Şanghay, Çin.

Standard

3 Mart 2013, Pazar.

Yarın Güney Kore’ye uçağım var. Bu nedenle Şanghay’daki son günümü Çin’in ucuz hizmetlerinden yararlanarak geçirmeye karar veriyorum ve Dragonfly isimli masaj salonuna gitmek için kolları sıvıyorum. Şehrin birçok alanında farklı branşları olan bu masaj salonu, daha içeri girer girmez sıcak ortamı ile sizi rahatlatmaya yetiyor. Ben bir saatlik vücut, bir saatlik de ayak masajı paketi alıyorum. İlk olarak beni küçük bir odaya alıyorlar, oda loş ışıklı ve yasemin kokuyor. Bana ortamın renklerine uygun sütlü kahve renkli pijamalar ve terlikler giydiriyorlar ve masaj seansı başlıyor.

Bir saatlik vücut masajı, kaskatı kesilmiş omuzlarıma, her şehirde daha da ağırlaşan çantamı taşımaktan bitkin sırtıma iyi geliyor. Sonrasında beni büyükçe başka bir odaya alıyorlar. Ayak masajı başlıyor. Yanımda masajları devam eden insanlardan uyuyanlar, hatta horlayanlar bile var. İki saat sonrasında pamuk şekeri kıvamında masaj salonundan çıkıp hostelin yolunu tutuyorum, eşyalarımı hazırlayıp yarının uçağına hazırlanıyorum. Güney Kore’de bana Göksu eşlik edecek, o yüzden keyfim yerinde. Uzun gün geceye karışıyor.

2 Mart 2013, Cumartesi.

Genel olarak bugün de kayda değer hiçbir şey yapmıyorum. Sadece sokakları yürüyorum. Bütün gün boyunca. Geçtiğim yolları tekrar tekrar geçiyorum. Binaları tekrar izliyorum, insanların arasına tekrar karışıyorum. Aynı adımları tekrar atıyorum. Şehrin doğusuna, batısına tekrar gidiyorum. Kısaca her şeyi tekrarlıyorum. Artık yanıma harita bile almıyorum. Şanghay, diğer gezdiğim Çin şehirlerinden çok farklı. Kolay kolay kaybolmanıza izin vermiyor. Akşama doğru hostele dönüyorum, bilgisayarımı alıp ısmarladığım yasemin çayı eşliğinde filmlerim arasında kayboluyorum.

1 Mart 2013, Cuma.

Şanghay’dan Güney Kore’ye geçiş tarihim sonradan belli olduğu için bu şehirde planladığımdan daha uzun kalmak durumdayım. En azından dinlenirim diye düşünmeme rağmen; konakladığım hostel soğukluğu nedeniyle dinlenmeme çok imkan vermiyor. Ben de sürekli dışarıda, yürüdüğüm yolları iki kere yürüyerek, mağazaları iki kere gezerek geçiriyorum zamanımı. Bugüne ise yine geç başlıyorum, hava yine kapalı ve yağmurlu. Ben de Pudong bölgesinin şehrin diğer kısımlarına göre daha gösterişli ve lüks olan alışveriş merkezlerini gezerek geçiriyorum vaktimi. Hava kararınca tekrar konakladığım bölgeye geri dönüyorum. Bu sefer uzun zamandır özlediğim bir şeyi yapmaya karar veriyorum ve Grand Theater’da gösterimde olan 2-3 İngilizce filmden muhtemelen en kötüsüne, “Stolen” isimli Nicolas Cage’in oynadığı Hollywood filmine bilet alıyorum.

Sinemaya girdiğimde duyduğum mısır kokusunu (ama Çin’de her şeyde olduğu gibi patlamış mısırlar da şekerli) ve sinemanın huzurunu özlemişim. Birkaç saatliğine de olsa sıcacık bir yerde olmak da iyi geliyor. Bir an nerede olduğumu unutuyorum; öyle ki bir hafta sonu evden Panora’ya gitmişim de, çıkışta otoparktan arabamı alıp tekrar eve dönecekmişim gibi hissediyorum. Tabi film sonrasında, Şanghay sokaklarına çıkınca soğuk hava ve insan kalabalığı üstüme üstüme gelince nerede olduğumu bir kez daha hatırlıyorum. Yavaş yavaş hostelime geri dönüyorum.

28 Şubat 2013, Perşembe.

DSC04327

DSC04437

DSC04439

The Bund Sightseeing Tunnel’de ışık şovları.

