Hong Kong & Macau.

Standard

10 Şubat 2013, Pazar.

Foto 2

Foto 3

Foto 4

Hong Kong Çin Yeni Yılı geçit töreninden manzaralar.

Bir önceki gece geç uyumanın etkisi ile herkes geç uyanıyor. Piotr ile ben, kendimize gelince kahvaltı hazırlamak için muz ve süt almaya çıkıyoruz. Yeni yılın ilk günü olduğu için bütün küçük işletmeler kapalı. Kutlamalar için çok fazla Çinli turist sokakları dolduruyor. Biz bulduğumuz büyük süpermarketten alacaklarımızı tamamladıktan sonra, eve gelip kahvaltı hazırlıyoruz. Biraz muhabbet ettikten sonra film izlemeye karar veriyoruz. Seçimimiz 1946 yılı yapımı “It’s a Wonderful Life” tan yana oluyor. Pazar günü tam da adına yakışır şekilde battaniyeler altında, sıcak içecekler ve güzel filmler ile geçiyor. Özlediğim türden. Film sonrasında Piotr bana yemek hazırlıyor. Her türlü sebzeyi kattığı karışım şaşırtıcı şekilde lezzetli. Sonrasında Piotr ve Kay beni otobüs durağına bırakıyorlar.

Hong Kong’a yine bir saatlik bir yolculuk sonrasında varıyorum. Kowloon istasyonunda inip kendimi yeni yıl kutlamalarının ortasında buluyorum. Yeni yıl geçit töreni çoktan başlamış bile. Kalabalık sokaklarda kocaman kuklalar, rengarenk kostümler, akrobatlar, dansçılar, bandolar yeteneklerini sergiliyor. Hava hala soğuk. Zaten çoktan burnu akmaya başlamış olan ben, sokaklarda bir iki tur attıktan sonra eve Karen’ların yanına gidip romantik film kuşağından bir film daha izlemeye dalıyoruz. Ertesi gün öğlenden Çin’e, Guangzhou’ya trenimiz var.

9 Şubat 2013, Cumartesi.

Macau’nun kumarhanelerle süslü manzarası.

St. Paul Kilisesi’nin kalıntıları.

Macau sokakları.

Piotr’un doğumgünü.

Macau’da yıl sonu kutlamaları.

Dünya çok küçük ya, bugün de bu önermeyi kanıtlayan günlerden bir tanesi; çünkü Kosova’da tanıştığım Polonyalı arkadaşım Piotr bir süredir Macau’da kalıyor ve ben de bugün onu ziyarete gideceğim, üstelik bugün Piotr’un da doğum günü. Evden öğlene doğru çıkıp Hong Kong’un feribot istasyonuna gidiyorum. Gümrük işlemlerini tamamladıktan sonra Macau’ya giden hızlı feribotlardan bir tanesine biniyorum. Yol bir saat kadar sürüyor. Terminalden çıkıp Piotr’un tarif ettiği gibi meşhur Grand Lisboa Kumarhanesi’nin ücretsiz servislerinden bir tanesini yakalıyorum. Macau, çoktan kendisini Asya’nın kumarhane cenneti olarak tanımlamış durumda. Birçok insan bu anlamda Las Vegas’ı solladığını bile söylüyor. Piotr, beni Grand Lisboa Oteli’nin önünde karşılıyor. Sonrasında bu eski Portekiz sömürgesi şehri beraber geziyoruz. Bir Asya ülkesinden çok, Akdeniz ülkesi özelliği taşıyan Macau’da Portekizce ve Çince iki resmi dil olarak kabul görüyor. Pratikte çok fazla kullanılmasa da, bütün devlet binalarının ve sokakların isimleri Portekizce olarak da yerlerini alıyor.

Piotr, bana Senato Meydanı’nı, 1602’de yapılmış fakat 1835’te ön cephesi dışında her yeri yanmış St. Paul Kilisesinin kalıntılarını gösteriyor. Monte Kalesi’ne çıkıyoruz, tapınakları, kütüphaneleri geziyoruz. Yeni yılın son günü için kutlamalar da yavaştan başlamış bile. Şehrin merkezine kurdukları renkli ışıklar, belirli saatlerde bandolar eşliğinde şehri boydan boya geçen ejderha kuklaları sokakları renklendiriyor.

