Matsue, Japonya.

Standard

21 Mart 2013, Perşembe.

DSC05330

Matsue Kalesi.

DSC05336

Matsue Kalesi’nde sergilenen samuray miğferleri. Her birinin samurayın karakterini yansıttığına inanılıyor.

IMG_4234

Shiomi Nawate, yani eski samuray mahallesi.

DSC05368

Matsue Buke Yashiki: feodal dönemden günümüze bir samuray evi.

DSC05359

Ev içerisinde çeşitli sergilemeler de mevcut; fakat binanın içerisine giremiyorsunuz, etrafından dolanmanız lazım.

IMG_4238

Matsue Kalesi’ni çevreleyen su yolları.

DSC05371

Matsue sokakları.

IMG_4251

Hanako’nun evinden pirinç tarlaları manzarası.

Sabah odayı boşalttıktan sonra Hiroşima tren istasyonuna gidip Matsue için tren biletimi alıyorum. Matsue, Japonya’da kalmayı planladığım süre uzayınca rotama şans eseri eklediğim duraklardan bir tanesi. Shimane ilayetinin başkenti olan, 207000 nüfuslu bu küçük tarihi şehre öğlene doğru varıyorum. İlk işim tren istasyonunun dışında yer alan turizm ofisinden şehir hakkında detaylı bilgi almak oluyor. Bir gün içerisinde görülecek yerlerin listesini ve haritaları aldıktan sonra sırt çantamı istasyon içerisinde yer alan paralı dolaplardan birine yerleştirip yola koyuluyorum.

Tren istasyonundan Matsue Kalesi’ne uzanan yolda Shinji Gölü muazzam bir manzara sunuyor. Matsue, Shinji ve Nakaumi Gölleri ile Japon Denizi arasında yer aldığı için aynı zamanda “Su Şehri” olarak da anılıyor. Şehrin bir ucundan bir ucuna salına salına yürümek yirmi dakikamı alıyor. Arada gördüğüm küçük tapınaklara ve bahçelere de göz atıyorum.

Matsue’nin en ilgi toplayan tarihi eserlerinden bir tanesi Matsue Kalesi. Bu kale 1611 yılında tamamlanmış. Japonya’da geriye kalan 12 kaleden en büyük ikincisi olması ile de ünlü. Kale, etrafı su yollarıyla çevrili güzel bir bahçenin içerisinde yer alıyor. Japon kaleleri hiç de bizim daha önce gördüğümüz kerpiç renkli devasa kalelere benzemiyor. Üst üste binmiş katları ve süslü üçgen çatıları ile adeta villaları anımsatıyor. Kalenin içerisine girerken ayakkabılarınızı çıkarıp verdikleri cart yeşil terlikleri giymeniz gerekiyor. (Ben terlikleri giymediğim için ayaklarım çok üşüdü, belirteyim.) Kalenin içerisinde tarihi silahlar, kılıçlar, miğferler, şehrin tarihini yansıtan maketler sergileniyor. Özellikle samuray miğferleri çok ilgimi çekiyor. Her miğfer birbirinden farklı olarak tasarlanmış. Miğferlerin samurayların karakterlerini yansıttığı biliniyor. Her bir kattan diğerine, yüksek ahşap merdivenlerden çıkılıyor. En üst katta ise şehrin manzarasını net bir şekilde görebileceğiniz gözlem kulesi bulunuyor.

Kaleden çıktıktan sonra bahçesinde biraz oturup manzarayı izliyorum. Matsue’nin ayrıca mitolojide de önemli bir yeri var. Japonya’nın bütün Tanrılarının yıllık toplantıları için Izumo Tapınağı’na gitmeden önce Matsue’ye uğradıklarına inanılıyor. Aynı zamanda Susanoo Tanrısı tarafından yönetilen Ölüler Diyarı’na girişin de bu şehirden olduğu düşünülüyor. Kaleden çıkınca kalenin hemen arkasında yer alan samuray bölgesi olarak da anılan Shiomi Nawate’ye gidiyorum. Bu mahalle gri ve yeşilin birleşimi gibi. Yüksek gri duvarların arkasından yemyeşil ağaçları görebiliyorsunuz. Bu bölge eskiden samurayların yaşadığı evlerle dolu. Günümüzde ise Matsue’nin tarihi binalarına ve müzelerine ev sahipliği yapıyor.