DSC04336

Pudong Bölgesi.

DSC04352

DSC04355

Şanghay Finans Merkezi’nin gözlem terasından manzaralar.

DSC04393

DSC04411

Şanghay Finans Merkezi.

DSC04445

Şanghay Sirk Dünyası’nda akrobasi gösterisi öncesi. Gösteri sırasında fotoğrafa izin verilmiyor.

Sabah uyandıktan sonra Huangpu Nehri’nin karşı kıyısında yer alan The Bund’ın öbür tarafına, yani Pudong bölgesine gitmeye karar veriyorum. Burası aynı zamanda Şanghay’ın en yeni bölgesi olarak kabul görüyor. Özellikle 1990’lardan sonra bu karşı kıyı, Çin’in ekonomik ve ticari merkezi olarak genişliyor. Nehri geçmek için “The Bund Sightseeing Tunnel”i deneyimliyorum. 5-10 dakikalık yolculuk boyunca yer aldığımız küçük kompartman, nehrin altından tünel içerisindeki ışık ve ses oyunları arasında ilerliyor.

Pudong bölgesine geçtiğimde Oriental Pearl Tower, Şanghay Borsası, Şanghay Kulesi ve Dünya Finans Merkezi ve bilimum görkemli gökdelen beni karşılıyor. İlk iş olarak Şanghay Finans Merkezi’nin ziyaretçilere açık gözlem merkezlerine çıkmaya karar veriyorum. Belli bir ücret karşılığında dilerseniz bu yüksek gökdelenin 94, 97 ve 100. Katlarından şehrin manzarasını izleyebiliyorsunuz. Ben de bir bilet alıp gökdelenin tepesine çıkıyorum. Şansıma bir önceki günün yağmuru, havanın bütün bulanıklığını da götürmüş, manzara diğer günlere kıyasla daha net gözüküyor. Buranın üç farklı katından manzaranın tadını çıkardıktan sonra hava kararmaya yakınken akşama yer ayırttığım akrobasi gösterisini izlemek üzere metroya atlayıp Şanghay Sirk Dünyası’na gidiyorum. Bu arada belirtmek de fayda var, Şanghay’ın çok iyi işleyen bir metro sistemi var. 420 kmlik ağı ile dünyanın en uzun üçüncü metrosu sahip Şanghay’da istediğiniz her bölgeye bir metro durağı kadar uzaksınız.

Şanghay Sirk Dünyası’nda “ERA – Intersection of Time“ isimli milyon dolarlık gösteriyi izlemeye gidiyorum. Her gün saat 19:00’da tekrarlanan bu gösterinin özelliği dans, akrobasi, multimedya gösterilerini birleştiriyor olması. İlk yarım saati hafif ama etkileyici numaraları izleyerek geçiriyoruz. Sonrasında sıra bir grup gencin halkalar içinden atladığı bölüme geliyor. Burada akrobatlardan bir tanesi gösteri sırasında halkaya takılıyor ve bütün dekorla beraber yere düşüyor. Hareketleri birbirine bağlı diğer akrobatlarda yere düşen akrobata takılıp düşüyorlar. Gülsem mi, üzülsem mi çok kestiremiyorum, ama sahnede birbirine girmiş dekorlar ve akrobatlar izleyenleri şaşırtıyor. Hemen toparlanıyorlar ve sonraki gösterilere sıra geliyor. Muazzam dans gösterilerini izledikten sonra, bu bir önceki düşen şaşkın akrobatları bu sefer çok yüksek kendisi etrafında dönen fare tekerine benzer bir dekorla çıkıyorlar sahneye. Bu dekor üzerinde sundukları şovda da bir iki tanesinin ayağı takılıyor da en az otuz metrelik dekordan düşecek gibi oluyorlar. Herkesin yüreği ağzına geliyor. Ben içimden “Aman çocuğum siz bir içeride oturun.” diye geçiriyorum. Gösterinin en etkileyici kısmı ise sonlarına doğru motosikletlerle yapılan şovlar oluyor. Yedi adet motosiklet çok küçük bir demir kafesin içinde birbirlerine çarpmadan son sürat hızla akrobatik şovlar sergiliyor. İki saatlik gösteri ben kalp krizi geçirmeden bitiyor da rahat bir nefes alarak hostelime geri dönüyorum.

27 Şubat 2013, Çarşamba.

DSC04301

DSC04306

DSC04310

M50 Sanat Bölgesi’nden manzaralar.

