Xi’an, Çin.

Standard

22 Şubat 2013, Cuma.

DSC03870

Büyük Kaz Pagodası.

DSC03885

Büyük Kaz Pagodası önünde gerçekleşen su oyunları.

DSC03905

Xi’an’ın Büyük Camiisi.

DSC03914

DSC03918

DSC03917

Müslüman Mahallesi’nden manzaralar.

Xi’an’daki ikinci günümü şehir merkezini gezerek geçirmeye karar veriyorum. İlk olarak konakladığım yerin yakınlarından kalkan yerel otobüslerden bir tanesine binerek, hostelden aldığım bilgiler doğrultusunda sekizinci durağa kadar içimden sayarak Giant Big Goose Pagoda yani Büyük Kaz Pagoda’sını ziyarete gidiyorum. Pagodanın etrafı çok kalabalık; son 2-3 aydır gördüğüm büyüleyici tapınak ve pagodalardan sonra artık daha fazla tapınak görmenin çok da ilgimi çekmediğini fark ediyorum burada. Bu nedenle tapınağın içine bile girmeden etrafında dolanıyorum, insanları izliyorum. Bu tapınağın önünde yer alan havuzlarda Asya’nın en büyük su gösterisi düzenleniyor. Kalabalık arasında kendime bir yer açıp ben de bu kısa gösteriyi izlemeye dalıyorum.

Pagoda’yı dolandıktan sonra şehir merkezine dönüyorum. Şehrin merkezini çevreleyen devasa surlar hala İpek Yolu döneminden kalma görkemini koruyor. Şehrin göbeğinde yer alan, Müslümanların çoğunlukta olduğu, Müslüman bölgesine gidiyorum. Burası aynı zamanda şehrin yemek cenneti. Her türlü leziz Çin yemeğini çok ucuz fiyata bulabiliyorsunuz. Ben de kalabalık arasına karışıp saatlerce bir aşağı bir yukarı yürüyorum. Daracık hanlardan geçip bölgenin merkezinde yer alan Great Mosque of Xi’an yani Büyük Camii’yi ziyaret ediyorum. Bu camii daha önce gördüğüm hiçbir Müslüman yapısına benzemiyor. 742 yılında yapılmış, Çin’in en eski camilerinden biri olan bu camiinin mimarisi tamamen Çin öğeleri ile dolu; Arapça yazan birkaç yazıyı ve süslemeleri saymazsak. Buradan şehrin mimari simgeleri haline gelmiş, şehri kesen iki büyük ana cadde üzerinde tüm görkemini koruyan Bell Tower (Çan Kulesi) ve Drum Tower (Davul Kulesi) adlı iki yapıyı görmeye gidiyorum. Xi’an son derece modernleşmiş bir şehir olmasına rağmen, tarih sevenlere çok geniş bir yelpaze sunuyor.

İşin en ilginç yanlarından bir tanesi ise Xi’an’da Çinlilerin taklit yeteneğine bir kez daha hayran kalıyorum. Şehirde o kadar fazla sahte Apple dükkanı var ki, içeriye girdiğinizde satılan markaların isimlerine dikkat etmeseniz orijinalinden ayırt etmeniz mümkün olmayacak. Yollarda çalıntı telefon, sahte saat satanlar her kaldırım köşesinde sizi selamlıyor. Yürürken sahte çanta satmak için yanınıza yaklaşanları atlatmak artık yeni taktikler gerektiriyor.

Hava karardıktan sonra hostele geri dönüyorum. Keren ile biraz lafladıktan sonra, ben erkenden yatıyorum; ertesi sabah 08:00’de Çin’deki son durağım olan Şanghay’a uçak biletim var.

21 Şubat 2013, Perşembe.

DSC03797

Terracotta Savaşçıları’nın yer aldığı üç numaralı kazı alanı.

DSC03820

İki numaralı kazı alanı genelde üstü örtülü tepeciklerden oluşuyor.

DSC03860

DSC03843

_MG_3644

Bir numaralı kazı alanından manzaralar.

