Seoul, Güney Kore.

Standard

7 Mart 2013, Perşembe.

DSC04587

Camp Bonifas’taki brifingden.

IMG_3319

JSA. Arka tarafta Kuzey Kore’ye dönük bekleyen askerleri görebiliyorsunuz.

DSC04608

Ana Konferans Salonu, Güney Koreli asker eşliğinde.

DSC04648

Dorasan Tren İstasyonu.

DSC04621

Baltalama olayının gerçekleştiği bölge ve “Geri Dönüşü Olmayan Köprü”.

Sabah 05:00’de yağmura uyanıyoruz ya içimden küfürleri saymadan edemiyorum. İki üç gecedir adam gibi uyuyamıyorum; üstüne bir de zaten oldum olası hava hala karanlıkken uyanmayı sevmiyorum. Bizimle beraber Jeong Min’in annesi de uyanıyor, bizim turumuz için çıkın hazırlamaya girişiyor. Evden çıkarken biz, içerisinde minik minik atıştırmalıkların bulunduğu bir paketi de bize veriyor. Koştur koştur ilk metro seferini yakalayıp üç aktarma sonrasında Amerikan üssünün bulunduğu bölgeye varıyoruz. Turumuzu kapsamlı bir araştırmadan sonra USO aracılığıyla ayarlıyoruz; çünkü USO’nun turu Güney – Kuzey Kore sınırında görmek istediğimiz her şeyi kapsıyor. USO, Amerikan ordusunun sosyal ve eğlence organizasyonu. Bu nedenle daha binanın içerisine girdiğinizde kendinizi Amerika’ya gelmiş gibi hissediyorsunuz. Üs içerisindeki yarım saatlik bekleme süresince bol bol Amerikan propagandasına maruz kalıyoruz, televizyonlarda Chavez’in ölüm haberleri yanlı bir şekilde yansıtılıyor. Otobüsümüz, 07:30’da üssü terk ediyor

Bir saatlik bir yolculuktan sonra ilk durağımız Güney ve Kuzey Kore arasında yer alan Camp Bonifas oluyor. Burası, DMZ dışında yer alan Amerikan – Güney Kore askerlerinin ortak üssü. Bu üs, adını 1976 yılında Kuzey Kore askerleri tarafından baltalarla öldürülen Amerikan askerinden alıyor. Bu asker iki ülke arasındaki gözlemevini kapatan ağacı baltayla kesmek istediği sırada, Kuzey Koreli askerlerin saldırısına uğruyor, bu nedenle bu bölgede yaşanan kritik olaylardan biri sayılıyor. Üs içerisinde bir konferans salonuna alınıyoruz ve Amerikalı bir asker tarafından bize Kore Savaşı ve bölgenin geçmişi hakkında kısa bir brifing veriliyor. İkinci durağımız, Joint Security Area (JSA) yani Birleşik Güvenlik Alanı oluyor. Burası, 27 Temmuz 1953 yılında imzalanan ateşkes sonucu Güney ve Kuzey Kore arasında oluşturulmuş yansız bir bölge. Bu bölgeye üssün özel otobüsleri ile geçiş yapıyoruz. Her adımımızda sıkı sıkı uyarılıyoruz. Mimiklerimizden, giydiğimiz kıyafetlere, çektiğimiz fotoğraflara kadar belli kısıtlamalar söz konusu. Bu yansız bölge, terk edilmiş Panmunjeom kasabasında yer alıyor. Biz de Kuzey ve Güney Kore arasında ateşkesin imzalandığı ve sonrasında da düzenli toplantıların yapıldığı ana konferans salonunu ziyaret ediyoruz. Resmi olarak, Kuzey Kore toprağına en yakın olabileceğimiz noktadayız. Biz konferans salonu içerisindeyken iki Güney Kore askeri de bizimle beraber Taekwondo duruşu adı verilen garip bir bekleme halinde duruyor. Ortamdaki gerginliği hissedebiliyorsunuz.

