Katmandu, Nepal.

Standard

30 Ocak 2013, Çarşamba.

DSC02457

Bhaktapur Durbar Meydanı’nda öğrenciler oyun oynarken.

DSC02449

Saraydan geriye sadece iki üç meydancık kalmış.

DSC02442

55 Pencereli Saray olarak da anılan tahta işlemeciliğinin doruk noktalarından bir tanesi.

_MG_3467

DSC02477

Taumadhi Tol.

_MG_3468

DSC02501

Çömlekçiler Meydanı’nda kurumaya bırakılmış çömlekler güneşin etkisiyle griden turuncuya dönüyor.

DSC02508

Meşhur “Tavuskuşu Penceresi”.

DSC02515

Bhaktapur sokakları.

Sabah uyandıktan sonra kahvaltımızı yapmak için Chikusa isimli küçücük bir mekanın yolunu tutuyoruz. Aynı yolları tekrar tekrar yürüyüp kaybolduktan sonra şans eseri bulduğumuz mekanda kahvaltılar son derece leziz. Kahvaltı sonrası görmek istediğimiz ve şehrin biraz dışarısında yer alan Bhaktapur’a gidebilmek için yerel otobüslerden bir tanesine atlayıp sonsuz dur kalk’lar sonrasında tarihi kasabaya varıyoruz.

Bhaktapur, Katmandu ve Patan’da olduğu gibi Durbar Meydanı adı verilen ana meydanda toplanmış saray ve tapınakların etrafına kurulmuş küçücük bir kasaba. Ayrıca Bernardo Bertolucci, “Küçük Buddha”sının bir kısmını da burada çekmiş. Bu kasabada da daha önce gördüğümüz tapınaklara benzer tapınakları ziyaret ediyoruz. Bu kasabayı diğerlerinden farklı yapansa bozulmamış yerel yapısı. Kırmızı tuğladan binaların süslediği sokaklarında saatlerce yürümek huzur veriyor. Her yerde sokak satıcıları, ibadet edenler, muhabbet edenler… İki tane düğün alayına denk geliyoruz üstelik. Çiçeklerle süslenmiş gelin arabalarının üzerine gelin ve damadın isimleri ya da baş harfleri yazılmış. Bantlarla yapıştırılmış çiçekler arabaları renklendirirken, daracık sokaklardan bando eşliğinde geçmeye çalışan arabaları kırmızılar giymiş yoğun bir akraba kalabalığı takip ediyor.

Kasabada bizden başka akın akın gelmiş ilkokul öğrencileri etrafı geziyor. Hatta bunlardan bir kısmı geniş meydanı fırsat bilip futbol oynuyor. Biz aralarında kalıyoruz bir noktada. Küçük çocuklar sürekli fotoğraf makinelerimizi döndürdüğümüz yerlerden çıkıp el sallıyor bize. Durbar Meydanı’ndan sonra benzer şekilde Taumadhi Tol adı verilen ikinci meydana geçiyoruz. Bu meydanda Nepal’in en uzun tapınağı yer alıyor. Tapınağın merdivenlerinde tapınak koruyucuları olarak bilinen hayvanların ve tanrıların heykelleri kendilerini gösteriyor. İşin ilginç yanı bu tapınak koruyucularının her birinin bir önceki basamaktaki koruyucuya göre on kat güçlü olması. Yakınlardaki Potter’s Square yani Çömlekçiler Meydanı’nda kurutulmak üzere bırakılmış domuz kumbaraları ve su testilerine göz attıktan sonra üçüncü meydan olan Dattatreya Meydanı’na yürüyoruz. Bu meydan özellikle tahta işlemeciliği ile göz dolduruyor. Ara sokaklardan bir tanesinde yer alan tavuskuşu şeklindeki tahta işlemeli pencere, bölgenin ününe ün katıyor. Her hediyelik eşya dükkanında bu tavuskuşunun bir taklidini görebiliyorsunuz. Zaten bölgedeki restoran ve dükkanların çoğunun adı da “tavuskuşu”. Daha sonra tekrardan ana meydana dönüp burada bir tapınağın içerisine konuşlandırılmış turistik restoranda bölgeye özgü “juju dhau” yani “kral yoğurdumuzu” yiyoruz. İçine katılan baharatlar sayesinde tatlı bir aroma alan bu yoğurt, bölgenin en meşhur yiyeceği.

