Seoul, Güney Kore.

Standard

10 Mart 2013, Pazar.

IMG_3451-2

Namdaemun Pazarı’ndan.

Günlerdir erken uyanıp saatlerce yürümenin getirdiği yorgunluğun ve penceresiz bir odada konaklamanın da etkisiyle, Pazar gününe geç bir başlangıç yapıyoruz. Uyandığımızda saat öğlene geliyor. İlk işimiz Myengdong bölgesine gitmek oluyor. Hava çok soğuk. Ayazdan dolayı ellerimizi ceplerimizden çıkaramıyoruz bile. Burada kahvaltımızı yapıp Göksu için para bozduruyoruz. Biraz gündüz gözüyle bölgeyi gördükten sonra Insa-dong bölgesine geçiyoruz. Buraya tekrar geliş amacımız bir önceki turumuzda gözümüze kestirdiğimiz hediyelik eşyaları almak. Göksu beğendiği seramikleri alıyor, ben bir iki mıknatıs alıyorum derken kendimizi Itaewon bölgesinde buluyoruz. Itaewon tamamen yabancılar için sonradan yaratılmış bir bölge. Müslüman nüfusun (dolayısıyla kebapçıların ve camilerin) çoğu bu bölgede bulunuyor. Çok kültürlülüğü ile ünlü bu mahallede aynı zamanda her ülkenin mutfağını tadabiliyorsunuz. Mağazalar, cafe’ler, restoranlar, dükkanlar tamamen yabancı müşterilere yönelik. Bizim buraya asıl geliş amacımız ise bir haftalık yolculuğumuz sırasında hiç kitapçı görmemiş olmamız. Benimse bir sonraki gün Japonya’ya geçmeden önce bir rehber kitaba ihtiyacım var. Buradaki yabancı dilde kitap satan kocaman kitapçıyı buluyoruz ve ben aradığım rehber kitabı alıyorum.

Artık gün batmaya yakınken tekrardan şehir merkezine dönüp şehrin en büyük pazarlarından biri olan Namdaemun Pazarı’nı ziyaret ediyoruz. Pazar günü olduğu ve hava da kararmaya başladığı için tezgahların çoğu çoktan kapanmış. Pazar sokaklarını biraz dolandıktan sonra Myengdong’a yürüyoruz. Amacımız gitmeden önce Kore barbeküsünü tekrar denemek. Yol üzerindeki restoranlardan birine giriyoruz. Garsonla anlaşmamız yaklaşık on beş dakikamızı alıyor. Ne o bizi anlıyor, ne biz onu. Sonunda yemek siparişimizi veriyoruz. Yemekler gelmeye başladığında farkına varıyoruz ki anlaşamadığımız için en az beş kişilik yemek istemişiz! Tabi ki hesap da duruma yakışırcasına geliyor. Duruma gülsek mi, üzülsek mi karar veremiyoruz. Yemek sonrası metroyla odaya dönüyoruz. Bir haftadır bu ülkede fark ettiğimiz diğer bir mevzu ise metro içerisinde kimse konuşmuyor. (ben ve Göksu hariç) Herkes akıllı telefonlarına gömülmüş ya da kitap okuyarak yolculuk ediyor. Biz sustuğumuzda etrafımızda yankılanan sessizlik bizi de şaşırtıyor. Odaya dönünce ben eşyalarımı ayıklıyorum, ertesi gün Japonya’ya uçak biletim var ve sırt çantam benimle devam etmek için fazlasıyla ağır!

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s