Sabah uyanıp hostelden aldığım yol tarifleri doğrultusunda Terracotta Savaşçıları’nı görmek için önce yerel bir otobüs ile tren istasyonuna gidiyorum. Otobüste şans eseri aynı odada kaldığım Kanadalı Marleen ile rastlaşıyorum ve günün geri kalanını beraber geçirmeye karar veriyoruz. Marleen, üniversiteden yeni mezun olmuş; tekrardan okula dönüp ikinci bir derece daha almadan önce 5-6 ay kadar Asya’yı gezmeye karar vermiş. Marleen ile tren istasyonunun otoparkından kalkan 306 numaralı otobüslere binip bir saat süren bir yolculuk sonrasında Terracotta Savaşçıları’nın olduğu bölgeye varıyoruz. 306 numaralı otobüs, savaşçıların yer aldığı komplekse gelmeden önce gezmek isteyenler için bir dönem kralların favori mekanı olan Li Dağı’nın eteklerinde yer alan Huaqing Kaplıcaları’nda ve Qin Shi Huang’ın mezarında da duruyor. Qin Shi Huang’ın mezarının tamamlanması 38 yıl sürmüş, inşası boyunca 700000 kadar işçi çalıştırılmış, sonrasında da bu işçilerin birçoğu mezarın sırlarını ifşa etmesinler diye mezarla beraber canlı canlı gömülmüş. Anlatılan bütün bu görkemine rağmen kazı çalışmaları çok tehlikeli olduğu için mezara ilişkin gün yüzüne çıkan çok fazla bir şey yok. Biz de bu iki turistik merkezi es geçiyoruz.

Terracotta Savaşçıları’nı hep ıssız bir bölgede, doğanın ortasında, el değmemiş olarak hayal eden ben, bir kez daha Çin’in turizm anlayışını hafife aldığımı anlıyorum. Her şeyden önce savaşçıların olduğu bölge şehir merkezine çok yakın. Savaşçıların keşfedilişi de çok kısa zaman öncesine dayandığı için turistler için yaratılan suni alan devasa ve yepyeni. 1974 yılında kuyu kazan çiftçilerin bulduğu savaşa hazır pozisyondaki binlerce savaşçı ise nefes kesici. Bazıları Çin’in birleştirici ilk hükümdarı Qin Shi Huang’ın bu savaşçıları yaptırması arkasındaki nedenin ölümden sonra karşılaşacağı ruhlar olduğunu söylese de, çoğu arkeolog asıl nedenin hükümdarın öldükten sonra da hükümdarlık kurma isteği olduğu konusunda hemfikir. Bu nedenle ortalama bir Çinliden daha uzun 8000 asker (işin ilginç yanı her birinin farklı bir surata sahip olması), 130 savaş arabası, 520 at ve 150 süvari at Qin Shi Huang’ın mezarının yakınlarında gömülü olarak keşfediliyor. Bütün bu orduya ek olarak gömülerde akrobatlar ve müzisyenler gibi askeri görevi olmayan heykeller de bulunuyor.

120 CNY ödeyerek girdiğimiz bölgede (öğrenciler için 60 CNY) ziyaret edilecek kazı alanları üç binada toplanmış durumda. Kitabımızın önerisine uyarak biz de en küçük olandan yani üç numaralı binadan başlıyoruz. Bu binada 72 adet savaşçı ve at yer alıyor. Bir kısmı hala gömülü olan heykellerden sadece çok azını sağlam bir şekilde görebiliyorsunuz. Buradan iki numaralı binaya geçiyoruz. Üçüncüye kıyasla çok büyük olan bu kazı alanında henüz günışığına çıkmamış gömülü binlerce savaşçıya ev sahipliği yapan tepecikleri ve parçalanmış birkaç heykeli görebiliyorsunuz. En son olarak bir numaralı kazı alanına giriyoruz ve rehberin neden sondan başlayın dediğini burada daha iyi anlıyoruz. Sıra sıra dizilmiş binlerce savaşçı tüm heybetiyle bizi karşılıyor. Marleen de, ben de sessizce dakikalarca savaşçıları izliyoruz. Farklı suratları, rütbelerine göre farklı kıyafetleri ve saç modelleri ile karşımızda duran ordu, Xi’an’a gelme nedenimi bir kez daha hatırlatıyor bana. Kazı alanının etrafında bir tur atıyoruz, heykelleri inceliyoruz. Aynı zamanda burada bir köşede restore edilmek için bekleyen savaşçıları da görebiliyorsunuz.

Kazı alanlarından sonra Terracotta Savaşçıları ile ilgili müzeyi de ziyaret edip şehir merkezine geri dönüyoruz. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişiz; çoktan öğleden sonra olmuş bile. Hostelimizin giriş katında yer alan barda biraz oyalanıp yemek yemeyi planlıyoruz. Bu sırada odamıza yeni katılmış olan İsrailli Keren de bizimle gelmeye karar veriyor. Aradığımız noodle restoranını bir türlü bulamıyoruz, meğersem restoran kapanmış. Biz de “hotpot” olarak anılan, önünüze kaynayan devasa tencerelerin yerleştirildiği, sizin de içeriğini dilediğiniz gibi seçtiğiniz bir restorana gidiyoruz. Ben önümdeki fokurdayan tenceredekilerin kaynar sıcaklıkta olduğunu sürekli unutup her seferinde dilimi yakıyorum. Saatlerce muhabbet ettikten sonra hostele geri dönüyoruz. Hostelin barında bir grup gitar çalıyor, uyumaya çıkmadan önce biz de onların arasındaki yerimizi alıyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s