Sabahı çok ağırdan alıyorum. Kahvaltı sonrası hostelin cafe’sinde saatlerce oyalanıyorum. Artık öğlen olmaya yakınken kalkıp Şanghay’ın modern sanat anlamında kalbinin attığı, M50 olarak da bilinen 50 Moganshan Road bölgesine gitmeye karar veriyorum. Bu mahalle, Şanghay Tren İstasyonu’na çok yakın bir bölgede yer alıyor. Metrodan çıktıktan sonra yirmi dakikalık bir yürüyüş sonrasında yüzden fazla sanatçının stüdyosunun yer aldığı alana varıyorum. 2000 yılında yerel artist Xue Song’un kullanılmamakta olan endüstriyel alanları kiralaması ile bölgenin ilk adımları da atılmış oluyor. Sonrasında diğer artistler de Xue Song’u takip ediyorlar, bugün bu alan iç içe geçmiş ve halka açık farklı galerilere ve stüdyolara ev sahipliği yapıyor. Burada ShanghART, EastLink Gallery gibi galerileri ziyaret edip özellikle Qiu Sheng Xian’ın eserlerine hayran kaldıktan sonra şehir merkezine geri dönüyorum. Hava son derece soğuk olduğu için akşama kadar kapalı alışveriş merkezlerini dolanıyorum. Isındıkça sokaklara çıkıp yürüyorum; tekrar üşüyünce sıcak alışveriş merkezlerine sığınıyorum. Bir de Ankara’daki alışveriş merkezlerinden çok fazlalar diye şikayet ederdim, Uzakdoğu’nun çılgın tüketim kültürünü çok hafife almışım. Yorulana kadar sokaklarda ve alışveriş merkezlerinde dolandıktan sonra dediklerimden tek kelime anlamayan oda arkadaşlarımın bulunduğu hostelime geri dönüyorum. Bu hostelin dezavantajı, hava soğuk olduğu için tek ısıtmanın odalarda yer alan klimalar olması. Bu klimaları da sadece akşam dokuz, sabah dokuz arasında çalıştırıyorlar. Bu nedenle ben de akşam dokuzdan önce odaya gitmemek için elimden geleni yapıyorum. Dışarıda üşümeye tamam; fakat kapalı mekanda üşümek moralimi çok bozuyor.

26 Şubat 2013, Salı.

DSC04155

DSC04160

Şanghay Modern Sanat Müzesi’nden manzaralar.

DSC04220

DSC04183

Şanghay Müzesi.

DSC04246

The Bund’da gece manzarası.

DSC04278

House of Blues and Jazz’da “The Greg Luttrell Band” sahnede.

Gece aralıksız yağmurun sesine uyanıyorum, tekrar ve tekrar. Sabah uyandığımda da dışarıda fırtına kopuyor. Yağmur o kadar şiddetli ki, hostelin içerisindeki açık alanlarda yürürken bile saniyeler içerisinde sırılsıklam oluyorum. Ben de bugünü kapalı mekanları gezerek geçirmeye karar veriyorum. Şansıma gezmek istediğim müzelerin hepsi de People’s Square içerisindeki parkta yer alıyor.

İlk olarak Şanghay Modern Sanat Müzesi’ni ziyaret ediyorum. Bu küçük müzede “Existence” yani varoluş isimli bir sergi yer alıyor. Wang Weiwei’nin küratörlüğünü yaptığı Çinli yedi genç sanatçının eserlerinden oluşan iki katlı müzedeki eserler görmeye değer. Buradan çıkıp yavaş yavaş parkın diğer tarafında yer alan ücretsiz Şanghay Müzesi’ne doğru ilerlerken, çok iyi İngilizce konuşan bir grup Çinli genç beni durduruyor ve fotoğraflarını çekmemi istiyor. Ellerinde Şanghay haritaları var, buranın turisti oldukları her hallerinden belli oluyor. Biraz muhabbet ediyoruz. Bana Pekin’den geldiklerini, öğrenci olduklarını anlatıyorlar. Ben tam yanlarından ayrılacakken bana Şanghay’ın Şanzelize’si olarak anılan sokağı bilip bilmediğimi soruyorlar. Ben bilmediğimi söylüyorum (sonradan anlaşılıyor ki, öyle bir sokak aslında yok). Bana bu sokakta çok ünlü çayevleri olduğunu ve çok güzel gösteriler düzenlendiklerini, grupça oraya gideceklerini, beni çok sevdiklerini ve benim de onlara katılmamı istediklerini söylüyorlar. Bu noktada ben duruma ayıyorum; çünkü bu da Çin’deki en temel dolandırma yöntemlerinden bir tanesi. Üstelik Ella, Sri Lanka’da tanıştığım James, Xi’an da tanıştığım Marleen de bu numaranın kurbanı olduklarını bana daha önce anlatmışlardı. Bu ekip arkadaşça yaklaşarak sizi tavladıktan sonra, anlaşmalı oldukları çayevine götürüyor, sonrasında hesap o kadar astronomik bir rakam çıkıyor ki, kalabalık bir grup olduğunuz için itiraz etmeye hakkınız olmuyor. Siz paşa paşa neredeyse normal değerinin yüz katı bir hesap ödüyorsunuz. Yanınızdaki ekip ve çayevi de karlarını bölüşüyorlar.