Hava iyice soğuyana kadar etrafta dolanıp sonrasında Senato Meydanı’nı tepeden gören evlerine çıkıyoruz. Burada Piotr’un ev arkadaşları Kay ve Carlos ile tanışıyorum. Kay, Hong Konglu; Carlos ise Macau’da doğmuş bir Portekizli. Biraz muhabbet ettikten sonra bu üçlü arasında bağımlılık yaratmış “The Settlerz of Catan” isimli oyunu oynamaya başlıyoruz. Oyun o kadar keyifli ki saatin ne kadar çabuk geçtiğinin farkına varamıyorum ben. Bir tur oynadıktan sonra Piotr, Carlos ve ben yemeğe çıkıyoruz. Grand Lisboa Oteli’nin içindeki noodle restoranına gidiyoruz. Noodle’lar cam bir bölmenin arkasında iki tane aşçı tarafından taze şekilde açılıp hazırlanıyor. Çaylar ise akrobatik hareketler yapan bir genç tarafından bardaklara dolduruluyor. Piotr, bu çay seremonisini ilk keşfettiklerinde tekrar tekrar izlemek için 3-4 farklı çayı arka arkaya tattıklarını anlatıyor. Yemek sonrasında kumarhanenin içinde biraz dolanıyoruz.

Eve döndüğümüzde Kay’i, ailesi ile beraber iskambil oynarken buluyoruz. Beraber çıktıkları yılbaşı yemeğinden sonra kuzenleri ile hep beraber eve gelmişler. Biz, Piotr’la beraber ev halkına çay yapmaya girişiyoruz. Sonrasında da bütün akrabalarla beraber kalabalıkça bir grup iskambil oyununa dahil oluyoruz. 3-4 oyun oynadıktan sonra büyükler gidiyor, biz gençleri bir arada bırakıyorlar. Biz de tekrardan “The Settlers of Catan” oynamaya başlıyoruz. Oyun sabaha kadar sürüyor. Tam ben kazanacakken, Piotr benden önce çakal bir hamle ile oyuna son veriyor. Sonrasında yataklara dağılıyoruz.

8 Şubat 2013, Cuma.

Foto 10

Foto 11

Lantau’da teleferikle Büyük Buddha’nın bulunduğu tepeye çıkarken.

Foto 12

Foto 13

Meşhur Tian Tan Buddha.

Foto 14

Foto 15

Tai O balıkçı kasabası.

Foto 16

Tai O’da taze deniz ürünleri.

Foto 17

Hong Kong’un kocaman alışveriş merkezleri.

Foto 18

Karen’in evinden gece manzaraları.

Hong Kong’u çevreleyen bir sürü büyüklü küçüklü adacık var. Bunlardan en meşhuru tabi ki Hong Kong’un ekonomik kalbinin attığı Hong Kong adası. Haftanın son iş gününü biz de bu meşhur adacıklardan bir diğeri olan Lantau adasını görerek geçirmeye karar veriyoruz. Yüzölçümü olarak Hong Kong adasının iki katı olmasına rağmen, sadece 50000 nüfuslu Lantau, el değmemiş balıkçı köyleri ile meşhur. Aynı zamanda Hong Kong Uluslararası Havaalanı da burada yer alıyor.

Metro ile bu adaya açılan Tung Chung istasyona geldikten sonra teleferik ile Büyük Buddha’nın bulunduğu Po Lin Manastırı’na çıkıyoruz. Hava puslu ve yağmurlu olduğu için tatsız ve gri. Teleferik ile yemyeşil adanın ormanları üzerinden geçiyoruz. Manastırın olduğu bölgeye vardığımızda ise son derece yapay bir turistik merkez bizi karşılıyor. Turistler için yan yana dizilmiş pahalı hediyelik eşya dükkanları, Büyük Buddha’ya giden yolda bize eşlik ediyor. Dünyanın oturan en büyük bronz Buddha heykeli olan yirmi altı metrelik Tian Tan Buddha heykeli ise tüm görkemi ile kendisini gösteriyor. Heykelin etrafındaki tapınakları gezip otobüs ile deniz kenarındaki balıkçı kasabası Tai O’ya gitmeye karar veriyoruz. Tai O, tamamı suyun üzerine kurulmuş derme çatma balıkçı evlerinden oluşan küçücük bir balıkçı kasabası. Biz de botlardan bir tanesine atlayıp evler arasındaki meşhur kanal turunu gerçekleştiriyoruz. Kanal turundan sonra bizi denizin açıklarına çıkaran bot görevlisi, pembe başlı yunusları görme ihtimalimizin kötü hava koşulları nedeniyle düşük olduğunu söylese de şansımızı deniyoruz. Tekrar Tai O’ya döndüğümüzde daracık sokakları dolduran yemek kokularını takip edip restoranlardan bir tanesine giriyoruz. Enfes taze deniz ürünleri Hong Kong’da bizi hiç hayal kırıklığına uğratmıyor. Yemeğimizi yedikten sonra eve dönüyoruz.

