Nagasaki, Japonya.

Standard

18 Mart 2013, Pazartesi.

IMG_3847

IMG_3936

Huzurlarınızda shinkansen.

 

Her gözümü açtığımda pencereler parçalanacakmış gibi takırdıyor, yağmur son kuvveti ile camlara çarpıyor. Gözümü kapıyorum. Biraz daha uyku. Tekrar açıyorum. Şimşekler çakıyor. Gözümü tekrar kapıyorum. Biraz daha uyku. Halbuki bugün için planım Thomas Bloke Glover için kurulmuş Glover Bahçeleri’ni görmekti. Burada yer alan Madame Butterfly Evi’ni ziyaret etmek için sabırsızlanıyordum; ama yine hava muhalefeti kendisini tüm gücüyle gösteriyor. Ben de öğlene kadar evde kalıp havanın sakinleşmesini bekliyorum biraz. Bugün Hiroşima’ya geçeceğim. Sam de hava yüzünden işe gidemiyor, o da benimle beraber evde oturuyor. Beraber geçirdiğimiz son günümüzde youtube’dan videolar izliyoruz.

Artık öğlene doğru yağmur dinip güneş bulutlar arasından kendisini göstermeye başlayınca Sam ile beraber evden çıkıyoruz. Tekrar görüşeceğimizden emin bir şekilde vedalaşıyoruz. O alışverişe gidiyor, bense tren istasyonunun yolunu tutuyorum. Hiroşima’ya olan yolculuğum için yine bir iki yerde tren değiştiriyorum ve dört saat sonunda şehre varıyorum.

Hiroşima tren istasyonundan dışarı adımımı attığımda hava çoktan kararmış. Buz gibi kesen bir soğuk bana hoş geldin diyor adeta. Tren istasyonunun önünden kalkan tramvaylardan birine atlayıp şehrin göbeğinde yer alan ryokan türü otelime gidiyorum. Burada üç gece konaklayacağım. Odam güzel olmasına güzel de, muhtemelen yerlerdeki hasır tatami’lerden dolayı çok yoğun bir koku var. Bir süredir ilk defa yalnız kalmamı da fırsat bilip güzel ve sıcak bir duş sonrası uykuya dalıyorum.

17 Mart 2013, Pazar.

Benim her plan yaptığım zamanda olduğu gibi, planım yine gelip beni popomdan ısırıyor. Dünya turumun en büyük hedeflerinden bir tanesi olan Japonya’da dövme yaptırmak (biliyorum çok klişe) için gelmeden önce birkaç yeri araştırmıştım; fakat her şeye Ayça ile karar veririz diye de ağırdan alıyordum. Ayça’nın gelmeyeceği anlaşılınca Tokyo’dayken bütün dövme sitelerine girip herkesin tekniklerini araştırıp bilinen dövmecilerin isimlerini çıkardım. Bunlardan içime sinebilecek gibi olanlara da e-posta gönderdim uygulamaları hakkında. En sonunda ünlü Genko ile anlaşıp zar zor 9 Nisan için randevu aldım. Normalde üç ay boyunca dolu olan Genko, boş gününde bana dövme yapmayı kabul etti. Bunun üzerine ben de 1 Nisan’a olan Filipinler biletimi alelacele 12 Nisan olarak değiştirdim. Bu durum beni biraz strese soktu açıkçası. Hem yolculuk giderek uzadığı için, hem de Japonya’ya soğuk havalarda bir ay ayırmanın çok fazla olduğunu düşündüğüm için.

