Chengdu, Çin.

Standard

20 Şubat 2013, Çarşamba.

DSC03702

Bambular pandalara ulaşan yolları süslüyor.

DSC03712

Herkesi gülümseten yavru pandalar.

DSC03751

Kırmızı pandalar.

DSC03761

DSC03774

Bambu yiyen pandalar.

DSC03789

Chengdu Kelebek Müzesi.

Akşam Xi’an’a uçağım var. Bir önceki ülkelerden farklı olarak Çin’de her yere uçak bileti almamın aslında iki nedeni var. İlki ülke çok büyük. Bir yerden bir yere ulaşırken dilin çok büyük bir engel olduğu aşikar. Turistik olan şehirlerde bile İngilizce konuşan insanı geçtim, İngilizce tabela bulmakta bile zorlanıyorsunuz. İkincisi, Çin içerisinde havayolları arasında rekabet olduğu için genelde uçak biletleri çok makul. Tren biletine vereceğiniz ücretten biraz daha fazlasını ödeyerek kolayca uçak biletlerini alabiliyorsunuz. Kaldı ki, Çin içerisinde 2008 yılında tren ve otobüs yolculuğu yapmış bir insan olarak, bu maceralarımı hala trajikomik olarak değerlendiriyorum.

Sabah otele eşyalarımı bırakıp “Giant Panda Breeding Research Base”e yani Panda Üreme Araştırma Merkezi’ne gitmeye karar veriyorum. Chengdu’nun da bulunduğu Sichuan eyaleti, nesli tükenmekte olan ve sayıları 1500’ü geçmeyen pandaların %80’ine ev sahipliği yapıyor. Bu nedenle bu bölgede pandaların korunmasına ve üremesine ayrı bir önem atfediyorlar. Merkeze ulaşabilmek için hostelin önünde yer alan Turist Otobüs İstasyonu’ndan tramvay modelinde bir otobüse biniyorum. Şehrin içinde dolana dolana merkezin olduğu bölgeye yetmiş dakikada varıyorum, sonrasında 1-2 km’lik bir yolu yürüdükten sonra devasa açık hava merkezine geliyorum.

Yüz hektarlık bir alana kurulmuş bu dev merkeze girince farklı bölgelerde hangi panda türlerini görebileceğinizi anlatan bir harita da size veriliyor. Pandalara ek olarak 400 adet farklı ağaç türü de bu kompleks içerisinde yer alıyor. Ben gezmeye ilk olarak girişte yer alan panda müzesi ile başlıyorum. Bu müzede pandalar hakkında her şeyi kısa bir turdan sonra öğrenebiliyorsunuz; ikinci katta ise Chengdu Kelebek Müzesi yer alıyor. Her odayı yüzlerce rengarenk kelebeğin süslediği bu müze görmeye değer. Müzeleri gezdikten sonra kompleks içerisinde haritada belirtilen yerleri görmek için kolları sıvıyorum. Üç dört saat boyunca pandaların bambu yedikleri, uyudukları, kocaman cüsseleri ile incecik dallara tırmanmaya çalıştıkları, oynadıkları doğal yaşam alanlarına uygun olarak yaratılmış bahçeleri ziyaret ediyorum. Birbiri ile oynayan yavru pandalar ve ağaçlar üzerinde dolanan kırmızı pandalar özellikle ilgimi çekiyor. Şaşkın ve sakar bu hayvanlar, onları görmeye gelen bütün herkese çok mutlu bir gün yaşatıyor.

Öğleden sonra şehir merkezine tekrar dönüp hostelden eşyalarımı alıp havaalanının yolunu tutuyorum. Bir saatlik bir yolculuk sonunda gece saat 22:00 civarında Xi’an’a varıyorum. Birbirine girmiş bir kuyrukta (Çin’deki kuyrukta bekleme anlayışı nedense beni hep aynı şekilde karşılıyor) şans eseri yerimi alıp ilk kalkan havaalanı ekspresi ile şehir merkezine iniyorum. Şehir merkezi ışıl ışıl, kırmızı fenerler her ağacı süslüyor. Bütün bu parıltıya rağmen devasa sokaklar o kadar boş ki, in cin top oynuyor. Onbeş yirmi dakikalık bir yürüyüşten sonra daracık bir ara sokakta bulunan Han Tang Inn isimli hostelime geliyorum ve altı kişilik bir odada bisküvi renkli ışıkta güzel bir uykuya dalıyorum.

19 Şubat 2013, Salı.

DSC03646

DSC03654

Leshan’da yer alan Dev Buddha.

DSC03650

Leshan, nehre karşı.

DSC03638

Wuyuo Tapınağı’nda ibadet için yakılan mumlar.

DSC03673

DSC03679

DSC03675

Wuhuo Tapınağı’nın bulunduğu kompleks içerisinde fener süslemeleri, her yeri rengarenk boyuyor.