Passi ile evde buluşup gecenin asıl önemli olayı olan, Karen’ın “dünyanın en güzel sushi restoranı” olarak adlandırdığı Hokkaido Sushi Restoranı’na gidiyoruz. Birbiri ardına tabak kulelerini dizerken ben de emin oluyorum, bu restoran gerçekten dünyanın en güzel sushi’lerini yapıyor. Taze, ucuz ve son derece lezzetli.  Tabak kulemiz artık bizim boyumuza ulaşmaya başlamışken hesabı isteyip Mongkok sokaklarında yılın son çalışma gününü alışveriş yaparak geçiren kalabalığa karışıyoruz. Alışveriş merkezleri dolup taşıyor. Biraz dolandıktan sonra eve dönüp her gece olduğu gibi Hong Kong’un tek İngilizce kanalı olan Pearl’ü açıp sevgililer günü öncesi romantik komedi kuşağından bir filmi izlemeye dalıyoruz.

7 Şubat 2013, Perşembe.

Foto 19

Yerel Hong Kong restoranında kahvaltı vakti.

Foto 20

Foto 23

Foto 22

Foto 21

Mongkok çiçek pazarından manzaralar.

Foto 24

Yuen Po Sokağı Kuş Marketi.

Foto 25

Mongkok sokak pazarları.

Foto 26

Hong Kong adasının geceye karşı manzarası.

Foto 27

Temple Sokağı’nın restoranları.

Uyandıktan sonra ilk işimiz Mongkok çiçek pazarına gitmek oluyor. Çiçek pazarı özellikle bugünlerde yerel halk için çok şey anlam ifade ediyor. Çiçek pazarının bulunduğu bölgeye yürümeye başladığınızda elinde birden çok çiçek taşıyan, uzun buketler ile insanlara çarpmadan yürümeye çalışan kalabalığı görebiliyorsunuz. Hafta sonu Çin Yeni Yılı kutlamaları başlayacağından, para, bereket, kariyerde yükselme anlamına gelen çiçekler çok revaçta. Özellikle de bereketi simgelediğinden kocaman saksılarda satılan küçük mandalinalar her evin, mağazanın, ofisin önüne sıra sıra dizilmiş durumda. Pazara girmeden önce yerel restoranlardan birinde Çince menüler arasında kaybolarak kahvaltılarımızı ısmarlıyoruz. Sonrasında da çiçek pazarının sokakları arasında kendimizi kaybediyoruz. Renk renk, boy boy, tür tür çiçekler her yeri süslüyor. Bir sokaktan öbürüne yaşlı teyzelerin çiçekçiler ile pazarlıklarını, güzel çiçekleri birbirlerinden önce kapma mücadelelerini izliyoruz. Karen için de fuşa renkli dikenli bir çiçek alıyoruz. El ile kesilmiş gibi duran üçgen yaprakları yüzünden Karen çiçeğe dragon çiçeği adını veriyor. Çiçek pazarından sonraki durağımız, Yuen Po Sokağı Kuş Marketi oluyor. Bu küçücük pazarda her türlü kuşu, kuş kafesini ve kuşları beslemek için sattıkları böcekleri bulabiliyorsunuz. Özellikle böcekler ve çekirgeler canlı bir şekilde kapalı poşetlerde satılıyor da ben bakmaya bile dayanamıyorum.