Bir Pazar günü yine gri ve yağmurlu güne uyanıyoruz ya, en ideali çok da fazla dışarı çıkmamak gibi gözüküyor. Zaten bir önceki günden ve geceden fazlasıyla yorulmuşuz. Biz de bütün günü film ve dizi izleyerek geçirmeye karar veriyoruz. İlk seçimimiz tabi ki “Wreck It Ralph” isimli animasyon oluyor. Ben Türkiye’deyken yakalayamamıştım bu çizgi filmi ve kaçırdığım için de üzülüyordum. Sam’in arşivinde görünce de neyi izleyeceğimiz direk belli oldu. Bütün gün boyunca Wreck It Ralph, Futurama ve Shameless bölümleri arasında gidip geliyoruz. Pazar günleri için en yakıştırdığım kombinasyonlar: battaniye, film, sıcak içecek. Dışarıda yağmur olmasa planlar biraz daha farklı olabilirdi.

Akşamüzeri Sam’in evinin etrafındaki bölgeleri dolanmaya çıkıyoruz. Yağmur sonrası hava rahatlamış ve açılmış. Sokaklar Pazar günü olmasının da etkisiyle bomboş. Yerel sushi restoranının listesine adımızı yazdırıp biraz daha dolanmaya devam ediyoruz. Bir saat kadar sonra döndüğümüzde sıra hala bize gelmemiş. Yarım saat kadar daha bekledikten sonra sonunda bizi içeri alıyorlar. Dönen bandın etrafındaki bir masaya yerleşiyoruz. Toz halindeki yeşil çayları bardaklarımıza doldurup siparişlerimizi vermeye başlıyoruz. Bir tabak, iki tabak, üç tabak derken en lezzetli ve taze sushi’ler midemizi dolduruyor. Çok garip geliyor bana daha iki gün önce hiç tanımadığım bir insanın, sanki kırk yıllık dostummuş gibi hissettirmesi. Saatlerce muhabbet ve kahkaha iyi geliyor. Yemek sonrası eve dönüp bir şeyler daha izleyip erkenden uyuyoruz.

16 Mart 2013, Cumartesi.

DSC05099

DSC05087

Dejima bölgesinden.

DSC05108

Çin mahallesinden.

DSC05112

Nagasaki Barış Parkı’na düzenli olarak okul turları geliyor.

DSC05126

Atom bombası karşıtlığının simgesi haline gelmiş kağıt turnalar.

DSC05129

Barış Heykeli.

DSC05139

Türk Hükümeti tarafından hediye edilen “Sonsuzluk” isimli barış heykeli.

DSC05145

“Twenty Six Martyrs of Japan” anıtı.

IMG_3871

Şehir içi ulaşımda tramvaylar yaygın olarak kullanılıyor.

IMG_3887

Nagasaki limanından.

IMG_3899

IMG_3902

Nagasaki geceleri.

Güneşli bir Nagasaki sabahına uyanıyoruz. Sam, kahvaltı için hepimize çay ve Fransız tostu hazırlıyor. Bu sırada Polonyalı kızlar eşyalarını toparlıyorlar. Kahvaltı sonrasında hep beraber evden çıkıyoruz. Polonyalı kızlarla vedalaştıktan sonra biz Sam ile Nagasaki şehir merkezine iniyoruz. Burada Sam’in Yeni Zelandalı başka bir arkadaşı ile buluşacağız. Abby de Osaka’da İngilizce öğretmenliği yapıyor ve bahar tatili dolayısıyla ülkenin güney bölgelerini ziyarete gelmiş. Günü beraber geçirmeye karar veriyoruz. Bir şeyler içip biraz muhabbet ettikten sonra hep beraber Dejima bölgesine gidiyoruz. Sam’in burada öğrenciler ile katılması gereken bir proje var, biz de fırsattan istifade bölgeyi dolanıyoruz.