Gün batımını Bhaktapur’da izledikten sonra tekrar Katmandu’ya dönüyoruz. Biraz alışveriş yapıyoruz. Benim kuzeye gittikçe artan soğuklara karşı giyecek kıyafetim olmadığı için hemen eldivenlere, şapkalara, yün çoraplara saldırıyorum. Birkaç parça kıyafet aldıktan sonra otelin yolunu tutuyoruz. Ertesi gün benim Katmandu’dan Pokhara’ya erkenden otobüsüm var, Jeong Min’in de Güney Kore’ye uçağı.

29 Ocak 2013, Salı.

_MG_3449

IMG_2039

Görkemli Stupa’sı ile Boudhanath.

DSC02364

Pashupatinath’taki su kirliliği çok bariz şekilde kendisini belli ediyor.

DSC02297

Katmandu sokakları. (hava kirliliğine dikkat)

DSC02368

Katmandu’nun ana caddelerinde bir caminin duvarına yazılmış, “para çözümünüz değil!”

_MG_3463

_MG_3461

Swayambhunath, nam-ı diğer Maymunlar Tapınağı.

DSC02404

Güne erkenden başlıyoruz. Çok doyurucu bir kahvaltı sonrasında ilk işimiz Katmandu’nun birazcık dışarısında yer alan Boudhanath’ı ziyaret etmek. Micro-bus adı verilen küçücük minibüslere binip beş kilometre uzaktaki bu kasabaya gidiyoruz. Boudhanath’ı bu kadar özel yapan, dünyanın en büyük Stupa’sının burada yer alıyor olması. Tibetliler için çok kutsal sayılan bu mekanda saat yönünde iki üç tur atıyoruz. Stupa etrafında ibadet eden batılı turistler de yer alıyor. İbadet etmek için stupa’nın üzerinden aşağı suyla karıştırılmış safran atıldığını görebiliyorsunuz. Budha’nın arayış içerisindeki mavi gözleri Stupa’nın tepesinde dört köşede kendisini gösteriyor. Bu gözlerin yer aldığı bölmenin üzerinde de nirvanaya ulaşan 13 altın basamak yer alıyor.

Boudhanath’taki kısa turumuzdan sonra kasabaların arasındaki dar sokaklardan yürüyerek bir başka kutsal alan olan Pashupatinath’a ilerliyoruz. Pashupatinath, Nepal’in en önemli ibadet merkezlerinden biri sayılıyor. Birbiri ardına dizilmiş tapınaklara ek olarak burada ölülerin vücutlarını artık neredeyse suyu akmayan kirli bir nehir kenarında yakıyorlar. Katmandu’da her kutsal yere girişte olduğu gibi yabancılardan para alınıyor; ama biz fark etmeden yan girişlerden birinden girdiğimiz için bu ücreti ödemiyoruz. Saat daha yeni biri gösterirken önümüzde neredeyse koca bir günün daha olduğunu fark ediyoruz ve şehrin batısında yer alan Maymunlar Tapınağı olarak da bilinen Swayambhunath’a gidiyoruz. 1959 yılında Çin’in Tibet’i işgalinden sonra bu tapınağın etrafındaki mahalleler bölgeye gelen Tibetlilere ev sahipliği yapmaya başlamış. Günümüzde yoğun bir Tibetli nüfusu bu bölgede yaşıyor. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen inanılmaz diklikteki merdivenleri tırmandıktan sonra stupa’ya varıyoruz. Şehrin manzarası bu tepeden önümüze seriliyor. Maymunlar bütün tapınağı işgal etmiş durumda, en beklemediğiniz anda yolunuzu kesiyorlar ya da son sürat yanınızdan koşarak geçiyorlar. Stupa etrafında birkaç turdan sonra on kişilik bir micro-bus’a otuz kişi kadar binip şehir merkezine geri dönüyoruz.