Sonraki durağımız da bölgeye açtıkları yeni yıl pazarı oluyor. Bütün şehri boydan boya süsleyen kırmızı, pembe, turuncu ve altın rengi süslerin benzerlerini burada satıyorlar. Buradan çıkıp Mongkok bölgesine kurulan açık hava pazarına gidiyoruz. Mongkok bölgesi aynı zamanda Hong Kong’un insan yoğunluğu en fazla olan mahallesi. Burada her sokağın kendisine özgü bir ürünü var; bazı yerler sadece yılbaşı süsü satıyor, bazı yerler elektronik ürünler, bazı yerler kadınlara özgü şeyler… Biz de yerel halka ayak uydurup tezgahları dolana dolana ilerliyoruz. Karen’ın akrabaları için küçük hediyeler alıyoruz. Karen bana “red pocket money” yani “kırmızı cep parası” geleneğinden bahsediyor. Küçük kırmızı ve süslü zarflara çocuklar ve henüz evlenmemiş gençler için hazırlanan bu paralar bizdeki bayram harçlığı geleneğini andırıyor. Karen da henüz evli olmadığı için, annesi Hawaii’den gelirken Amerika’daki bütün akrabalarından topladığı zarfları Karen’a getirdiğini ve bu geleneğin Karen evlenene kadar devam edeceğini söylüyor.

Buradan sonra ben yine prensesliğimden ödün vermeyerek kendimi ödüllendirmek adına Olympic alışveriş merkezi içerisindeki tırnak merkezine gidip manikür pedikür yaptırıyorum. Son iki aydır nemlendirici krem, adam gibi duş vs. benim için hayal unsurları olduğundan tırnaklarım adeta bir erkek çocuğununkini andırıyor. İki saatlik bir süreç sonrasında rengarenk tırnaklar biraz olsun beni hippiliğimden uzaklaştırıyor da ben de daha iyi hissediyorum.

Karen ile evde buluşup Passi’nin yanına Victoria Limanı’ndaki ışık gösterisini izlemeye gidiyoruz. Şansımıza hava o kadar puslu ki, bırakın lazer ve ışık gösterisini sonsuz yükseklikteki gökdelenlerin bile sadece yarısını görebiliyoruz. Gece manzarası Hong Kong’a ayrı bir hava katıyor. Neon ışıklı panolar, gri binaların sıradanlığına renk getirirken biz de Temple Sokağı’na doğru ilerliyoruz. Buradaki meşhur gece pazarına girmeden önce, küçük bir restoranın sokağa dizdiği masalardan birine oturup lezzetli deniz ürünlerini sipariş ediyoruz. Midyeler, istiridyeler, karidesler tüm tazeliği ile midemizi şenlendiriyor. Sonrasında bölgenin tarotçuları, el falı bakanları, seks oyuncakları satanları ile meşhur pazarında kendimizi buluyoruz. Hava iyice soğuyana kadar sokaklarda dolanıp evin yolunu tutuyoruz.

6 Şubat 2013, Çarşamba.

Foto 28

Foto 29

Çin Bankası’nın bulunduğu gökdelenden manzaralar.

Foto 30

Foto 31

Victoria Tepesi’nden (nam-ı diğer Peak’ten) Hong Kong’a kuşbakışı.

Foto 32

Hong Kong sokakları.

Foto 33

Çin Yeni Yılı nedeniyle bereket getirsin diye binaların önüne konulan mandalinalar.

Uçağım sabah 10 gibi Hong Kong havaalanına varıyor. Bir süredir uzak kaldığım medeniyet kucağını açmış beni karşılıyor; bunun en basit ve bariz örneği de havaalanı boyunca yayılmış ücretsiz kablosuz internet. Pasaport işlemlerini hallettikten sonra, Karen’ın daha önceden yolladığı detaylı bilgiler sayesinde, yirmi dakika kadar kısa bir sürede havaalanından şehir merkezine iniyorum. Her şer çok kolay ve sorunsuz işliyor. Metro ile Kowloon istasyonuna geldiğimde Karen beni karşılıyor ve evine doğru ilerliyoruz. Gördüğüm Hong Kong’un modern yüzü daha ilk dakikalarında kendisini bana sevdiriyor.

