Tokyo, Japonya.

Standard

14 Mart 2013, Perşembe.

IMG_3775

Shinjuku Tren İstasyonu’nun etrafı kalabalıklara da ev sahipliği yapıyor.

IMG_3781

Tokyo garipliklerin memleketi gibi. Bu robotlar aslında “Robot Cafe” adı verilen cafe’lerdeki devasa garsonlar. Robotların içerisine oturan gerçek garsonlar, robotlar aracılığıyla siparişlerinizi alıp size servis yapıyorlar.

IMG_3731

Golden Gai’nin iç içe geçmiş barları, henüz erken saatler olduğu için birçoğu kapalı.

DSC05066

Meiji Tapınağı’nın yer aldığı orman.

DSC05078

Tapınağın son ziyaretçisi ben olunca, güvenlik görevlisi ile baş başa kaldık.

DSC05071

Tapınak girişinde yer alan tarihi sake saklama kapları.

IMG_3798

Harajuku’nun işlek alışveriş caddeleri.

IMG_3513

Tokyo metrosu.

Sabah uyanıyorum, tek tren hattı ile Tokyo’nun en yoğun bölgesi olarak da anılan Shinjuku bölgesine gidiyorum. Bu bölge o kadar canlı ve hayat dolu ki. Günde üç milyondan fazla insanı ağırlayan Shinjuku tren istasyonu dünyadaki en yoğun tren istasyonu olarak da biliniyor.

Shinjuku bölgesi aynı zamanda bütün canlılığı ile beraber tezatlığı da içerisinde barındırıyor. Bölgenin ara sokaklarda dolanıyorum. Electric Street olarak anılan elektronik eşyaların satıldığı caddeyi ziyaret ediyorum. Birbirine paralel olarak dizilmiş ara sokaklardan oluşan Golden-gai barlar bölgesine göz atıyorum. Saat henüz öğleni bile göstermediği için bütün barlar kapalı; fakat yan yana sıralanmış barların detaylarına hayran kalmamak mümkün değil. Ortama hakim olan kültürü yürürken bile hissedebiliyorsunuz. Aynı bölgede yer alan Kabukicho bölgesine ilerliyorum. Burası Tokyo’nun Kırmızı Fener Sokağı olarak biliniyor. Aynı zamanda da Japon mafyası yakuzanın da evi sayılıyor. Sonrasındaki durağım ise Kagurazaka yani Tokyo’nun son kalan geyşa bölgelerinden biri oluyor.

Saatlerce kareler çizerek ara sokakları yürüdükten sonra, biraz daha güneyde yer alana Meiji Tapınağı’na ilerliyorum. Kral Meiji ve eşi Kraliçe Shoken için yapılmış bu tapınak çok geniş bir ormanın içerisinde yer alıyor. Bu orman 365 farklı türden, 120000 farklı ağaca ev sahipliği yapıyor. Ormana girdiğinizde daha beş dakika öncesinde dünyanın en yoğun bölgesinden çıktığınıza inanamıyorsunuz. Ormanın göbeğinde yer alan tapınak ise koyu kahverengi ağırlıklı tonları ile dikkat çekiyor. Ben kapanışına yakın tapınağa geldiğim için de kalabalıklara yakalanmadan doyasıya sakinliğin tadını çıkarabiliyorum.

Hava kararmaya yakınken tapınağa çok yakın olan Harajuku bölgesine geçiyorum. Burası dünyaca ünlü bir bölge ve Japon alternatif sokak modasının da kalbinin attığı yer olarak biliniyor. Her Pazar günü değişik stillerde giyinmiş Japon gençleri burada buluşup sosyalleşiyor. Harajuku kızları olarak da bilinen grup modanın tanımını her gün burada yeniden yazıyor. Bu sokak, Omotesando adı verilen başka bir bölgeye açılıyor. Omotesando ise Tokyo’da gördüğüm en lüks ve en şık mağazalara ev sahipliği yapıyor.

Bu arada eklemekte fayda var, Japonya’da yolculuk edebilmeniz için en uygun yöntemlerden bir tanesi Japan Rail Pass adı verilen demiryollarında size sınırsız biniş hakkı tanıyan bileti almanız. Bu bileti ne yazık ki Japonya içerisinden alamıyorsunuz. Bizim biletlerimizi Ayça Türkiye’den almıştı ve gelemeyeceği anlaşılınca da apar topar kargo ile Tokyo’da ilk konakladığım otele göndermişti. Ben Hayato’nun evine dönmeden önce konakladığım otele geri dönüp buraya ulaşmış olan kargomu alıyorum.