Dinlenmek için Garden of Dreams adı verilen bahçeye giriyoruz. Bu küçük ve hala inşaat aşamasında olan bahçe Avusturya’nın bağışladığı paralar ile restore edilmiş. Şehrin karmaşasında sakin ve huzurlu bir ortam sunuyor. Nepalli erkeklerin sevgililerini getirdiği bu ortamda biraz oturduktan sonra yol üzerindeki bir İtalyan restoranında yemeğimizi yiyip odamıza geri dönüyoruz. Farkına varmasak da çok yorulmuşuz. Odada biraz dinleniyoruz. Hava karardıktan sonra Thamel üzerine tekrar çıkıp New Orleans Bar’da sıcak şaraplarımızı yudumluyoruz. Katmandu’nun buz kesen gecelerine karşı en iyi ilaç. Sonrasında tekrar odaya dönüp günü sonlandırıyoruz.

28 Ocak 2013, Pazartesi.

DSC02206

IMG_2002

IMG_2007

DSC02211

Katmandu’nun Durbar Meydanı’ndan manzaralar.

DSC02227

Kasthamandap’tan ibadet manzaraları.

DSC02272

Patan’da ihtiyarlar heyeti toplanmış, başlarında yerel şapkaları.

DSC02246

Patan’ın tahta işlemeciliği örnekleri.

Sabah erkenden uyanıp daha düzgün bir otel aramaya girişiyoruz. 3-4 tane otel gezdikten sonra geceliği 1350 Nepal Rupee’sine saray yavrusundan bozma, sıcak suyu olan (hatta küveti olan), tertemiz bir odayı Yambu Otel’den ayarlıyoruz. Eşyalarımızı otele getirip yerleştikten sonra ilk iş sıcak bir duş almak oluyor. Ben yolculuğa ilk çıktığım günden beri en güzel duşumu alıyorum, öyle ki suyun altından çıkmak çok zor geliyor. Saçımı bile en az on kere yıkıyorum. Sonrasında güzel bir kahvaltı için kendimizi Thamel sokaklarına atıyoruz. Konakladığımız Thamel bölgesi, şehrin en turistik bölgelerinde bir tanesi. Birbirini kesen ve birbirine paralel dizilen caddeler üzerinde restoranlar, cafe’ler, barlar, hediyelik eşya dükkanları, turizm acenteleri ve oteller yer alıyor. Buranın en ilginç yanlarından bir tanesi de özellikle Nepal’e gelen birçok insan trekking yapma amacıyla geldiği için, outdoor spor aktivitelerine yönelik markaların her türlü taklit ürününü iyi kalitede ve çok ucuza bu caddelerde bulabilmeniz. Her iki dükkandan bir tanesi mutlaka North Face montları, ayakkabıları, uyku tulumları, çantaları ve çadırları satıyor.

Kahvaltı için yol üzerindeki batı tarzı restoranlardan birine giriyoruz. Sıcak ekmek, leziz peynirler ve kaliteli kahve sonrasında midemiz bayram etmiş şekilde Thamel bölgesinin etrafını saran çarşıları gezerek şehrin kalbi olan Durbar Meydanı’na doğru ilerliyoruz. Yol üzerinde eskiden Tibet’e uzanan ticaret yolunun kullandığı rotayı takip ediyoruz. Buralar şimdi yerel halkın alışveriş yaptığı küçük küçük dükkanlar ve tezgahlar ile dolmuş.