Dejima, tarihi ve küçük bir adacık. 1636 yılında Nagasaki halkı tarafından bölgede ticaretle meşgul Portekizlilerin Hristiyanlığı yaymasını engellemek amacıyla 15000 metre karelik yapay olarak kurulan bu ada, 1639 yılında Portekiz gemilerinin Japonya’ya girişi yasaklanınca bir süre sahipsiz kalmış. Sonrasında 1641 yılında Hollandalılar tarafından sahiplenilmiş. Hollandalılar bu bölgede 1859 yılına kadar yaşamışlar. Bu yapay ada üzerinde yer alan binaları ve sergileri ziyaret ettikten sonra Abby ile yürüyerek Nagasaki’nin Çin Mahallesi gidiyoruz. Bu Çin Mahallesi 15-19. yüzyılları arasında bölgeye ticaret için gelen Çinliler tarafından oluşturulmuş. Kırmızı fenerleri ve sütunları ile kendisini belli eden bu bölgede biraz dolanıyoruz, mağazaları ziyaret ediyoruz. Abby bana farklı çorapları topladığından söz ediyor. Hakikaten Japonya’da her köşede rengarenk çorap bulmanız mümkün. Çorap kültürü burada çok gelişmiş. Her renk, her boy, her desen çoraplar adım başı yer alan çorap mağazalarında satılıyor. Abby için kırmızı Hello Kitty ve Nagasaki amblemli bir çorap alıyoruz.

Buradan tramvaylardan birine atlayarak Nagasaki Barış Parkı’na gidiyoruz. 9 Ağustos 1945’te Japonya’ya atılan ikinci atom bombasını anmak için kurulan bu geniş alanda bombalamanın etkilerini görebiliyorsunuz. Yetmiş beş bin kişinin hayatını kaybettiği, bir o kadar kişinin de yaralandığı bu bombalama insanın en büyük kötülüğü yine kendisine yaptığının açık bir örneği niteliğinde. Park içerisinde bir müze, barış havuzu ve barış sembolleri bölgesi yer alıyor. Çeşitli ülkelerin gönderdiği barışı simgeleyen heykeller arasında Türkiye tarafından gönderilmiş “Sonsuzluk” isimli heykel de yer alıyor. Parkın merkezinde 10 metrelik Barış Heykeli bulunuyor. Bu heykelin sağ eli nükleer tehlikeyi, sol eli ise sonsuz barışı simgeliyor.

Abby’nin aynı akşam başka bir şehre otobüsü var bu yüzden eşyalarını toparlaması gerekiyor. Bir saat içerisinde tekrar buluşmaya sözleşip ayrılıyoruz. Aynı sırada Sam’in öğrencileri ile programı da biteceği için hep beraber son kez bir araya gelebileceğiz. Ben bu sırada tren istasyonun çok yakınında bulunan “Twenty Six Martyrs of Japan” bölgesini ziyaret ediyorum. Burada 1597 yılında öldürülen bir grup Hristiyanı temsilen bir anıt bulunuyor. Bu anıtın yer aldığı parkta biraz oturuyorum ve sonrasında Abby ve Sam’i telefon kulübesinden arıyorum. İkisiyle de istasyonda buluşmaya karar veriyoruz. Sam ile Abby’yi uğurladıktan sonra Japonya’da mutlaka deneyimlenmesi gereken “onsen” yani Japon banyosunu denemeye karar veriyoruz.

