Manzara muazzam.

Sagada’ya vardığımızda, ben, Manila’dan beraber yolculuk yaptığım Fransız Julien ve Banaue’de aracımıza katılmış Fransız çiftle konaklayacak yerleri beraber araştırmaya karar veriyoruz. Hep beraber bölgenin meşhur hostellerinden bir tanesi olan Residential Inn’e doğru yola koyuluyoruz. Burada odalarımızı ayarlayıp eşyalarımızı yerleştirdikten sonra bölgenin görülmeye değer yerlerini keşfetmek için hep beraber yola çıkıyoruz. Yemyeşil bir tepeye kurulmuş bu küçücük kasaba Filipinlerin Mountain Province adı verilen bölgesinin en ilgi çeken yerlerinden bir tanesi. Yemyeşil yollarda ilerlerken bütün yolları süsleyen seçim posterlerini görüyorsunuz. Mayıs ayında ülkede seçimler yapılacağı için herkes kendisini pazarlama derdinde. Bu da şehirlere sayısız posterin yer aldığı kağıt kirliliği olarak geri dönüyor.

İlk durağımız Lumiang Mağarası oluyor. Yeşilin her tonunu sunan pirinç tarlaları arasında ilerleyip bu mağaraya varıyoruz. Mağara girişinde elinde fenerlerle bekleyen rehberlerden birisini kiralayıp mağara girmeye karar veriyoruz. İşte o noktada bizim üç saatlik yaşam mücadelemiz de başlıyor. Mağaranın kaygan taşları, yarasa dışkıları, göletleri ve keskin kayaları arasından en dibe kadar iniyoruz. Arada ayakkabılarımızı çıkarıp belli göletlerden çıplak ayak geçmek zorunda kalıyoruz. Üç saatlik zorlu yürüyüş sonunda gün ışığına çıktığımızda herkesin ilk işi derin bir soluk almak oluyor. Biraz soluklandıktan sonra Sugong Mağarası’nın yolunu tutuyoruz. Bu mağaranın girişini iki kez önünden geçmemize rağmen kaçırmışız, sora sora zar zor mağaraya giden yolu buluyoruz. Ana yolun bir kıvrımından orman içine dalan bu bölgeden mağaranın girişine kadar ilerliyoruz, mağaraya giriş olmadığını görünce ben içimden derin bir oh çekiyorum açık söylemek gerekirse. Bir önceki mağara macerası beni fazlasıyla yormuş. Buradan sonra Sagada’nın meşhur asılı tabutlarının bulunduğu Echo Valley izleme terasına gidiyoruz. Bu asılı tabutların benzerleri Çin’de ve Endonezya’da da bulunuyor. Ölüleri bu tür yerlere asmanın asıl amacı ruhlarını şeytanlardan ve kötü ruhlardan korumak.

Gün batımını pirinç tarlalarını izleyerek yaptıktan sonra kasabanın meşhur restoranlarından biri olan Yoghurt CaFe’ye gidip meyveli yoğurtlarımızı söyleyip balkona oturuyoruz. Yirmi dakika içinde hava birden 180 derece
değişiyor ve son kuvveti ile yağmur yağmaya başlıyor. Ben hakkaten her gittiğim yere bereket getirdiğimi düşünmeden edemiyorum. Konakladığımız bölge sadece yüz metre uzaklıkta olsa da kimse cesaret edemiyor cafe’den çıkmaya. Yağmurun her yavaşlamaya başlayışında bir yirmi dakika daha, bir yirmi dakika daha diyerek iki saate yakın cafe’de oturuyoruz. Sonrasında yağmur durup gökkuşağı da kendisini belli edince cafe’den odalara geçip bir dinlenme molası veriyoruz. Bir saat sonra akşam yemeği için buluşuyoruz. Kasabanın iki meşhur (meşhur dediğime bakmayın, zaten toplasanız on mekan var!) restoranından birisinin dolu olduğunu duymak hepimizi çok şaşırtıyor, lakin her yerde in cin top oynuyor Oradan Masferre isimli ikinci yere gidiyoruz da herkes farklı bir şeyler sipariş ediyor. Filipinler biraları yanında leziz ama alışılmadık tatları deniyoruz ve muhabbet geceye kadar sürüyor. Julien Fransa’da yaşayan, ama her fırsat bulduğunda alışılmadık ülkelere kaçan biri. Fabrice ve Maelysse ise Avustralya’da bir süre denetleme firmalarında çalıştıktan sonra Fransa’ya evlerine geri dönmeden önce Asya’yı gezmeye karar vermiş yeni evli bir çift. En güzeli de yol üzerinde tanıştığınız diğer gezginlerin hikayelerini ve deneyimlerini, dünyanın en alakasız şehirlerinde paylaşıyor olmak. Son derece keyifli bir gece daha bitiyor yepyeni bir ülkede, yepyeni bir şehirde, yepyeni insanlarla.

 

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s