Sonrasında iki ülkenin Daesongdong ve Gijeongdong kasabalarını görebileceğimiz gözlem bölgesi olan Dora’ya gidiyoruz. Bu iki kasaba, DMZ bölgesi içerisinde 1953 ateşkesi sonrasında oluşturulmuş. Güney Kore tarafında yer alan Daesongdong’da (Özgürlük Kasabası olarak da anılıyor) iki yüz kadar Güney Koreli son derece iyi koşullarda yaşıyor. Vergi ödemedikleri için burada yaşayan çiftçilerin yıllık gelirinin 80000 USD’den fazla olduğu biliniyor; fakat burada yaşayanların bölge dışına çıkmaları konusunda belli kısıtlamalar var. Yılda sadece toplamda üç ayı buranın dışarısında geçirebiliyorlar. Üstelik her gün akşam 11’de dışarı çıkma yasakları var. Kuzey Kore’nin Gijeongdong kasabasında ise ayrı bir hikaye söz konusu. Burası Barış Kasabası olarak da anılıyor; fakat Güney Koreliler bu bölgeye Propaganda Kasabası diyor. Aslında bu kasabada kimsenin yaşamadığına inanıyorlar. Bize anlatılana göre burada her evde ışıklar aynı saatte kararıyormuş, üstelik binaların üst katlarına doğru ışıkların enerjisi azalıyormuş. Bu da ışık kaynağının tek bir merkezden geldiği savını güçlendiriyormuş. Propaganda Kasabası’nı kayda değer yapan ayrı bir husus da kasabada yer alan 160 metrelik bayrak direği. Güney Kore tarafında yer alandan daha uzun olsun diye inşa edilen bu bayrak direğinde yer alan bayrağın 300 kilo olduğu biliniyor. Dora gözlem tepesinde sıra sıra dizilmiş dürbünlerle bu kasabaları inceleyebiliyorsunuz; ama şansımıza hava o kadar sisli ki bırakın Kuzey Kore’yi iki metre ötesini bile net göremiyoruz. Bize de sadece hayal etmek ve duvarlara astıkları fotoğraflara bakıp hayal gücümüzü çalıştırmak düşüyor. Buradan “Third Inflation Tunnel” yani iki ülke arasındaki üçüncü tünele geçiyoruz. 1974’ten bu yana Kuzey ve Güney Kore arasında dört adet tünel bulunmuş, bizim ziyaret ettiğimiz bunlardan üçüncüsü. Sürpriz bir çıkarma yapabilmek için Kuzey Koreliler tarafından kazılan bu tünellerde sarı sarı dinamit işaretlerini ve tüneli kömür aramak amacıyla kazdıklarını iddia edebilsinler diye duvarlara sürülmüş kömür tozlarını görebiliyorsunuz. Tünele giriş neyse de, çıkış bizim için ayrı bir yaşam mücadelesi oluyor. Son derece dik tünel yokuşunu çıkarken Göksu da ben de her adımda “Ha gayret” diyerek kendimizi motive etmeye çalışıyoruz. Yemek molası vermeden önce son durağımız Dorasan Tren İstasyonu oluyor. Bu durak, iki Kore’nin birleşmesine yönelik umudu simgeliyor aynı zamanda.

Dorasan Tren İstasyonu sonrasında yemek yemek üzere nerede olduğunu çok da anlayamadığım bir yere götürülüyoruz. Burada geleneksel Kore yemekleri bize sunuluyor. Yemek sonrasında grup içerisinde Kuzey Kore tarafından getirilmiş biraları almak isteyen olup olmadığı soruluyor, tabi bizim eller hemen havaya. Yemek sonrasında otobüslere dağılıp USO’ya geri dönüyoruz.

Hala hava kararmadığı için şarkısı ile de meşhur Gangnam Bölgesi’ne gitmeye karar veriyoruz. Bu bölge, daha çok modern binalar ve şık mağazalarla dolu. Birkaç tur atıyoruz, birkaç mağazayı ziyaret ediyoruz; sonrasında bir yere oturup kahvelerimizi içiyoruz ve sokaktan geçenleri izlemeye koyuluyoruz. Kahveler sonrasında Göksu, Güney Koreli arkadaşı ile buluşmaya gidiyor, ben onu beklerken başka bir yere oturuyorum. Birkaç saat sonra eve dönmeye koyuluyoruz, dönüş yolunda Jeong Min’lerdeki son gecemiz olduğu için, annesine bir demet çiçek alıyoruz da çok mutlu oluyor çiçekleri görünce. Toparlanıp erkenden uyumaya koyuluyoruz.