Güne erkenden başlıyorum. Amacım bölgeye çok yakın olan Leshan şehrine uğrayıp burada yer alan Dev Buddha’yı ziyaret etmek. Hostelime beş dakikalık yürüme mesafesinde bulunan Xinnanmen Otobüs İstasyonu’ndan bir otobüse atlayıp iki saatlik bir yolculuk sonrasında Leshan’a varıyorum. Leshan otobüs istasyonunun hemen önünden kalkan 13 numaralı başka bir minibüs ile bir saat daha gittikten sonra sonunda Dev Buddha’nın bulunduğu bölgeye ulaşıyorum. Dev Buddha’ya uzanan merdivenleri hızlı hızlı tırmandıktan sonra gördüğüm Buddha heykeli çok etkileyici. 1200 yaşındaki, 71 metre boyundaki bu dev heykel, uçurumun kenarındaki kayalara kazınmış durumda. Oturan Buddha, tüm görkemi ile ziyaretçileri selamlıyor. Heykeli yukarıdan izleyebileceğiniz teraslarda biraz fotoğraf çektikten sonra Çinli turistlerle içinden çıkılmaz bir hal almış, son derece uzun kuyrukta yerimi alıp heykelin ayaklarının bulunduğu bölgeye inmeye karar veriyorum. Aşağıya inmem bir buçuk saatimi alıyor, yol boyunca acaba aşağı inmeme değiyor mu çektiğim çile diye tekrar tekrar kendimi sorgulamadan edemiyorum. Çinli turistler hayatım boyunca gördüğüm en kaba insan gruplarının en üst sıralarında yer alıyorlar. Sürekli balgam atmaları, suratınıza suratınıza sigara dumanı üflemeleri, burunlarını karıştırmaları ya da her şeyi geçtim hiçbir şey yapmıyor olsalar bile dik dik bakmaları bile yetiyor. Aşağıya indiğimdeyse Buddha’nın sadece ayak parmakları 8,5 metreye uzanıyor. Bölgede biraz dolandıktan ve Wuyuo Tapınağı’nı da ziyaret ettikten sonra buraya çok yakın bir yere kurulmuş panayırı ziyaret ediyorum. Panayırın tamamı yemek ve hediyelik eşyalarla dolu tezgahlardan oluşuyor. Tezgahların her biri birbirini tekrar ediyor. Öğleden sonra geldiğim istasyona geri dönüp ilk otobüse atlayıp Chengdu’ya ulaşıyorum.

Chengdu’ya varınca şehrin görmediğim kısımlarını görmek adına tekrar yürüyüşe başlıyorum. Bu sefer şehrin batısında yer alan Wuhuo Tapınağı ve Tibet Meydanı’nı görmeye gidiyorum. Tapınağın bulunduğu alana bilet alınarak giriliyor. Bu alan kocaman ve rengarenk fenerlerle süslenmiş, adeta bir görsel şölen sunuyor. Kompleksin her köşesinde farklı bir aktivite var. Konsept itibariyle bana biraz da bir önceki gün ziyaret ettiğim ara sokakları anımsatıyor. Turistlere yönelik mağazalar, restoranlar, yemek tezgahları bütün sokakları dolduruyor. Parklardan, birbiri içine girmiş göletlerden, labirent gibi sokaklardan ilerleyerek bir iki saat bölgeyi dolanıyorum. Sonrasında Tibet Meydanı’na uğrayıp otelime geri dönüyorum. Güzel bir yemekten sonra odama çekilip kitap okumaya dalıyorum.

18 Şubat 2013, Pazartesi.

DSC03516

Tianfu Meydanı’nda yer alan Mao heykeli.

DSC03517

Chengdu’nun sonsuza uzanan binaları.

DSC03520

DSC03537

DSC03544

Wenshu Tapınağı’ndan manzaralar.

DSC03575

DSC03567

Wang Jian’ın mezarı.

DSC03589

DSC03594

DSC03600

Chengdu’nun restore edilmiş ara sokakları.

DSC03605

People’s Park meydanında dans edenler.

DSC03606

DSC03612

People’s Park’dan manzaralar.

