Varanasi, Hindistan.

Standard

26 Ocak 2013, Cumartesi.

DSC02158

Dip ile Hindistan sınırından çıkmak üzereyken.

DSC02163

Nepal sınırına hoşgeldiniz.

Hindistan bana giderayak son kazığını atmasa olur muydu? Hint otobüslerinde genelde otobüse biniş saatinden daha erken bir saatte firmanın ofisine gidip otobüse bineceğinizi bildirmeniz gerekiyor. Benim otobüsüm 08:30’da olmasına rağmen, bildirim saati 07:00. Ben sabah 06:30’da ofisin önünde yerimi alıyorum. Tabi ki firma kapı duvar. Tozlu sokakta iki saat kadar çantamın üzerinde acaba yanlış yere mi geldim endişesi ile oturuyorum. 08:00’e doğru bisikleti ile gelen bir amca tıngır mıngır kepenkleri açıyor. Tüm işgüzarlığı ile gerekli bilgileri (!) veriyor. Toplamda altı kişi olduğumuzu (sonradan dört kişi olduğumuz anlaşılıyor) ve bu nedenle bizim için ayrı bir otobüs kaldıramayacaklarını; ama istasyondaki diğer otobüslere entegre edeceklerini söylüyorlar. Ben bu durumdan biraz huylanıyorum; ama durumun aslı astarı nedir görmeden de ses çıkarmak istemiyorum. Bilete dahil olan kahvaltıdan da zaten eser yok. En sonunda yarım saat rötarla başka bir amca, ben ve üç kişiyi peşine takıp bizi otobüs istasyonuna götürüyor. Bizi oradaki yerel otobüslerden birine bindirecekmiş, sınırda biz kendi işlemlerimizi hallettikten sonra, kalacağımız oteldeki görevli bizimle ilgilenecekmiş. Ben tenekeden bozma ve sıkışık otobüste yolculuk etmek için bu kadar para vermediğimi ve paramı geri istediğimi söylüyorum. Mevzu aslında paradan öte, lüks otobüs vaatlerinin aksine hiçbir şey yapmamalarına rağmen bu adamların cebine param girsin istememem. İstasyondan turun ofisine olan bütün yolu geri yürüyorum. Yarım saat kadar bekledikten sonra paramı geri alıyorum. Sonrasında tekrar otobüs istasyonuna gidiyorum, aynı otobüse bu sefer kendim bilet alıyorum. Nepal sınırındaki Sunuali şehrine ulaşabilmemin tek yolu önce Gorakhpur’a gitmem ve oradan ikinci bir otobüsle Sunuali’ye geçmem. Burada ilk hatamı yapıyorum, Gorakhpur’a trenle geçmek sadece 5:30 saat sürecekken, ben otobüsü tercih ettiğimden rahatsız yol 8 saat sürüyor.