Buradan da çok geç olmadan Hayato’nun evine geri dönüyorum. Hayato yine usta aşçılığını konuşturmuş ve masayı son derece leziz Japon yemekleri ile donatmış. Gece boyunca uykumuz gelene kadar muhabbet ediyoruz. Hayato, İngilizceyi son dört beş sene içerisinde tek başına öğrenmiş, bu yüzden bile aslında takdiri hak ediyor.

13 Mart 2013, Çarşamba.

DSC05019

Ueno parkının tapınakları ve pagodaları.

DSC05042

IMG_3663

Hama-rikyu Bahçeleri.

IMG_3630

Tokyo metrosu.

Sabah erkenden konakladığım odayı boşaltıyorum. Bugün yola çıktığımdan beri ilk “couchsurfing” deneyimimi yaşayacağım. Yani bir yerelin evinde konaklayacağım. Daha önce farklı ülkelerde kullandığım bu sistem henüz beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı ve her seferinde çok güzel deneyimler edinmemi sağladı. Bu uygulama sayesinde gitmek istediğiniz ülkedeki yerelleri referanslarına göre seçip evlerinde konaklama talebi gönderebiliyorsunuz. Sizi kabul etmeleri durumda da ücretsiz olarak o kişinin evinde kalıyorsunuz. Bu uygulama hem size yerel hayatı deneyimlemeniz için eşsiz bir fırsat sunarken, hem yeni arkadaşlar edinmenize, hem de bütçenize yardımcı oluyor.

Otelden ayrıldıktan sonra eşyalarımı Ikebukuro istasyonunda yer alan paralı dolaplardan bir tanesine bırakıyorum ve Ueno bölgesine geri gidiyorum. Bir önceki gün çok fazla vakit ayıramadığım Ueno Parkı’nı gezip içindeki tapınakları ziyaret ediyorum. Öğlen yemeğini bir süpermarketten aldığım “bento” ile yani set öğle yemeği menüsü ile parkta yiyorum.

Yemek sonrasında Tokyo istasyonunun bulunduğu Marunouchi bölgesine geçiyorum. Amacım Kraliyet Sarayı’nı ziyaret etmek. Kraliyet Sarayı, Japon hükümdarına ev sahiliği yapıyor. Bu saray bölgesi içerisinde Kraliyet ailesinin konutları, ana saray binası, arşiv, müze ve idari ofisler yer alıyor; ama öğreniyorum ki Kraliyet Sarayı’na sadece önceden rezervasyon yaparak girebiliyorsunuz. Ben de sarayın halka açık doğu bahçelerini geziyorum.

Kraliyet Sarayı’nda şansım yaver gitmeyince Marunouchi bölgesini dolanmaya karar veriyorum. Saray etrafında yer alan gökdelenlerle dolu bu bölge Tokyo’nun modern yüzünü gösteriyor. Bir önceki gün tanık olduğumdan çok farklı bir mimari beni karşılıyor. Ayrıca hava o kadar rüzgarlı ki, yolda yürürken düz bir çizgi üzerinde ilerlemek mümkün değil, herkes sağa sola savruluyor. Bir noktada gerçek anlamda uçmamak için ilk gördüğüm banka oturup biraz rüzgarın sakinleşmesini bekliyorum. Tokyo International Forum’u ziyaret ediyorum. Cam ve demirden oluşan bu devasa bina sergi alanları, restoranlar, mağazaları da içinde barındırıyor.

Buradan Ginza bölgesine geçiyorum. Ginza bölgesi, Tokyo’nun en lüks mahallelerinden bir tanesi. Büyük alışveriş merkezleri, şık mağazalar ve restoranlar bu bölgede yer alıyor. Ginza’nın ana caddesi üzerinden yürüyerek Japonya’nın en büyük balık pazarı olan Tsukiji Balık Pazarı’na varıyorum. Bu pazar sadece Japonya’nın değil ama aynı zamanda dünyanın da en büyük toptan balık ve deniz ürünleri pazarı. Türünün de en büyük örneği. Yaklaşık 900’e yakın toptancı bu pazarın içerisinde yer alıyor. Bu pazarın 2014 yılında Toyosu bölgesine taşınması söz konusu. Pazarın içinde görülmesi gerekilen bütün hareketlilik öğlene kalmadan bitiyor. Sabah 5’te başlayan ton balığı satışları 8 olmadan sonuçlanıyor ve saat öğlen 11’i gösterirken kamyonlar pazarı bir sonraki gün için boşaltıyor; ama dilerseniz günün herhangi bir saati pazar kompleksinin dışında yer alan Jogai açık balık pazarını ziyaret edebiliyorsunuz. Bugünü yanlış seçimler yaparak geçiren ben, ne yazık ki pazarın kapalı olduğu tek gün, yani Çarşamba günü buraya gelmişim.