Sabah 05:30’da uyanıyorum, amacım CAAC binasının yanından kalkan ilk havaalanı ekspresini yakalayıp Chengdu’ya olan uçağım için havaalanına ulaşmak. Havaalanı ekspresinin kalktığı yere bir taksi ile gitmeye karar veriyorum. Sokağa adımımı attığımda son derece puslu, yağmurlu ve karanlık bir Guilin sabahı beni karşılıyor. Bomboş ve geniş ana cadde üzerinde bir beş on dakika yürüdükten sonra bir taksi buluyorum ve şoföre üzerinde Çince “havaalanı ekspresi” yazan kağıdı gösteriyorum. Fiyat konusunda da 12 CNY olarak anlaşıyoruz. İyi diyorum beş dakikalık yolculuk zaten ancak bu kadar tutar; fakat on dakika kadar gittikten sonra ben şoförün beni yanlış anladığını ve CAAC yerine beni direk havaalanına götürdüğünü fark ediyorum. Üstelik, hostel aracılığıyla 90 CNY’ye ayarlayabileceğim transfer için 120 CNY’ye pazarlık bile yapmadan çoktan tamam demişim bile! Şoföre durumu anlatmaya çalışsam da değişecek bir şey olmadığını fark edince, havaalanına planladığımdan bir saat daha erken gidip uykuma kıydığım için kendime kızıyorum. Guilin’de Hong Kong ve Guangzhou’dan farklı olarak taksilerde şoförler demir kafeslerin içinde oturmuyor; diğer şehirlerde bu şekilde bir uygulamaya gidilmesinin nedeni de yaygın olan taksici soygunlarına karşı şoförleri korumak. Bu nedenle havaalanı yolu boyunca Çin pop şarkıları bana yakından eşlik ediyor. Taksinin camından yollar, binalar ve gece ışıkları akıp gidiyor. Kırkbeş dakika içinde havaalanına ulaşıyorum ve bol uyuklamalı bir yolculuk sonrası Chengdu’ya iniyorum.

Hemen havaalanının çıkış kapısının önünden kalkan havaalanı ekspresi ile yarım saatlik bir yolculuk sonrasında şehir merkezine varıyorum. Konaklayacağım Trafic Inn Hostel, şehrin ortasından geçen Jiang’an nehrinin hemen kıyısında yer alıyor. Kısa bir yürüyüşten sonra hostele ulaşıyorum ve çok ucuza ayarladığım iki kişilik odama yerleşiyorum. İşin güzel tarafı Chengdu, Guilin’e göre daha soğuk olmasına rağmen hostel odalarında klimaya ek olarak elektrikli battaniye de sağlanıyor. Bu da geceleri bastıran soğuklar için en ideal çözüm oluyor.

Eşyalarımı yerleştirdikten sonra şehir merkezinde dolanmaya karar veriyorum. Chengdu, Guilin’den sonra daha sevimli geliyor bana. Son derece modernleşmiş olmasına ve neredeyse tamamını yüksek batı tarzı binaların oluşturmasına rağmen, kendine has bir karakteri olduğunu görebiliyorsunuz. İlk iş olarak şehrin göbeğindeki Tianfu Meydanı’na gidiyorum. Bu meydanın ortasında kocaman bir Mao heykeli halkı selamlıyor. Gökdelenlerin arasından, devasa caddelerden ilerleyerek şehrin kuzeyine doğru yürüyorum. Kuzeyde yer alan Wenshu Tapınağı’nı ziyaret ediyorum. Bu tapınak, Chengdu’nun en büyük ve en iyi korunmuş Budist tapınağı olması ile ünlü. Ayrıca dünyada Zen Budizm’i için en önemli dört tapınaktan da bir tanesi. Tapınak içerisinde birkaç tur atıp genç Çinli gruplar ile fotoğraf çektirdikten sonra şehrin batısına doğru geçiyorum. Burada bir park içerisine konuşlanmış Wang Jian’ın mezarını ziyaret ediyorum. Bu mezar çok ilginç bir şekilde yerin yukarısında, yol kenarında yer alıyor ve etrafını birbirinden farklı yirmi dört adet müzik enstrümanı çalan kadın heykeli süslüyor. Buradan sonraki durağım ise bölgeye çok yakın olan, restore edilmiş geleneksel ara sokaklar (Zhai Alley, Kuan Alley) oluyor. Eski görünümüne uygun olarak yeniden yapılmış bu birbiri içine geçen ara sokakları mağazalar, şık restoranlar ve çay evleri süslüyor. Bölge, rengini duvarların koyu grisinden ve her yeri boyayan fenerlerin kırmızısından alıyor. Buradda ufak bir tur attıktan sonra hostelime geri dönmeye karar veriyorum. Yol üzerinde People’s Park’a yani Halkın Parkı’na uğramayı da ihmal etmiyorum. Bu parkın meydanlarında dans eden yaşlı çiftler ortamı şenlendiriyor ve hareketlendiriyor. Parkın ana meydanında yer alan “Monument to the Martyrs of the Railway Protection Movement” yani Demiryolu Koruma Harekâtı Şehitleri Anıtını da gördükten sonra kaybola kaybola geldiğim yere dönmeye çalışıyorum. Çin’de bir kere kaybolursanız, tam kayboluyorsunuz; çünkü şehirler ve mesafeler çok büyük. Çabam iki saat sonunda karşılığını veriyor ve tam da hava yeni kararmışken hostelime varıyorum. Güzel bir yemek ve hostelin ana salonunda gösterilen dvd keyfinden sonra odama yerleşiyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s