Hava kararmaya yakın Gorakhpur’a geliyorum, oradan otobüslerin kalktığı yere rickshaw’la geçip Sunuali otobüsüne atlıyorum. Yanıma Dip oturuyor. Benim tek başıma yolculuk yapıyor olmamı, özellikle de bu kadar garip bir bölgede ne işimin olduğunu anlamlandıramıyor. Kendisi Nepalli; ama Hint ordusunda çalışıyor. Tatil olduğu için ailesinin yanına dönüyor. Bu noktadan sonra tam bir saat boyunca bana yolculuğumda neler yapmam gerektiği konusunda bilgi veriyor. Benim için fazlasıyla endişelendiği aşikar. Çok üşüdüğümü görünce çıkarıp kendi eldivenlerini vermeyi teklif ediyor. Kuzeye gittikçe havanın sıcaklığı daha da düşüyor. Teneke otobüsümüzün her yeri bozuk yoldan ve rüzgardan gümbür gümbür birbirine çarpıyor. Adeta içine birkaç çivi atılmış bir teneke kutuyu andırıyor. Yol o kadar tehlikeli ki, ben genç yaşımda kalp krizi geçirmek istemediğimden biraz uyumaya çalışıyorum. Arka fonda gösterilen Bollywood filmi ve ağzında tütün çiğneyerek çok rahatsız edici bir ses tonuyla konuşmaya çalışan Hint erkeklerinin sesleri buna engel oluyor tabi. Tam uyku ve uyanıklık arasındayken otobüs korku filmi seti gibi bir yerde duruyor. Her yer tozlu ve sisli. Işıksız ve puslu. Dip surat ifademi görünce bana sınıra kadar eşlik edeceğini, endişelenmemi söylüyor. Upuzun bir yolda ilerliyoruz. Her yer karanlık, köpekler havlıyor. Arada insan siluetleri sisin ve toz yumağının arasında yükselen araba farları ile kendilerini belli ediyor. Yol kenarlarında ateş yakmış insanlar bizi izliyor. Biz elimizi kolumuzu sallaya sallaya birkaç yüz metre yürüdükten sonra Hint sınırını geçiyoruz, Nepal sınırından çıkmadan ben giriş – çıkış damgalarını soruyorum. Meğersem Hint göçmenlik bürosu sınırdan çok önceymiş. Dip ile tekrar geri dönüyoruz ve önünden geçtiğimiz; ama karanlıktan dolayı fark etmediğimiz büroya giriyoruz. İçeride kimleri görelim: sabah otobüs firmasında beraber beklediğim gençler. Onlar da benim gibi çetrefilli ve bol beklemeli bir yolculuk sonrası ancak gelebilmişler. Hindistan çıkış, Nepal vizesi alış ve Nepal’e giriş işlemlerini hep beraber yapıyoruz. Sonrasında Belçikalı Isabelle ile ben Sunauli’nin Nepal tarafındaki otellerden birinde en azından gün aydınlanana kadar bir oda tutmaya karar veriyoruz. Geceliği 400 RS’ye New Cottage Lodge’dan bir oda ayarlıyoruz. Ben ertesi sabah 07:30 için Katmandu otobüs biletimi de bu otel aracılığıyla ayırt ediyorum. Katmandu’da Güney Koreli arkadaşım Jeong Min ile buluşacağımdan olabildiğince erken gitmemde fayda var. Sınırın Nepal tarafında koyu mavi buz gibi bir odada bölük pörçük bir uyku beni bekliyor.

25 Ocak 2013, Cuma.

DSC01959

DSC02104

 

DSC01952

_MG_3356

DSC02084

_MG_3326

_MG_3350

 

DSC02101

 

DSC02095

 

DSC02081

 

DSC02141

DSC02138

 

DSC02118

 

DSC02108

_MG_3358

_MG_3373

_MG_3392

_MG_3419

DSC01957

Ganj Nehri kıyısından manzaralar.

Sabah görece geniş olan odamı, otel içerisinde daha ucuz tek kişilik bir oda ile değiştiriyorum. Yeni odamın geceliği sadece 200 RS. Yani 4 dolar. Bunu söyledikten sonra fazla detay vermeme gerek var mı bilmiyorum; ama küflü duvarları ve kibrit kutusunu geçmeyen boyutu ile bu odada sadece sabahın erken saatindeki otobüsüme kadar kısacık bir uyku çekmeyi planlıyorum. Bu nedenle birazcık tasarruf etmek çok da zor gözükmüyor gözüme. İşin garip tarafı, bu kadar zamandır yolda olmama rağmen hala nerede tasarruf edip nerede etmemem gerektiğini öğrenememiş olmam. Yoksa bir yemeğe 1000 RS verirken, odalarda 100 RS’yi fazla görüyor olmak başka hangi mantıkla açıklanır bilemiyorum. Odanın ne boyutu, ne de hijyeni dert oluyor; en büyük problemim ön tarafa baktığı için sürekli maymunlar tarafından işgal edilen balkonumdan gelen sesler. Burada maymunlar epey saldırgan olabiliyorlar. Eğer pencerenizi ya da balkon kapınızı açık bırakırsanız, odaya döndüğünüzde bir maymunla rastlaşmanız ya da oda içerisindeki eşyalarınızı eksilmiş bulmanız ihtimaller dahilinde.