Buradan yürüyerek Hama-rikyu Bahçeleri’ne gidiyorum. Şehrin göbeğinde adeta bir vaha gibi bu bahçeler. Adımınızı attığınızda bir anda unutuyorsunuz dünyanın en büyük şehirlerinden birinde yer aldığınızı. Sağdan soldan gözüken gökdelenler de olmasa… Sonsuza uzanan çiçek tarlaları ve göletler karşılıyor bahçeler içerisinde sizi. Gün batımını burada geçiriyorum ve sonrasında da yavaş yavaş yola koyuluyorum. Sırt çantamı istasyondan alıp ev sahibim Hayato’nun Kodaira’daki evine ulaşıyorum. Bu sırada yağmur başlamış durumda. Hayato beni istasyonda karşılıyor ve istasyonun hemen dibinde yer alan evine kadar eşlik ediyor. Karşılaştığım daire tipik bir Japon evi. Küçücük bu daire kaydırmalı panel kapılar ile odacıklara ayrılmış; oturma odası ve mutfak aynı bölmede yer alıyor. Tuvalet ve banyo ayrı bölümlerde bulunuyor. Hayato, aynı mahallede babasından devraldığı mücevher mağazasında çalışıyor. Bana çok güzel bir yemek hazırlamış. Yemek eşliğinde muhabbete koyuluyoruz. Bu sırada dışarıdaki fırtına da etkisini artırıyor. Yemek sonrasında konu Hayao Miyazaki’den açılınca biz de ünlü “Spirited Away” isimli animeyi tekrar izlemeye karar veriyoruz. En sevdiğim. Geceyi bitirmek için ne güzel bir seçim.

12 Mart 2013, Salı.

DSC04948

IMG_3543

DSC04934

DSC04936

Senso-ji Tapınağı’ndan manzaralar.

IMG_3533

Nakamise alışveriş sokağının yerel tatları.

DSC04960

Kappabashi Dogugai Sokağı devasa bir aşçı ile sizi selamlıyor.

IMG_3552

Asakusa’dan Ueno’ya doğru yürürken minik öğrenciler.

DSC04981

IMG_3586

Ameyoko alışveriş sokağının bulunduğu bölgeden.

DSC05006

DSC05013

DSC05003

Ueno Parkı’ndan, tapınak vs zeplin.

Güzel bir uykudan sonra güne oldukça geç başlıyorum. Ne yapacağım konusunda çok da bir fikrim yok. Bir önceki gece uyumadan önce rehberi biraz karıştırıp Tokyo mahalleleri hakkında bir şeyler okumuşum. Tokyo koca bir okyanus gibi geliyor bana, her büyük şehri keşfetmeye başlamadan önce olduğu gibi. Görülmesi gerekilen mahalleleri kafamda sıralıyorum ve sonunda şehir dışından gelenlerin ilk tercihi olan Asakusa bölgesi ile başlamaya karar veriyorum. Hava son iki aydır olduğu gibi Tokyo’da da soğuk. Henüz montları çıkarma sezonu gelmemiş. Akıllı telefonların nimetlerinden yararlanıp Tokyo’nun metro sistemine ilişkin bir uygulamayı telefonuma indiriyorum. Gitmek istediğiniz noktaya nasıl gidebileceğinizi, nerede hat değiştirmeniz gerektiğini ve yolculuğun ne kadar süreceğini belirten uygulama benim için dünyanın en kapsamlı metro hattına sahip Tokyo’da hayat kurtarıcı oluyor.