6 Mart 2013, Çarşamba.

DSC04491

DSC04502

DSC04522

Gyeongbokgung Sarayı’ndan.

DSC04509

Saraydaki koruma değişim törenleri sırasında.

DSC04571

IMG_3277

Bukchon Hanok Kasabası’ndan.

DSC04579

Gwangjang Pazarı.

Sabah erkenden uyanıyoruz. Jeong Min’in annesini, yine bizim için kahvaltı masasını donatmış buluyoruz. Küçük notlar, post-it’ler leziz öğünlerin yanını süslüyor. Kahvaltı sonrasında ilk işimiz konakladığımız yere çok yakın olan otobüs istasyonuna (Express Bus Station) gidip Cuma gününe Busan için bir otobüs bileti almak oluyor.

Otobüs biletlerimizi aldıktan sonra şehir merkezine gidip Gyeongbokgung Sarayı’nı ziyaret ediyoruz. 1395 yılında yapılmış bu saray, Joseon Hanedanlığı tarafından Seoul’da inşa edilmiş beş saraydan ilki ve en büyüğü. Birbiri içerisine geçen avlulardan ve binalardan oluşan bu sarayı gezmemiz iki üç saatimizi alıyor. Üstelik sarayda her saat başı korumaların değişim töreni oluyor, yüksek binalar ve inşaat vinçleri manzarasında bu geleneksel değişim seremonisini izlemek son derece ilginç bir tezat oluşturuyor. Buradan sonra Changdeokgung Sarayı’nı gezmek için yola düşüyoruz. Fakat mimari olarak, Gyeongbokgung ile bir farkı olmadığı için, üstelik bu sarayı anlamlı yapan gizli bahçeyi görmek için düzenlenen turu beklemek zorunda olduğumuzdan bu sarayı es geçiyoruz. İki saray arasında yer alan tarihi evlerin bulunduğu Bukchon Hanok Kasabası’na ilerliyoruz. Bu küçük ve bohem kasaba Seoul’un geri kalanına kıyasla farklı bir hava taşıyor. İkinci el kıyafet satan butik mağazalar, el işi atölyeleri, şık cafe’ler sokakları dolduruyor. Birçoğu stüdyo ve atölye olarak kullanılmakta olan tarihi evlerin arasında tur atıp daracık sokaklarda kayboluyoruz.

Bir saat kadar bu bölgede dolandıktan sonra Insa-dong olarak bilinen trafiğe kapalı alışveriş sokağına gidiyoruz. Bu sokakta, turistik ürün adına satılan her şeyi bulmak mümkün. Birbirinin kopyası ucuz Çin malı ürünler olduğundan gereksiz pahalı fiyatlarla tezgahları süslüyor. Ellerimiz boş bu sokaktan ilerleyerek, gece pazarının yer aldığı Gwangjang Pazarı’na geçiyoruz sonrasında. Gwangjang’da birbiri ardına dizilmiş envai çeşit deniz ürünü ve farklı yiyecek, küçücük masaları doldurmuş insanlara sunuluyor. Pazar rengarenk. Kokular, görüntüler hiç alışık olmadığımız türden. Burada gördüklerimiz Göksu’ya sonunda “Sanırım Asya’ya geldiğimi şimdi anladım.” dedirtiyor.

Havanın kararmasının da etkisiyle ayaklarımız artık saatlerdir yürümekten yorgun, eve dönmeye karar veriyoruz. Ertesi gün 07:30’da başlayacak DMZ turumuz için sabah 05:00’de uyanmamız gerekecek.

5 Mart 2013, Salı.

IMG_3220

Nanta gösterisi öncesi. Fotoğraf çekmek yasaktı.

DSC04461

DSC04466

Myengdong Bölgesi.