Bu ekibin yanından ısrarlarına rağmen kaçarcasına uzaklaştıktan sonra Şanghay Müzesi’ne giriyorum. Bu müze son derece güzel organize edilmiş ve her sergi salonunun girişinde üç dilde açıklamaların yazdığı tek sayfalık broşürler yer alıyor. Galeriler arasında Çin yeşim taşı sergisi, mobilya sergisi, bronz ve tarihi heykel sergisi, kaligrafi sergisi, resim sergisi, seramik sergisi, azınlık grupları sergisi gibi farklı sergiler yer alıyor.

Şanghay Müzesi’nden çıktığımda yağmur dinmiş, hava da kararmış durumda. Ben de The Bund bölgesine yürüyerek, nehir kıyısını bir de gece gözüyle görmeye karar veriyorum. Hava soğuk olmasına rağmen saatlerce nehir kenarında oturuyorum. Amacım buradan, bölgeye çok yakın olan House of Blues and Jazz’da saat 21:00’de başlayacak canlı müziği yakalamak. Biraz oyalandıktan sonra bu sevimli bara giriyorum, yüksek taburelerden birinde yerimi alıyorum. Beyaz şarabımı, peynir tabağımı ısmarlıyorum. Canlı müzik, Amerikalı grubun gelmesi ile başlıyor. Bir buçuk saat kadar grubun çaldığı müzikler arasında kaybolduktan sonra kalkıp hostelime geri dönüyorum. Yürürken hava keskin ve kesici, ışıklar her yeri aydınlatıyor, keyfimse yerinde.

25 Şubat 2013, Pazartesi.

DSC04067

Zhujiajio’yu boydan boya geçen kanallar.

DSC04071

Bölgede yerel yemekler sokak tezgahlarını süslüyor.

DSC04090

Turistik özelliğine rağmen sık sık balıkçıları da görebiliyorsunuz.

DSC04103

DSC04132

DSC04150

Zhujiajiao kanallarından manzaralar.

Sabah uyanıp hostelin iki katlı cafe’sinde kahvaltımı yapıyorum. Her sabah olduğu gibi hostelin şişko gri kedisi, geniş kırmızı koltuklarda yamacımda. Huysuz kedi ne yaparsa yapsın, sevimliliğine karşı koyamıyorsunuz. Kahvaltı sonrasında People’s Square’in güneyinden kalkan otobüslere binip geleneksel özelliğini korumuş Zhujiajiao kasabasına gitmeye karar veriyorum. Bir saatlik bir yolculuk sonrasında tarihi kasabanın yer aldığı bölgeye varıyorum. Otobüs istasyonu, şehrin merkezinde yer alıyor. İstasyonun hemen karşısındaki Zhuxi Bahçeleri’nde kısa bir yürüyüşten sonra şehrin eski merkezine yöneliyorum.

Şehrin eski merkezi, iç içe geçmiş kanallardan ve bu kanalları süsleyen toplamda 36 taş köprüden oluşuyor. Dilerseniz teknelerle kanal turu yapabiliyorsunuz. Şehrin sokakları buram buram yerel yemek kokuyor. Birbiri ardına dizilmiş baharatçılar, Çin malı turistik hediye satıcıları ve çay dükkanlarına ek olarak, son derece sevimli küçük cafe’ler de kanal kenarlarını renklendiriyor. Bölgede çok fazla yabancı olmasa da, Çinli turistler gani gani. Dilerseniz bölgede yer alan Kezhi Bahçeleri’ni ve Yuanjin Budist Tağınağı’nı belli bir ücret ödeyerek ziyaret edebiliyorsunuz.