Asakusa bölgesine geldiğimde akın akın insan kalabalığı ile karşılaşıyorum. Bu bölge Edo döneminden beri koruduğu tarihi dokusu ile Tokyo’nun en turistik bölgelerinden bir tanesi. Sumira Nehri’nin kıyısında yer alan bu bölge aynı zamanda Tokyo’nun en eski geyşa bölgeleri arasında sayılıyor. Bu bölgede hala aktif görev alan geyşaların bulunduğu biliniyor. Bölgenin merkezinde yer alan Senso-ji Tapınağı bölgenin en çok ilgi gören yapılarından bir tanesi. Tokyo’nun en eski tapınağı olduğu bilinen bu Budist tapınağı 628 yılından beri tüm görkemi ile ayakta duruyor. Bölgeye Kaminarimon ismi verilen Gök Gürültüsü Kapısı’ndan giriliyor, kapıyı kocaman kırmızı feneri ile kolayca ayırt edebiliyorsunuz. Bu kapının sağında rüzgar tanrısı, solunda ise yıldırım tanrısı yer alıyor. Bu kapıdan içeri girdiğinizde sizi sağlı sollu hediyelik eşya dükkanları ve yerel yiyeceklerin satıldığı büfeleri ile meşhur 250 metrelik Nakamise alışveriş sokağı karşılıyor. Ben tabi kendimi yola çıktığımdan beri çakma gurme ilan ettiğim için neredeyse her büfedeki ilginç yiyecekleri tatmayı ihmal etmiyorum. Bunlardan en sevdiğim ise balık şeklindeki içi çeşitli aromalarda kremalarla doldurulmuş balık bisküvileri oluyor. Bunlara “taiyaki” adı veriliyor.

Bölgenin merkezinde yer alan Senso-ji Tapınağı’nı da gezdikten sonra ilk işim bir turist bilgilendirme merkezi bulmak oluyor. Japonya’da tatil dönemi yaklaştığı için bir süredir aklımda olan Ghibli Müzesi biletlerini bir an önce almam lazım. Müzeyi ziyaret edebilmek için biletleri önceden almanız ve de müzeyi ziyaret edeceğiniz gün ve saat aralıklarını seçmeniz gerekiyor. Bilgilendirme merkezindeki görevli son derece yardımsever; ama ne yazık ki önümüzdeki on gün boyunca bilet bulamayacağımı belirtiyor. Yine de şansımı denememi öneriyor. Son olarak da İstanbul ve Tokyo’nun 2020 olimpiyatları için rakip olduğu konusundan dem vurup beni uğurluyor. Hakikaten Tokyo’nun neredeyse her köşesinde olimpiyatlara ev sahipliği yapmak için aday olduğu konusunda broşürler ve posterler bulunuyor. Görevliden aldığım bilgiler doğrultusunda yol üzerinde bulunan Lawson adı verilen süpermarkete doğru ilerliyorum. Bu süpermarkette yer alan bilet makineleri sayesinde Ghibli Müzesi biletlerini almak mümkün. Süpermarketteki kasiyer bana makinenin nasıl kullanılacağını gösteriyor, on dakika kadar makineyi çözmeye çalışıp bütün günlerin dolu olduğunu görünce ben de rastgele bir tarih seçip müze biletimi ayın 28’ine alıyorum. Yani tam iki buçuk hafta sonrasına. O tarihlerde nerelerde olurum bilinmez; ama en azında elimde müzeye bir biletin bulunmasında fayda var.

Bilet işini de güvenceye aldıktan sonra Asakusa bölgesinden Ueno bölgesine yürümeye başlıyorum. Yolda yüz yıllık Kappabashi Dogugai Sokağı’na uğruyorum. Bu sokak her türden ve her çeşitten mutfak eşyasını satması ile meşhur. Girişinde sizi kocaman mutfak eşyaları karşılıyor. Bu arada yürürken dikkatimi çeken bir başka unsur da küçücük küçücük çocukların okullarından evlerine tek başlarına dönmeleri. Boyları neredeyse dizime kadar gelen bu ufaklıklar, sırtlarında boylarından büyük sırt çantaları, üzerlerinde tek örnek üniformaları ile tek başlarına işlek Tokyo sokaklarında yürüyorlar. Bu bile aslında Tokyo’nun ne kadar güvenilir olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Tokyo’nun genel olarak çok farklı bir havası var. Çok da kelimelere dökemeyeceğim bir hava. Ana sokaklarından bir adım atıp ara sokaklarına girdiğinizde tamamen farklı bir kültür ile sizi karşılayan bir hava. Bu yüzden Ueno bölgesine doğru yürürken bol bol ara sokaklara girip çıkıp kayboluyorum. Yolda küçük tapınakları ziyaret ediyorum.

