Busan, Güney Kore.

Standard

8 Mart 2013, Cuma.

DSC04699

DSC04711

DSC04725

DSC04738

Busan Birleşmiş Milletler Anıtsal Mezarlığı.

DSC04754

DSC04756

DSC04757

DSC04767

Jagalchi Balık Pazarı.

DSC04771

DSC04774

Busan’ın rengarenk sokakları.

Sabah içeriden gelen klasik müzik sesi eşliğinde uyanıyoruz da bir an Göksu da, ben de nerede olduğumuzu algılayamıyoruz. Jeong Min’in annesi dün aldığımız çiçeğin de motivasyonu ile sabah erkenden uyanmış, bizim için müziği son ses açmış, ziyafet niteliğinde bir kahvaltı hazırlamış, bir de üstüne bizim için yolculuk sırasında ihtiyaç duyabileceğimiz ufak tefek şeylerden birer paket hazırlamış. Kahvaltımızı edip eşyalarımızı toparlıyoruz ve saat 07:30’da evden çıkıyoruz. Jeong Min’in annesi (inatla Jeong Min’in annesi diyorum; çünkü ilk gün çok hızlı şekilde adını söyledikten ve biz anlamadıktan sonra bir daha sormaya utandık, adı da bizim için “Min anne” kaldı) bizi yol üzerindeki otobüs istasyonuna bırakıyor. Beş saat kadar süren otobüs yolculuğumuz son derece konforlu geçiyor. Otobüse biner binmez çift dilde açıklayıcı videolar ekranlarda gösteriliyor. Güney Kore, şu ana kadar gördüğüm en turist dostu ülkelerden biri olmaya aday.

Yolda bir mola yerinde duruyoruz, burada her şey o kadar sistematik ve pratik ki. Batı yemeği, Kore yemeği, atıştırmalık, çay-kahve diye bölümlere ayrılmış dükkanlar var. Öğlen saatler biri gösterdiğinde Busan’a varıyoruz. Şehrin kuzeyinde yer alan otobüs istasyonundan metro ile uzunca bir yolculuk sonrasında tren istasyonuna yakın bir bölgede yer alan otelimize yerleşiyoruz. Otel odasında şaşırtıcı olarak bize özel bir masaüstü bilgisayar ve modem de yer alıyor. Eşyalarımızı yerleştirdikten sonra şehri keşfe çıkıyoruz.

Busan, Güney Kore’nin en büyük liman kenti aynı zamanda ülkenin Seoul’dan sonraki en büyük ikinci şehri. Şehirle ilgili ilk fark ettiğimiz ayrıntı, orta yaşlı ve yaşlı teyzelerde kısa permalı saç ve tenis şapkası modası olduğu. Şehirdeki ilk durağımız Kore Şehitleri Anıtı olarak da bilinen United Nations Memorial Cemetery yani Birleşmiş Milletler Anıtsal Mezarlığı oluyor. Metro ile çok kolay şekilde ulaşılabilen bu bölgeye, bizim şaşkınlığımız yüzünden varmamız normalden fazla zaman alıyor. Girişte nereden olduğumuzu soruyorlar, Türk olduğumuzu söylüyoruz. Broşürler arasında Türkçe görmek bizi şaşırtıyor. 1955 yılında, Güney Kore Parlamentosu tarafından Birleşmiş Milletler’e, yapılan hizmetleri ve feda edilen hayatları anmak adına mezarlık olarak kullanılması için kalıcı olarak verilen bu arazi, aynı zamanda türünün tek örneği. Yani Birleşmiş Milletler tarafından kurulan dünyadaki tek mezarlık. Kore Savaşı sırasında 1950 – 1953 yılları arasında 17 ülkeden, 40896 kişi hayatını kaybetmiş; fakat bu Anıtsal Mezarlık’ta sadece 2300 kişi gömülü. Savaşta şehit olan 724 Türk askerinin 462’sinin defnedildiği Türk şehitliği de burada yer alıyor. Son derece bakımlı ve etkileyici şekilde düzenlenmiş bu mezarlıkta bir iki saat kadar dolanıyoruz. Hayatlarını kaybetmiş askerlerinin ad, soyad ve yaşlarının yazdığı küçük taşları inceliyoruz. Birçoğu o kadar genç ki. Bunlardan en genci 17 yaşındaki JP Daunt isimli asker; bu nedenle onu anmak için bir su yolu yapılmış mezarların sonuna. Anıtsal mezarlıkta, şehit düşen bütün askerlerin isimlerinin yer aldığı mermer bir duvar; ülkelere adanmış iki anıtsal salon da yer alıyor. Genel olarak yazılardan ve mezarlığın bu kadar düzenli olmasından, Güney Kore’nin minnettarlığını hissedebiliyorsunuz. Bütün yolculuk boyunca da Türk olduğumuzu söylediğimizde insanların yüzüne bir gülümseme yayılıyor, birçoğu “Savaşta siz bize yardımcı oldunuz.” diyor.

Hava kararmaya yakınken şehir merkezine geri dönüyoruz. Bir şeyler atıştırdıktan sonra Güney Kore’nin en büyük balık pazarı olan Jagalchi Balık Pazarı’nı ziyarete gidiyoruz. Bu devasa kapalı pazarın her katında farklı bir ürün satılıyor. Giriş katını sıra sıra dizilmiş taze deniz ürünleri tezgahları doldururken, ikinci katında her türlü kurutulmuş deniz ürününü bulabiliyorsunuz. Aynı zamanda dilediğiniz ürününü seçip yiyebileceğiniz küçük büfe türünde restoranlar da burada yer alıyor. Buradan sonra Seomyeon olarak da bilinen şehir merkezindeki sokaklarda yürüyoruz. Özellikle BIFF (Busan International Film Festival) Meydanı etrafındaki ara sokaklarda gece ışıkları arasında mağazaları dolanıyoruz. Yan yana sıralanmış sokak yemeği satıcılarından birkaçının sattıklarını deniyorum ben. Güney Kore’de şu ana kadar hiçbir sokak yemeği beni hayal kırıklığına uğratmıyor. Hepsi son derece leziz. Sonrasında geniş caddelerden yürüyerek tren istasyonunun bulunduğu bölgeye, otelimize geri dönüyoruz. Ertesi sabah 09:30’da Busan’dan Gyeongju’ya otobüsümüz var.

 

 

Reklamlar

2 responses »

  1. çok bilgilendirici olduğunu söyleyemem ama gerçekten güzel bi gezi yazısı olmuş elinize sağlık severek okudum

    • Teşekkür ederim, eğer daha detaylı bilgi isterseniz her zaman sorabilirsiniz. Genel Güney Kore yazısı altından da ülke hakkında daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s