Uyandığımızda öğlen olmuş bile; fakat Göksu da ben de bir türlü kendimize gelemiyoruz. Mutfağa geçtiğimizde son derece incelikle hazırlanmış bir kahvaltı sofrası bizi bekliyor. Jeong Min’in annesi işe gitmeden önce, bizi düşünecek kadar misafirperver. Her farklı yiyeceğin üzerine post-it’ler ile açıklamalarını yazmış; gün içerisinde yanımıza almamız için ufak tefek atıştırmalıklar hazırlamış. Üstelik bir gün öncesinde çok beğendiğimiz mısır çayını da bizim için demleyip termoslara koymuş. Güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra ilk iş nerede olduğumuzu, nasıl hareket etmemiz gerektiğini çözmeye çalışıyoruz. Her yeri, her ismi, her numarayı ezberlemeye uğraşarak siteden çıktıktan sonra metroya atlayıp Amerikan üssünün bulunduğu bölgeye gidiyoruz. Amacımız Güney ve Kuzey Kore arasındaki DMZ (Demilitarized zone) için bir tur ayarlamak. Bunu da Amerikan üssü içerisinde yer alan Koridoor Tours aracılığıyla 80 USD ödeyerek Perşembe günü için ayarlıyoruz. Sonrasında tur firmasının yer aldığı bölgeden yürüyerek şehir merkezine, popüler Myengdong’a gidiyoruz. Burada Jeong Min’in bizim için yer ayırttığı Nanta gösterisini izlemeyi planlıyoruz. Gösterinin oynayacağı Nanta tiyatrosuna sora sora ucu ucuna yetişiyoruz. Bu gösteri 1997’den beri oynanan ve üstelik Broadway’de de sahne almış çok popüler bir oyun. Gösteri boyunca beş kişilik ekip mutfak teması üzerine kurulmuş bir konu üzerinden danslarla, müziklerle, mutfak eşyaları ile çok eğlenceli bir şov sergiliyorlar. Öyle ki seyircileri de dahil ettikleri oyun sırasında bütün tiyatro kahkahalara boğuluyor. Özellikle Göksu’nun yanında oturan Malezyalı teyzenin kahkahaları bizi gösteriden daha çok eğlendiriyor.

Sonrasında Myengdong bölgesinin trafiğe kapalı ve bol ışıklı sokaklarında bir aşağı bir yukarı yürüyoruz, mağazaları dolanıyoruz. Akşam yemeğimizi de yedikten sonra yanlış metro hattı seçimi yaptığımız için çok uzun bir yolculuk sonrasında eve varıyoruz. Seoul’un metro sistemi son derece kapsamlı ve istediğiniz yere çok uzakta bile olsanız en fazla 2-3 hat değiştirerek ulaşabiliyorsunuz. İşin ilginç yanı, metronun altında olası savaş ihtimaline ve tehlikelere karşı hazırlanmış dolaplarda, gaz maskelerini de içeren önlem paketleri yer alıyor. Eve gidince gece uykusu bölük pörçük geliyor.

4 Mart 2013, Pazartesi.

Sabah uyanıyorum, kahvaltımı yapıyorum, duşumu alıyorum. Günler sonunda ilk defa odama İngilizce konuşabilen Çinli kızların düşmesini fırsat bilip bol bol muhabbet ediyorum. Öğlene doğru eşyalarımı toplayıp metro istasyonunun yolunu tutuyorum. Bir klasik: neredeyse geldiğim günden beri kapalı havası ile suratları ekşiten Şanghay’da pırıl pırıl güneş tepede. Bir saat süren metro yolculuğu sonrasında havaalanına varıyorum. Seoul’a olan yolculuğum iki saat kadar sürüyor. Son derece modern Seoul havaalanına vardığımda, Göksu’nun uçağının inmesine de on beş dakika var. Pasaport işlemlerini hallettikten sonra, havaalanını kaplayan ücretsiz kablosuz internet aracılığıyla Göksu’yla bulunduğumuz konumları teyit ediyoruz. Ben Türk Havayollarının bagaj bandının dibinde beklemeye başlıyorum. Çok uzun zamandır görmediğim Türk insanı akın akın bavullarını almaya geliyor. Gidip ilk gördüğüm Türkçe konuşana sarılmamak için kendimi zor tutuyorum, derken Göksu geliyor. Sekseninci günümü tamamladığım şu günde, en sevdiklerimden birini karşımda görmek bütün motivasyonumu yerine getiriyor. Bu sırada Güney Koreli arkadaşım Jeong Min’in babası da bizi karşılamaya geldiğini belirten bir mesaj atıyor ve biz havaalanının kapısı önünde buluşuyoruz. Göksu’nun “Şirinler Ülkesi”ne geldik derken ne kadar haklı olduğu bir kez daha kanıtlanıyor. Daha ilk dakikalarında olmamıza rağmen herkes şirinler köyünden fırlamış gibi.