Durbar Meydanı’na geldiğimizde yüksek tapınak çatıları bizi selamlıyor. Meydana girebilmek için 750 RS ödeyerek biletlerimizi alıyoruz. Meydanda irili ufaklı birbirinden farklı tapınaklar yer alıyor. Bu tapınakların yüksek merdivenlerinde öğrenciler, sevgililer, yaşlı amcalar ve teyzeler, dilenciler, satıcılar yerlerini almış etrafı izliyor. Teker teker tapınakları geziyoruz. Tapınakların birçoğu kapalı olsa da merdivenlerinden yukarı çıkıp manzarayı izlemeye değiyor. Sonrasında meydanda bulunan eski sarayı ziyaret ediyoruz. Sarayın birbirine açılan odalarında üç dört krala adanmış (Tribhuwan, Mahendra ve Birendra) müzeler yer alıyor. Bu müzelerde genelde krallara ait birbirini tekrar eden fotoğraflardan tutun da, kralların kişisel eşyalarına kadar çeşitli sergilemeler mevcut. Hatta müzelerden bir tanesinde kralın avladığı hayvanların doldurulmuş versiyonları bir odayı süslüyor. Buradan Kumari Chowk’a geçiyoruz. Yani “yaşayan Tanrıça” Kumari’nin yaşadığı mütevazi saraya. Kumari’ler Budist Shakya klanına ait üç ve beş yaşları arasındaki küçük kız çocuklarından seçiliyor. Bu Tanrıçalarda aranan fiziksel özellikler arasında deniz kabuğuna benzeyen bir boyun, banyan ağacına benzeyen bir vücut, inek kirpiklerine benzeyen kirpikler gibi garip betimlemeler yer alıyor. Bunun yanı sıra bu küçük kız çocuklarının yıldız fallarının krallarınki ile uyumlu olmasına bakılıyor. Bu Tanrıçalar ergenliğe girdiklerinde, Tanrısal özelliklerinin bedenlerini terk ettiğine inanıldığı için Tanrıçalıktan emekli oluyorlar. Sonrasındaki yaşam kendileri için zorlu geçiyor; çünkü kendileri ile evlenecek erkeklerin erken öldüğü inancı hakim. Şu anki Kumari 2008 yılında daha üç yaşındayken seçilmiş. O tarihten sonra krallık sistemi kalktığı için, bir sonraki Kumari’nin nasıl seçileceği bir muamma.

Buradan Katmandu’ya adını veren Kasthamandap adlı Katmandu’nun en eski binasına gidiyoruz. Aynı zamanda dünyadaki en eski odun binalardan biri olan bu yapının tek bir ağacın gövdesinden inşa edildiğine inanılıyor. Eski zamanlarda Tibet ticaret yolu sırasında dinlenme yeri olarak kullanılan bu bina, günümüzde daha dini bir özellik kazanmış durumunda ve içerisi ibadet eden insanlarla kaynıyor. Dumbar meydanının her yerine yayılmış hediyelik eşya satan tezgahlara da biraz baktıktan sonra Freak Street olarak da anılan Jhochhe isimli sokağa ilerliyoruz. Bu kısacık sokak 1960 ve 1970lerde hippilere ev sahipliği yapmış; ama bugün her yeri hediyelik eşya dükkanları ile dolu. Burada bir mola vererek bölgede 1965’ten beri varlığını koruyan Snowman isimli küçük cafe’de tatlılarımızı yiyip kahvemizi içiyoruz. Loş ortamı ve orijinalliğini koruyan iç dekorasyonu ile görülmeye değer bu küçük mekan, 1965’ten beri aynı aile tarafından işletiliyor.

Kısa molamızdan sonra Patan bölgesine ilerlemeye karar veriyoruz. Lalitpur olarak da anılan Patan bölgesi bir zamanlar krallığın başkentliğini yapmış küçük bir kasaba. Günümüzde Katmandu sınırları içerisinde yer alsa da bölgenin kimliğini koruduğunu görüyorsunuz. Patan bölgesinde yer alan Durbar Meydanı (durbar meydanı saray meydanı anlamına geldiği için her bölgede bir tane var), Katmandu Durbar Meydanı’na çok benziyor; ama daha iyi korunmuş ve turist açılımı çok yapılmamış. Gün batımını burada karşılıyoruz. Tapınaklar ve müzeler kapanmaya yakınken etrafta dolanıp fotoğraf çekiyoruz ve hava kararırken Thamel bölgesine geri dönüyoruz. Akşam yemeği için seçimimiz Yak isimli bir Tibet restoranından yana oluyor. Burada yerel Tibet yemeklerimizi sıcak biralarımız ile tamamlıyoruz. Yemekleri yedikten sonra bölgede yer alan Tom and Jerry isimli bir bara gidip güzel batı müziği eşliğinde bir şeyler içiyoruz. Şöminenin etrafında günün yorgunluğu ateşe karışıyor. Bu kadar uzun süreden sonra bünyeme giren alkol uykumu getiriyor. Yürümekten su toplamış ayaklarımızı dinlendirmek adına odamıza geri dönüyoruz.