Gitmeyi planladığımız onsen’in tren istasyonundan kalkan ücretsiz servisleri ile Nagasaki’yi tepeden gören tesise varıyoruz. Açık büfe restoran için isimlerimizi yazdırıp manzarayı izlemeye koyuluyoruz. On beş dakika sonra bizi içeriye alıyorlar. Muazzam bir açık büfe yemek bizi bekliyor. Yemeklerin yer aldığı bölgeyi turlamayı daha yarılamamışken Sam’in de benim de tabaklarımız tepeleme doluyor. Karnımızı doyurduktan sonra onsen deneyimi için soyunma odalarına geçiyoruz. Kadınlar ve erkekler için ayrı banyo bölmeleri bulunuyor. Onsen’lerde herhangi bir şey giymeniz yasak, yani banyo içerisinde anadan doğma şekilde çıplak olmanız gerekiyor. Üstelik dövmeniz varsa onsen’lere girmenize izin verilmiyor. Zamanında yakuza’ları içeri sokmamak adına böyle bir kural getirilmiş. Banyo bölmesinden içeri girdiğimde gördüğüm manzara o kadar etkileyici ki, bir an için durup gördüklerimi sindirmem gerekiyor. İçerideki tek yabancı benim. 8-9 tane farklı boyda ve derecelerde havuz, her yaştan kadın ile dolup taşıyor. Kadınlar dinleniyor, kendilerini yıkıyorlar. Büyülü bir havası var ortamın. Onsen deneyiminin en etkileyici kısmı ise terasa çıktığımda kendisini gösteriyor. Teras buz gibi. Hava karanlık. Yıldızlar tepemde. İnanılmaz gece manzarasına karşı koydukları sımsıcak havuzlarda çıplak bir şekilde yerel deneyimin parçası olmak ise ifade edilemez. Hatırlanması gerekilen bir gece. Dakikalarca o havuz senin, bu havuz benim geziyorum. Saunada bulunan tuzlarla derime masaj yapıyorum. Tahta küvetlerde gözlerimi kapayıp etrafımdaki seslere kulak kabartıyorum. Sam ile buluşmayı planladığımız saat yaklaşınca da yıkanıp kurulanıp dışarı çıkıyorum. Yenilenmiş gibi hissediyorum. Her şey olması gerektiği gibi.

Nagasaki’de St. Patrick’s gecesi! Kutlamak adına Sam’in Japon arkadaşlarının yanına gitmeye karar veriyoruz. Sam ana dili gibi Japonca konuşabiliyor. Yolda yürürken yeşil giymiş batılı çocuklara denk geliyoruz da Sam direk muhabbeti kuruyor. İrlandalı ve İskoçlar. Bu geceyi kutlamak için daha ideal bir grup düşünülemezdi. Hep beraber önce liman kenarında bir şeyler içiyoruz. Sonrasında da sabaha kadar sürecek bar turumuz başlıyor. Gece boyunca 4-5 farklı barı ziyaret ediyoruz. Grubumuz her gittiğimiz yerde daha da genişliyor. Keyifli muhabbet, Guinness ve kahkahalar ortama karışıyor.

15 Mart 2013, Cuma.

IMG_3831

Son derece rahat Shinkansen vagonları.

Sabah Hayato ile beraber uyanıp vedalaşıyoruz, ben internetteki işlerimi hallediyorum, toparlanıyorum, Hayato’ya teşekkür notu yazıyorum ve evden çıkıp Tokyo tren istasyonunun yolunu tutuyorum. Yirmi bir günlük Japan Rain Pass’imi etkinleştirip ülkenin güneyinde yer alan Nagasaki’ye bir bilet alıyorum. İstasyondaki görevliler teker teker açıklıyorlar biletleri nasıl kullanacağımı ve ne yapmam gerektiğini.

Amacım ülkenin gitmek istediğim en uzak noktasından Japonya turuma başlayıp yavaş yavaş merkezi bölgelere geri dönmek. Nagasaki’ye olan bin kilometrelik yolculuğum sırasında saatte 240 – 320 km arasında hız yapan “kurşun tren” adı verilen Japon harikası yüksek hızlı shinkansen’ler ile yolculuk etme şansı yakalıyorum. Yolculuk sırasında üç tren aktarması yapıyorum ve shinkansen’lerin hızına hayran kalıyorum. Fakat ne yazık ki tren yolculuklarından aldığım tadı bu trenler ile alamıyorum. Trenler son derece rahat olmasına rağmen, dışarıdan son sürat hızla kayıp giden manzarayı izlemek imkansız. Ben alışmışım tabi tıkır tıkır giden eski ve yaşlı trenlere. Trenler son derece dakik işliyor. Durdukları istasyonlarda en fazla 1-2 dakika bekliyorlar, vaktinde indiniz indiniz yoksa bir sonraki durağa kadar gitmek zorunda kalabiliyorsunuz. Aynı şey binişler için de geçerli. Trenler içerisinde telefonla konuşmak için ve sigara içmek için ayrı bölgeler yer alıyor.