Ueno bölgesi, daha çok bölgenin kalbinde yer alan Onshi Parkı ve parkta barındırdığı müzeleri ile meşhur. Tokyo Ulusal Müzesi, Batı Sanatı Ulusal Müzesi, Doğa ve Bilim Ulusal Müzesi, Ueno Hayvanat Bahçesi, Shinobazu Göleti ve sayısız tapınak bu parkın içerisinde yer alıyor. Bu bölge aynı zamanda Tokyo’nun çalışan sınıfına ve evsizlerinin birçoğuna da evsahipliği yapıyor. Ueno İstasyonu’nun etrafında yer alan Ameyoko alışveriş sokağı ucuz fiyatları ile kalabalıkları çekiyor. Hava kararana kadar zigzaglar çizerek sokakları yürüyorum. Gün batımını da Ueno Onshi Parkı’nda göletin yanında yapıyorum. Parktaki ışıklandırmalar gölet üzerinde rengarenk yansımalara neden oluyor. Bir de nedendir bilinmez gökyüzünde bir zeplin dolanıyor. Tam tapınakların üzerinde dolanan bu kocaman zeplin, kocaman bir tezat sunuyor. Metro ile birkaç hat değiştirerek konakladığım yere dönüyorum.

Bu arada belirtmekte fayda var. Japonya’da klozetler ayrı bir dünya. Güney Kore’deki tuvaletlere enteresan derdim ki, Japonya’dakileri görene kadarmış. Bir kere klozet kapağının üzerinde binlerce düğme var. Sifonu bile zor bulabiliyorsunuz bazen. Poponuzu yıkamak için çeşitli açılarda ve sıcaklıklarda su sıkmaktan tutun da, müzik çalmaya, klozet kapağını ısıtmaya kadar çok çeşitli özellikleri var bu klozet kapaklarının. Bu da her tuvalet deneyimini ayrı bir maceraya dönüştürüyor benim için.

11 Mart 2013, Pazartesi.

Sabahtan uyanıyoruz, hazırlanıyoruz. Ben Türkiye’ye postalanacak eşyalarımı ayırıyorum ve kaldığımız yere çok yakın olan postanenin yolunu tutuyoruz. Geniş postane binasına girdiğimizde gördüklerimiz Göksu’yla benim ağzımızın açık kalmasına neden oluyor. Her şey o kadar düzenli ve organize ki. Sizin sadece postalayacağınız şeyi getirmeniz yeterli. Postanede sizin için her şey düşünülmüş. Boy boy kutular, zarflar, gönderecekleriniz kırılmasın diye havalı pıtpıt poşetler, bantlar, kalemler. Her şey ama her şey… Biz de iki kutu alıyoruz. Bir tanesine okuduğum ve atmaya kıyamadığım kitaplarımı, diğerineyse Hindistan’dan beri taşıdığım soğuk hava ile mücadelemde en yakın dostum olan battaniyeleri ve birkaç hediyelik eşyayı koyuyoruz. On dakika içerisinde işlerimizi halledip, gönderime hazır hale getiriyoruz. Böylece sırt çantamdan tam tamına 8 kilo daha eksilmiş oluyor. Bu arada eklemekte fayda var sırt çantam Kaptan Mağara Adamı’nın vücudu gibi. Ne yaparsam yapayım ne içindekiler azalıyor, ne de yüküm hafifliyor. Düşününce yola çıktığım ilk güne göre yine de büyük ilerleme var. 20 kilodan, 10 kiloya kolay inilmiyor.

Sonrasında odaya dönüyoruz, ben eşyalarımı toparlıyorum ve havaalanın yolunu tutuyorum. Bu arada ilk plana göre Japonya’yı yakın arkadaşım Ayça ile gezmeyi planlarken Ayça’nın başına son hafta içerisinde gelen talihsiz serüvenler dizisi yüzünden yoluma tek başına devam etmem gerekiyor. Bu da açık söylemek gerekirse motivasyonumu baya düşürüyor ve ne yapacağım konusunda beni biraz afallatıyor. Çünkü nasıl olsa Ayça geliyor rahatlığı ile açıp Japonya haritasına bile adım akıllı bakmamışım. Bu telaşla ilk iki gece için apar topar konaklayacak bir yer ayarlayıp gerisini Tokyo’da düşünmeye karar veriyorum.