27 Ocak 2013, Pazar.

DSC02171

Otelimizin resepsiyonunda asılı olan, Thamel bölgesindeki elektrik kesintisi saatlerini gösteren tablo. Nepal’de günde toplamda 14 saat elektrik kesintisi yaşanıyor.

Sabah erkenden otel görevlisinin sesi ile uyanıyorum. Meğersem Hindistan ve Nepal arasındaki on beş dakikalık saat farkını unutmuşum! Hızlıca hazırlanıp otel lobisinde otobüsümü beklemeye başlıyorum. 08:30 civarında rengarenk bir otobüs bozuk yol üzerinden beni almaya geliyor. Sunuali’nin Nepal tarafı olan Belahiya kasabası gündüz gözü ile bile korkunç. Benimle beraber binen yolcuların bavulları, otobüsün üzerindeki bölmeye yerleştiriliyor. Bana ise yabancı torpili geçiliyor ve benim bavulum aracın daha güvenli olan bagajında yerini alıyor. Yolun bundan sonraki Katmandu’ya kadar olan on saatlik kısmı hayal gibi. Bir kere her şeyden önce yol boyunca kazak ve hırka giymiş keçiler görüyorum. Bir noktada acaba ben mi keçileri kaçırıyorum diye sorgulasam da, fotoğraf çektim, kanıtlarım var! Yol bozuk, uzun, tehlikeli ve sıkıcı. Daracık koltuk arasına bacaklarım sığmıyor ve bütün sıkıştırmalar ertesi gün kendini bölgesel morluklar olarak belli ediyor. Otobüs yola çıktığının ilk saatinde küçük bir yol kenarı tapınağının önünde durup korna çalıyor. İçeriden yaşlı bir amca çıkıp elindeki renkli tozlar ile otobüsümüzü kutsuyor, dualar ediyor. Bunun karşılığında otobüs şoförü bağış veriyor. Bu kutsama bizi bundan sonraki deli sollamalardan koruyor yanlış anlamadıysam. Yol boyunca Nepal müzikleri dinliyoruz. Bana kalırsa on saat boyunca sadece tek bir şarkı dinliyoruz hissi baki. Uyuklaya uyuklaya on saati geçiriyorum. Bu sırada Jeong Min’in uçağı Katmandu’ya varıyor; fakat mesajları bana ulaşmadığı için bir türlü buluşma konusunda anlaşamıyoruz.

Ben otobüs garına geldiğimde bir taksi ile anlaşıyorum ve Katmandu’nun turist bölgesi olan Thamel’e gidiyorum. Burada sırayla otelleri araştırırken Jeong Min’in bir başkasının telefonundan bana attığı mesaj elime ulaşıyor. Thamel bölgesine gelmiş ve bir otel ayarlamış bile! On dakika içerisinde mesajdaki oteli buluyorum ve altı sene sonunda Jeong Min ile tekrar birbirimize kavuşuyoruz. Eşyaları odaya yerleştirip bir şeyler yemeye çıkıyoruz. Sonrasında bir kahve içip odaya geri dönüyoruz. Katmandu’da günlük 14 saat elektrik kesintisi yaşanıyor her gün. Bizim otelimiz de küçük bir pansiyon olduğu için ve jeneratörü olmadığı için bu kesintilerden nasibini alıyor. Elektriğin kesik olduğu saatler resepsiyonda bir tablo ile belirtiliyor. Karanlık odamızı küçük bir ışık aydınlatıyor. Oda çok soğuk. Kat kat giyinip yataklara giriyoruz. Uzun süreden sonra düz bir yerde yatacak olmak bile beni mutlu ediyor.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s