Kapalı havaya inat saatlerce bir aşağı, bir yukarı sokakları yürüyorum. Hava kararmaya yakın otobüs istasyonuna geri dönüp Şanghay’a bir bilet alıyorum. Kimse İngilizce konuşamadığı için herkesle el kol hareketleri ile anlaşıyorum. Şanghay’a vardığımda çoktan gece ışıkları kendisini göstermeye başlamış. Gökdelenlerin ve rengarenk tabelaların arasından ilerleyerek şehir merkezinde yürüyorum. Saatin yedi olması ile beraber Fener Festivali dolayısıyla iki saat sürecek bir havai fişek gösterisi de Şanghay gökyüzünü aydınlatıyor. Havai fişekleri izledikten sonra odama geri dönüyorum.

24 Şubat 2013, Pazar.

DSC04026

Xintiandi bölgesi.

DSC04037

French concession bölgesine uzanan sokaklar.

DSC04041

Tianzifang sokakları.

DSC04017

Gece manzarasında Nanjing Sokağı.

Uyandıktan sonra günü şehrin batısında dolanarak geçirmeye karar veriyorum ve “French Concession” olarak da bilinen bölgeye gidiyorum. Bu bölge, 1849 yılında Fransızların Şanghay’ın belli alanlarına yerleşme hakkını elde etmelerinden sonra giderek genişlemiş. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Fransızlar bölgeden çekilmişler. Şu anda bu geniş mahalleyi Şanghay’ın geri kalan bölgelerinde olduğu gibi lüks alışveriş merkezleri, restoranlar ve devasa siteler doldurmuş durumda. İşin ilginç tarafı bölgenin tarihine de uygun şekilde an itibariyle Şanghay’da yaşayan yabancıların birçoğu da yerleşmek için bu mahalleyi tercih ediyor. Sokaklarda yürürken benim gibi şaşkın şaşkın etrafı gezen yabancılara ek olarak; çocuklarını gezintiye çıkarmış, market alışverişini yapmış “yerel” yabancı ailelere de sıkça rastlıyorsunuz.

Bölgenin görülmeye değer iki ana merkezi var. Bunlardan ilki Xintiandi. Xintiandi, birbiri ardına dizilmiş son derece lüks restoran ve cafe’lerden oluşan, ortasından geçen yol dolayısıyla iki bölüme ayrılmış, sadece yayalara açık kısacık bir sokak. Sokağın sonunu devasa Xintiandi alışveriş merkezi süslüyor. Buradan yürüyerek Tianzifang bölgesine geçiyorum. Tianzifang, Xintiandi’ye göre daha renkli. Labirent gibi iç içe geçmiş, daracık sokakları, koyu tuğla duvarları ile butik mağazalara, tek oda cafe’lere, rengarenk ve çeşit çeşit restoranlara ev sahipliği yapıyor. Aynı yolları tekrar tekrar dolanıp kalabalığa karışıyorum. Mağazalara göz atıyorum. Sonrasında French Concession’ı oluşturan diğer ana caddeleri keşfe çıkıyorum. Fuxing, Huaihai, Ruijin, Shaanxi, Fumin caddelerini saatlerce yürüyorum. Bazı bazı yürürken kapalı ve küçük sitelere denk geliyorum. Kuruması için sitelerin meydanlarını geçen kablolara asılmış çamaşırlar rengarenk manzaralar sunuyor. Sonrasında hava kararmışken konakladığım bölgeye geri yürüyorum. Bir de gece gözüyle Nanjing Sokağı’nı turluyorum. Parıltılı ve süslü tabelalar, gece karanlığını aydınlatıyor. Hostelime geri dönüp her gün değişen oda arkadaşlarım arasında (geneli İngilizce bilmeyen Çinli kızlar) yerimi alıyorum.

23 Şubat 2013, Cumartesi.

DSC03937

Nanjing Sokağı’ndan manzaralar.

DSC03952

The Bund’dan Şanghay’ın finans merkezi Pudong’un gökdelenlerini izlemeye gelenler.

DSC03978

Old Village boyunca kurulmuş fenerler.

DSC04002

Old Village’da çay seremonisi.

DSC04008

Old Village’ın meşhur dumpling’leri nam-ı diğer çin mantıları.

DSC04011

DSC04013

DSC04015

Fener Festivali öncesi Old Village’ı dolduran kalabalıklar.