Seoul havaalanına tek metro hattı ile bir saatten kısa bir sürede ulaşıyorum. Tokyo için check-in işlemlerini yapmak üzere Jetstar Havayolları’nın gişesine geldiğimde tatsız bir sürprizle karşılaşıyorum. Görevliler check-in yapmama izin vermiyorlar. (Bu arada işin ilginç yanı ben zaten check-in işlemlerini internet üzerinden yapmışım ve orada sadece bavulumu bırakmak üzere bulunuyorum.) Söylediklerine göre ya dönüş biletine ya da sonraki ülkeye geçiş biletine ihtiyacım var. Yoksa Tokyo Narita Havaalanı’ndaki görevlilerin bana ülkeye giriş izni vermeme ihtimali var. Ben normal olarak panikliyorum. Havaalanındaki interneti kullanarak bir sonraki durağım olan Filipinler’e bilet almaya karar veriyorum; ve şansıma havaalanındaki internet bilgisayarımda çalışmıyor. Apar topar dört beş farklı köşe denedikten sonra sonunda sorunsuz çalışan internet bağlantısını buluyorum ve 1 Nisan tarihi için Filipinler’in başkenti Manila’ya uçak biletimi alıyorum.

Seoul Havaalanı gördüğüm en ilginç havaalanlarından bir tanesi. Siz yolculuk için telaşlı telaşlı koştururken bir köşede klasik müzik trio’su eserlerini sergiliyor, bir başka köşede yerel kostümler giymiş insanlar gösteriler sunuyor. Tokyo’ya yolculuğum iki buçuk saat kadar sürüyor. Tokyo’ya indiğimde panik modum hala geçmiş değil, hem Ayça gelemiyor, hem giderayak Filipinler biletini aceleye getirip almışım, hem de boşlukta dolanıyor gibi hissediyorum. Bir an için nerede, neden bulunduğumu algılayamıyorum.

Pasaport işlemleri için sonsuza uzanan bir sıraya giriyoruz. Görevliler sürekli önümüze Filipinli grupları geçiriyorlar. Sıra uzadıkça uzuyor. Bir buçuk saatlik bir beklemeden sonra sonunda sıra bana geliyor. Görevli kadın, temel soruları soruyor. Neden buradasın, ne yapıyorsun, yalnız mısın, tanıdığın var mı… Cevaplar hoşuna gitmemiş olacak ki, beni başka bir bölümde yer alan bir ofise yönlendiriyorlar. Bu arada belirtmekte fayda var. O kadar insan pasaport sırasına giriyor ve çıkıyor; ama aralarından sadece ben bu odaya alınıyorum. Bir Türk olarak yine pasaportumun dezavantajı ile bu odada bulunuyorum. Odadaki görevli neden geldiğimi, ne yapacağımı tekrar soruyor. Benim ne yapacağım konusunda kendimin bir fikri yok ki, adama anlatayım. Gezeceğim diyorum, planını göster diyor. Planım yok ki demiyorum tabi çat pat anlatıyorum kafamdakileri. İngilizcesi çok da iyi olmayan amca ile anlaşmak da ayrı bir dert. Sonunda “Sırt çantalılardan mısın?” diyor, “Hah, evet!” diyorum. “Tamam o zaman.” diye cevap veriyor. Pasaport işlemlerimi hallediyor. Benim sinirim bozulmuş bir kere, çenemi tutabilene aşk olsun. Görevli giriş damgalı pasaportumu verdikten sonra (ne olur, ne olmaz kendimi garantiye alıyorum, pasaportum elimde!) sorgu sırası bana geçiyor. O kadar insan varken, neden sadece benim bu odaya alındığımı soruyorum. Görevli anlamıyor sorumu, ben de inatla tekrarlıyorum. Sonunda bana bunun kendisinin işi olduğunu, hiçbir açıklama yapmak zorunda olmadığını sert bir tavırla ifade ediyor. Ben de bunun ayrımcılık olduğunu söylüyorum, o da olmadığını söylüyor. Ben artık sınır dışı edilmeden kapıdan fıyıyorum.

Havaalanından bir trenle şehir merkezine geçiyorum, şehir merkezinden tren değiştirip yerel bir tren hattıyla konaklayacağım Ikebukuro bölgesine gidiyorum. Otelin bana yolladığı tarifleri takip ederek konaklayacağım Kimi Ryokan isimli yeri buluyorum. Burası “ryokan” türünde bir otel. Yani tamamen geleneksel. Otelden içeri girmeden ayakkabılarınızı çıkarıp girişteki küçük dolaplara yerleştiriyorsunuz. Küçük odalarında yerlere serili tatami’ler yani hasır halılar var. Bunların üzerinde futon adı verilen yer yatakları yer alıyor. Banyo ve tuvalet ortak kullanımlı. Son derece temiz ve rahat odama kendimi atıyorum. Çok uzun bir gün olmuş. Biraz sakinliğin iyi geleceği dakikalar.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s