Ben bu tarihi binalardan Matsue Buke Yashiki’yi yani feodal dönemde orta rütbeli bir samurayın yaşadığı evi ziyaret ediyorum. Bu küçük tek katlı ev birbirine açılan odalardan oluşuyor. 1730 yılında inşa edilmiş ev içerisinde ana binaya ek olarak hizmetçilere açılan binalar yer alıyor. Ev içerisinde silahlar, ev eşyaları sergileniyor. Bu evi de ziyaret ettikten sonra hava kararmaya yakınken ara sokaklardan yürüyerek tren istasyonuna dönmeye karar veriyorum. Ama hava o kadar soğumuş ki, ben fark etmemişim güneşin kendisini sakladığını. Ellerimi hohlayarak ısıtmak zorunda kalıyorum belli aralıklarla, arada yağmur da atıştırmaya başlıyor.

Evinde konaklayacağım Hanako ile tren istasyonunda saat yedi buçukta buluşmaya karar verdiğimiz için hala biraz vaktim var; ama Matsue’de mağazaların çoğu saat beş olunca kepenklerini indirmişler bile. Japonya’nın büyük şehirleri dışında yaygın olarak gördüğüm bir uygulama bu. Ben de yavaş yavaş istasyona dönüyorum. Yürürken ara sokaklardaki müzik yayını dikkatimi çekiyor. Puslu havayı Dean Martin’ler, Frank Sinatra’lar dolduruyor. Tren istasyonuna vardığımda hava kararmış ve bizim buluşma saatimize hala bir saat var. Ben de bu bir saat boyunca oyalanıyorum; vakit gelince de Hanako’nun arabasını bulmak üzere tren istasyonunun arkasında yer alan küçük otoparka doğru ilerliyorum. Onbeş dakika boyunca gördüğüm her sarı rengi ucundan yakalayan arabaya yaklaşıp Hanako mu acaba umuduyla göz atıyorum; ama ne yazık ki Hanako piyasada yok. Couchsurfing’in en korktuğum deneyimlerinden biri başıma geliyor. Hiçbir alteratif planım yokken, evinde kalacağım insanla buluşamıyorum. Paniğimi yatıştırdıktan sonra Hanako’yu ödemeli telefondan arıyorum. Cevap yok. İki üç kere daha arıyorum, hala cevap yok. Gidip tekrardan otoparkta bir on dakika kadar bekliyorum. Sonrasında şansımı ödemeli telefon ile son kez denemeye karar veriyorum. Hanako bu sefer telefona cevap veriyor, işinin biraz uzadığını ve bir saat kadar geç kalacağını söylüyor. Ben derin bir oh çekiyorum, bir yandan da ağlamamak için dilimi ısırıyorum. Çünkü son iki aydır artık soğuklar ciddi anlamda beni çok yormuş durumda ve üstüne bu tür deneyimler iyi gitmiyor. Hanako ile konuştuktan sonra kendimi bir cafe’ye atıp büyük boy cappucino ısmarlıyorum. Asya ülkelerinde kahve neden bu kadar pahalı ki?

Sonunda saat 20:30’da rötarlı olarak Hanako ile buluşuyoruz. Hanako bir hastanede anestesiz uzmanı olarak çalışıyor. Son anda gelen bir hasta yüzünden işinin uzadığını ve çok üzgün olduğunu söylüyor. Ben de önemli olmadığını belirtiyorum. Beraber Pomme’s adı verilen zincir restoranlardan birine gidip Japonların meşhur pirinçli omletini deniyoruz. Daha önce hiç denemediğim bu lezzet çok hoşuma gidiyor. Hanako kendisini affettirmek için yemeğimi ısmarlıyor. Sonrasında Hanako’nun şehir merkezinin biraz dışında yer alan pirinç tarlalarına bakan evinde soluğu alıyoruz. Bana hazırladığı geniş koltuk son derece rahat. O yüzden hiç şikayet etmiyorum. Biraz muhabbet ettikten sonra Hanako odasına çekiliyor, ben de günün yorgunluğu ile erkenden uyuyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s