Jeong Min’in babası, Hyung Geun bizi havaalanında kocaman bir gülümseme ile karşılıyor; bizim için bir restoranda rezervasyon yaptırdığını ve hep beraber oraya gideceğimizi belirtiyor. Bir saat kadar bir araba yolculuğundan sonra şehrin güneyinde yer alan Kyungbokkung isimli bir restorana giriyoruz. Jeong Min ve annesi bizi yemeği yiyeceğimiz küçük bir odacıkta bekliyor. Bu odaya girmeden önce ayakkabılarımızı çıkarıyoruz. Odaya girdiğimizde de yere çok yakın olan masalarda yerlerimizi alıyoruz. Sonrasında 2-3 saat sürecek bir yemek şöleni başlıyor. Bizim için önceden karar verilmiş; ama yediğimiz her bir yemeğin son derece leziz olduğu,  on – on beş farklı türde yemek önümüze geliyor. Kapanışı yumuşacık Kore Barbeküsü etler ile yaptıktan sonra masada artık tabak ve çanaktan boş yer bulamayınca ben “80 parça yemek takımını bizim için heba ettiler.” diyorum da gülüyoruz Göksu’yla.

Yemek sonrasında eve geçiyoruz. Çok geniş bir sitenin içerisinde yer alan bu tipik Kore evinde bize odalarımız gösteriliyor. Jeong Min tıp okulu için yurduna dönüyor, Hyung Geun işi için farklı bir bölgeye gidiyor; biz de Jeong Min’in annesi ve kız kardeşi ile evde kalıyoruz. İlk gecemizi daha çok değişime adapte olmaya çalışarak geçiriyoruz, biraz özlem giderdikten sonra erkenden uyuyoruz.

Reklamlar

8 responses »

    • Umarım gitme fırsatınız ve imkanınız olur; ama ne yazık ki ben de “zengin” değilim. Bir süre aralıksız çalıştıktan sonra ev, araba, plazma televizyon almak yerine yolculuk etmeyi tercih ettim. 🙂

  1. Merhaba,Biz Ramazan Bayramından sonra Güney Koreye gitme hazırlıkları içindeyiz İnşallah.
    Verdiğiniz bilgiler süperdi çok sağolun,en geniz ve kapsamlı bilgi sizin bilgilerinizde var artı ne o öyle resimler bambaşka ya herşey süpermiş.Süper bilgiler için canı gönülden teşekkürler.
    Sağlıcakla ve sevgiyle kalın.

    • Merhabalar, çok teşekkür ederim güzel sözleriniz için. Şimdiden size güzel yolculuklar diliyorum, sorunuz olursa hiç çekinmeyin lütfen. Sevgiler, selamlar.

  2. Merhaba,Daha öncede dediğim gibi Güney Koreye gidtik,gezilecek çokca yerleri varmış,gezmekle bitiremedik doyamadık desem daha doğru olur,Verdiğiniz bilgiler çok değerliydi işimizede yaradı,bundan dolayı çok teşekkür ederim,Güney Korede yabancılık hissetmedim nedense Türkiyeye geldiğimde devamlı yabancılık dipden doruğa kadar çekerim nedense o Ülkede çekmedim,tabii buda güzel bişey.İki sene sonra Güney Koreye tekrar gitmeyi düşünüyorum,Güney Kore Kültür merkezinde ücretsiz dil kursu veriyorlar kayıtımı yapdırdım Eylül ortasında başlıcam İnşallah,bir daha gittiğimde kendi dilleriyle konuşuruz.Ben henüz çektiğimiz resimleri internete vermedim,paylaşmayı sonra yaparım diye düşündüm.Herkese sevgiler,herşey gönlünüzce olsun,Hayat yaşamaya değer diyorum.

    • Merhabalar tekrardan. Yolculuğunuz keyifli geçmesine çok sevindim. Korece çok zor bir dil, öğrenmek için kursa yazılma çabanızı imrenerek takdir ettim açıkçası. Yollarınız bol olsun, sevgiler selamlar.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s