Yeni odama taşındıktan sonra güzel bir kahvaltı yapıp Ganj Nehri kenarına gidiyorum. Yavaş yavaş, salına salına en güneyde yer alan Assi Ghat’a kadar yürüyorum. Arada sırada merdivenlerin gölgesinde oturup insanları izliyorum. Neredeyse günümün tamamı bu şekilde geçiyor. Tekneleri ile Ganj Nehri üzerinde tur satmaya çalışanlar, dilenciler, fotoğraflarını çekin de karşılığında sizden para isteyebilsinler diye peşinizden ayrılmayan küçük çocuklar bir yana; kendi halinde nehirde yıkananlar, çamaşırlarını yıkayanlar, yıkanan çamaşırları kurusun diye merdivenlere serenler, tıraş olanlar, meditasyon ve yoga yapanlar, dua okuyanlar ya sadece benim gibi çevresindeki binlerce rengi ve hareketi sindirmeye çalışanlar…

Dasaswamedh Ghat’da ise farklı bir ritüele denk geliyorum. Müzikler eşliğinde kalabalıkça bir grup merdivenin başından itibaren Ganj nehrine doğru ilerliyor. Ortalarına aldıkları yaşlı teyze her iki üç adımda bir kendini yere atıyor, bunu takiben birisi önüne nehirden doldurduğu su ile bir çizgi çekiyor. Teyze ayağa kalkıyor, bir metre daha yürüyor sonra kendisini yine yere atıyor. Çevresindeki kalabalık grup da teyzeye destek oluyorlar. Bu tören nehre kadar, teyze kendisini orada suya bırakana kadar devam ediyor.

Şans eseri eski şehir olarak anılan kuzey bölgesine doğru geri yürürken, Meekyeong ile rastlaşıyorum. Akşam 19:30’da Blue Lassi’de buluşmak üzere sözleşiyoruz. Güzel olan kısmı 3-4 kere pratik yaptıktan sonra kendi bölgemden tapınak bölgesine kaybolmadan gidebilmeyi öğrenmiş olmam. Blue Lassi de zaten tapınakların olduğu sokak üzerinde yer alıyor. Günde iki kere uğradığım bu küçücük mekan benim kalbimi çoktan kazanmış durumda. Bütün şehri baştan başa son kez turladıktan sonra Meekyeong’la burada buluşuyoruz, kapanana kadar da muhabbet ediyoruz. Sonrasında ben odama dönüyorum, nasıl olsa ertesi gün sabah erkenden Nepal’e doğru uzanan bir otobüsüm var. Odaya doğru yürürken hem Hindistan’da, hem de şu ana kadar gördüğüm en etkileyici şehirlerden birinde son gecem olması dolayısıyla buruk hissediyorum. Ganj’ın öyle bir etkisi var ki, etrafındaki her şeyi büyülü bir hale dönüştürüyor. Soruyorum kendime acaba bir nehrin bu kadar günahı, bu kadar ölüyü, bu kadar sırrı kaldırabilmesinin imkanı var mı?

24 Ocak 2013, Perşembe.

DSC02052

DSC02047

 

 

DSC02054

DSC02056

Varanasi’nin sokakları.

DSC02063

Lassi hazırlanırken.