Karen ve erkek arkadaşı Finlandiyalı Passi’nin, Kowloon bölgesinin merkezindeki yüksek bloklardan oluşan sitesine giriyoruz. Küçük ve rengarenk apartman dairesinin duvarlarını Hawaii’den gönderilmiş kartpostallar ve posterler süslüyor. İlk işim güzel bir duş almak oluyor. Duş almanın lüks sayılmadığı anları özlemişim açıkçası. Güzel duş, temiz kıyafetler derken yepyeni bir insan olup çıkıyorum. Sonrasında evde biraz oyalanıp şehri görmeye çıkıyoruz. Şehrin ekonomik kalbinin attığı Hong Kong adasına metro ile geçiyoruz. Hong Kong’un yüksek gökdelenleri arasında ilerliyoruz. Bu bölgede her şey o kadar resmi ve o kadar gri ki, bir an için Asya’da olduğumu unutuyorum.

Gökdelenlerden bir tanesine Karen’ın insan kaynakları uzmanını ziyarete gidiyoruz. Karen için yeni bir iş bulduğundan, ona küçük bir hediye almış Karen. Sonrasında da “Bank of China” yani Çin Bankası’nın bulunduğu gökdelenin tepesine çıkıyoruz, şehri boydan boya ayağınızın altına seren manzarasını görmek için. Manzara nefes kesici. Griye karışan mavi, yüksek binalar, binalar arasında kaybolmuş nokta halindeki insanlar ve arabalar, Victoria limanı, Güney Çin denizinin kendini belli ettiği kıvrımlar… Buradan da “Peak Tram” adı verilen tramvay ile 552 metre yükseklikteki Victoria Tepesi’ne çıkıyoruz. Beş dakika süren yolculuk sonrasında içine girdiğimiz alışveriş merkezinin bulunduğu tepe, şehrin en yüksek noktası aynı zamanda. Alışveriş merkezinin terasından Hong Kong’u izliyoruz. Bütün metropolitanlığına rağmen yüzden 70’i yeşil alanlardan oluşan Hong Kong’un ormanlarını uzaktan görebiliyorsunuz buradan. Gökyüzü açık ve manzara net. Alışveriş merkezinin içinde biraz dolandıktan sonra yürüyerek şehir merkezinin işlek sokakları arasında tekrar kayboluyoruz. Öğle saati olduğu için, yemek yemeye çıkmış finans sektörü çalışanları sokakları dolduruyor. Amerikanvari havası şehrin merkezinde kendini iyice belli ediyor. Takım elbiseleri içerisinde birçok batılı insanı da ayırt edebiliyorsunuz. Bölgeye yayılmış yatırım bankaları, Uluslararası Finans Merkezi’nin iki tane kocaman binası, Dünya Ticaret Merkezi, uluslararası firmalar, denizaşırı şirketler… Hepsi Hong Kong’un bir finans merkezi haline gelmesine katkıda bulunuyor.

Şehir merkezi turumuzdan sonra gün batımı için Kowloon tarafına dönüyoruz. Hong Kong adası ve Kowloon arasında işleyen meşhur tarihi feribota yani Star Ferry’ye binerek. Bej ve yeşil feribot bizi Victoria Limanı’nda karşı tarafa taşıyor. Tsim Sha Tsui adı verilen bu bölgede Kowloon – Canton Demiryolu Saat Kulesi, Hong Kong Kültürel Merkezi, Hong Kong Uzay Müzesi, Hong Kong Sanat Müzesi sıra sıra dizilmiş bizi karşılıyor. Deniz kenarında Hong Kong siluetine karşı oturuyoruz. Yan yana dizilmiş mavi gri gökdelenler, ünlü Asya firmalarının isimlerinden oluşan kırmızı neon panolarıyla tam bir tezat oluşturuyor.

Uzun bir gün olmuş, önce eve gidip biraz dinleniyoruz, sonrasında da bir şeyler yemek için Karen’ın evinin dibindeki Olympic alışveriş merkezine kendimizi atıyoruz. Hong Kong’un en ilginç yanlarından bir tanesi her yerin birbirine bağlı olması. Bütün binalar, sokaklar, birbirine açılan koridorlarla bağlanmış. Sokaklara inmenize gerek kalmadan binalar arasından geçerek gitmek istediğiniz yerlere ilerleyebiliyorsunuz. Sorunsuz işleyen metro sistemi bütün şehri kapsıyor. Her metro istasyonu mutlaka bir alışveriş merkezine açılıyor, ki bu da sonsuz tüketim kültürünü iyice tetikliyor.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s