Sabah saat 05:45. Telefonumun alarmı en çirkin sesi ile çalıyor. Bir önceki günden ayarladığım havaalanı transferinin gelmesine on beş dakika var. Hazırlanıp kimseyi uyandırmadan hostel odasından çıkıyorum, gün yine ağarmamış. En sevmediğim sabah karanlığı, sessizlik içinde etrafı boyamış. Nasıl geçtiğini anlamadığım bir yolculuk sonrasında Şanghay’a varıyorum. Havaalanından direk metroya atlayarak ayarladığım hostelin bulunduğu, aynı zamanda şehrin kalbinin attığı People’s Square bölgesine gidiyorum. Metrodan inip kısa bir mesafe yürüyorum ve daracık bir ara sokakta yer alan hostelime ulaşıyorum. Çin’de şu ana kadar konakladığım hiçbir hostel beni hayal kırıklığına uğratmıyor. Hepsi tasarım açısından son derece modern ve tarz bir şekilde döşenmiş. Genelde konaklayacak ziyaretçilerin her ihtiyacına hitap ediyor.

Eşyalarımı yerleştirdikten sonra şehri keşfetmek adına etrafta yürümeye girişiyorum. İlk olarak People’s Square adı verilen meydanı ve yakınlarında bulunan parkı dolanıyorum. Sonrasında sadece yayalara açık olan, sağlı sollu mağazaların doldurduğu, ortasında küçük bir trenin yolcuları geniş caddenin başından sonuna taşıdığı Nanjing yolu üzerinden ilerleyerek Huangpu nehri kenarına gidiyorum. Bu bölgeye aynı zamanda “The Bund” ismi veriliyor. Nehrin karşı tarafında yer alan Pudong bölgesi, devasa gri aynalı gökdelenleri ile bu kıyıyı selamlıyor. Asya’nın finans anlamında başkentliğini bu bölge üstleniyor. Nehrin bulunduğum tarafı ise birbirinden güzel ve çeşitli mimari dönemlere ait binalara ev sahipliği yapıyor. Asya Binası, Şanghay Kulübü, Nissin Binası bunlardan sadece birkaçını oluşturuyor.

The Bund bölgesinden sonra geniş caddeler üzerinden yürüyerek “Old Village” olarak da anılan Eski Kasaba kısmına gidiyorum. Bu mahalle Şanghay’ın en eski bölgesi olarak biliniyor. Şekil itibariyle yuvarlak bir alana yayılmış, eskiden etrafını güvenlik amaçlı duvarların sardığı bu bölge iki gün sonra kutlanacak olan Fener Festivali nedeniyle tamamen kapatılmış. İçeriye ancak bilet alarak girebiliyorsunuz. Girdiğinizde ise bölgeyi kaplayan rengarenk boy boy fenerlerle karşılaşıyorsunuz. Her yeri süsleyen küçük kırmızı fenerlere ek olarak, kutlamalara özgü Çin mitolojisinden hikayeler anlatan hareketli fenerler de bahçeleri ve göletleri renklendiriyor. Yuyuan Bahçeleri yani Mutluluk Bahçeleri ve City God Tapınağı da bu bölgede yer alıyor. Her yer o kadar kalabalık ki adım atmakta bile zorlanıyorum. Ben de hem yürümekten yorulduğumdan, hem de biraz sakinliğin iyi geleceğini düşündüğümden bir tapınağın giriş katında yer alan Huxingting Çay Evi’ne kendimi atıyorum. Burası Şanghay’ın en eski ve meşhur çay evlerinden bir tanesi. Çinli bir ailenin masasında yerimi alıp yeşil çay ve yasemin çayı sipariş ediyorum. Çayları hazırlayan görevli önümde şahane bir seremoni sahnelerken çayların nasıl hazırlanması gerektiği konusunda da bana ipuçları veriyor. Bu tür çayevlerinde siz masadan kalkana kadar servis devam ediyor. Patlayana kadar çay içtikten sonra bölgede birkaç tur daha atıp hostele dönmeye karar veriyorum. Havanın kararmasının da etkisiyle Eski Kasaba iyice kalabalıklaşmış, iğne atsanız yere düşmeyecek bir hal almış; fakat buna ek olarak fenerler de tüm renklerini gözler önüne seriyor. Bir saat kadar yürüdükten sonra hostele varıyorum. Aynı odada konakladığım Çinli kızlarla biraz muhabbetten sonra güzel bir uyku beni bekliyor.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s