Yedi saatten biraz daha fazla bir sürede Nagasaki’ye varıyorum. Burada yine couchsurfing nimetlerinden yararlanıp Yeni Zelandalı Sam’in evinde kalacağım. Sam, bana evine nasıl ulaşacağım konusundaki detayları mesaj ile gönderiyor. Evine gitmek için yerel bir tren aktarması daha yapmam gerekiyor. Nagasaki’ye vardıktan sonra bineceğim trenin saatlerini kontrol ediyorum ve beklemeye koyuluyorum.

Bineceğim trenin platformunda beklerken dalgınlığıma geliyor da ilk gelen trene atlıyorum, meğersem asıl binmem gereken trenin gelmesine daha birkaç dakika varmış. Bir durak kadar gittikten sonra, trendekilere soruyorum teyit almak amacıyla: yanlış trendeyim! Ben şehrin kuzeyine gitmek isterken, doğusuna doğru ilerliyorum. İlk durakta inip platformun karşısına geçip gelecek treni beklemeye koyuluyorum. Bu arada düzenli aralıklarla telefon kulübelerinden Sam’i arayıp şaşkınlıklarım hakkında bilgi veriyorum. Bulunduğum istasyonda benden başka kimse yok. Etrafta yazan birkaç Japonca bilgilendirmeden, bu istasyona trenlerin saatte bir uğradığını anlıyorum. Yani bir sonraki trene tam bir saat var. Buz gibi istasyonda (aslında tam olarak istasyon da değil, üç yanı açık tren durağı) ellerimi hohlayarak ısıtıyorum. Bir saat nasıl geçiyor bilmiyorum. Sonunda başladığım istasyona tekrar varıyorum ve Sam’i tekrar arıyorum. İlk trene yarım saat var. “İstasyon karşısından geçen ilk otobüse atla, o da buraya geliyor.” diyor. Burada Sam de ilk şaşkınlığını yapıyor, saatin farkına varamadığı için. O saatte otobüs yok. Geçen 3-4 otobüse bölgenin ismini söylüyorum; ama hepsi elleri ile çarpı işareti yapıp oradan geçmediklerini söylüyorlar. Ben de “Amaaan, neyse” diyip ilk gördüğüm taksiye atlayıp normalde gitmem gereken tren istasyonuna gidiyorum. Sam’i arıyorum yine, o farklı bir yerde bekliyor beni. Birkaç dakika sonra tren istasyonuna koşarak gelen birini görüyorum! Sonunda kavuşuyoruz. Sam beni kocaman bir sarılma ve gülümseme ile karşılıyor. Sıcakkanlılığı üşümüş beni bile ısıtmaya yetiyor. Süpermarkete uğrayıp bana yiyecek bir şeyler alıyoruz.

Sam’in evinde benden başka iki tane Polonyalı kız daha kalıyor ve Sam’in Amerikalı arkadaşı da gece için Sam’in evinde bulunuyor. Sam, Nagasaki’de bir süredir Japon hükümetinin programı ile İngilizce öğretmeliği yapıyor. Japon hükümeti, okullarda ana dili İngilizce olan yüzlerce öğretmeni görevlendiriyor. Amaç çocukların İngilizce öğrenirken Japon aksanı ile öğrenmemeleri. Gece boyunca muhabbet edip içki oyunları oynuyoruz. Cuma gecesi ateşi. Hava aydınlanırken uyuyoruz. Sam, bana mutfakla oturma odası arasına yer yatağı hazırlıyor. Yeterli sayıda battaniye olmadığı için kat kat montları giyiyoruz. Hava buz gibi.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s