Uyandığımda öğlen olmuş bile! Odanın karanlığından ve yorgunluktan güneşin doğduğunun farkına varamıyorum. Sonrasında kendimi yine Varanasi labirentlerinde buluyorum. Yürüyeceğim mesafe on metre bile olsa, sürekli kaybolup aynı yere çıkmayı başardığım için saatler alıyor. Bir de kendi çapımda yürürken “Gördüğün bu dükkanı hatırla!” diyorum yol işareti olarak; yemin ederim yirmi metre sonra aynı dükkan karşıma tekrar çıkıyor. Aynı yazılarla. Dükkanın içinde de aynı amca oturuyor! Nasıl oluyor da her yer birbirine bu kadar benziyor, nasıl oluyor da her sokak kendini bu kadar tekrar edebiliyor çok anlayamasam da içten içe kaybolmak çok hoşuma gidiyor. Her kayboluşun bir kendini buluşu oluyor çünkü. Güzel bir kahvaltı sonrasında ilk iş olarak kendime Nepal’e bir otobüs bileti ayarlıyorum. Ertesi güne bilet kalmadığı için cumartesi sabahı 08:30’da kalkacak, Nepal sınırında bir gün konaklamalı olacak şekilde Paul Travels’den biletimi 1000 RS karşılığında alıyorum. Sonrasında kendime yün bir battaniye / şal alıyorum; çünkü kuzeye gittikçe gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkı 20 dereceleri buluyor ve ben bu duruma çok alışık olmadığım için geceleri üşüyerek uyanıyorum.

Şehrin neredeyse her yerinde büyüklü küçüklü tapınaklar yer alıyor; ama bunların en ünlüsü çevresindeki askerlerden de kolayca ayırt edilebilen Vishwanath Tapınağı. Bu tapınak özellikle kubbesinde yer alan 800 kilo altın kaplama ile meşhur olmuş durumda. Biraz da bununla bağlantılı olarak tapınağın bulunduğu bölgeye girerken yanınızda pasaport ve paranızdan başka hiçbir şeye izin verilmiyor. Eşyalarınızı tapınak etrafındaki dükkanların dolaplarına kilitlemek durumunda kalıyorsunuz. Tapınağın yer aldığı sıkışık sokaklara yoğun güvenlik kontrolünden geçip girdiğinizde de Hindu olmadığınız için tapınağın içerisine girmenize izin verilmiyor. Uzaktan tapınağın parıldayan kubbesini ve ibadet eden Hinduları izleyebiliyorsunuz.

Günümün geri kalanı Varanasi labirentlerinde bir aşağı bir yukarı, hop aynı yer, bir yukarı bir aşağı, hop aynı yer mantığı ile geçiyor. Ganj Nehri kıyısında insanları izlemek, Varanasi sokaklarında ölü bedenleri taşıyan insan kalabalığına denk düşmek, yolu kapayan öküzleri bir Hintli gelsin de çeksin diye beklemek, sessiz sedasız arkadan gelip bir anda kornayı çalan motosikletlilere alışmaya çalışmak, sürekli muhabbet etmeye çalışan Hint erkekleri ile kovalamaca oynamak, bir anda dükkanlarından fırlayıp ayağınıza doğru çiğnedikleri tütünleri tüküren satıcıların atışlarının hedefi olmamak günlük maceralarımı oluşturuyor. Hava kararınca bu sefer ilk şoku atlatmış şekilde Manikarnika Ghat’da ölü yakma törenlerini tekrar izliyorum. Yanan ölü bedenlerden daha tatsız olan, Hintli bir erkeğin gelip açık açık sözleriyle beni taciz etmesi oluyor. Çok fazla ortalıkta dolanmak istemediğimden otelime geri dönüyorum.

23 Ocak 2013, Çarşamba.

DSC01964

Büyülü Ganj Nehri.

DSC02000

DSC02033

Her gece Ganj Nehri kenarında düzenlenen “ganga aarti” töreninden manzaralar.

DSC02028

Nehre sunulmak üzere hazırlanan çiçekler ve mumlar.

DSC02039

Gece ve pus ghat’lara yansırken.

DSC02042

Manikarnika Ghat’da ölü bedenler yakılırken.

Bir önceki gün otel lobisinde muhabbet ettiğim Güney Korelilerin bahsettiği, Güney Kore’de 450 km’yi iki saatte giden trenlerine inat, bizim tren 450 km’yi 14 saatte tamamlıyor. Varanasi’ye vardığımızda ben ve kompartıman arkadaşım Güney Koreli Meekyeong bir adet cycle rickshaw’a atlayıp kişi başı 20 RS’ye şehrin eski bölgesine gidiyoruz. Şu ana kadar Hindistan’da gördüğüm en kötü trafiklerden bir tanesi Varanasi’nin kirli sokaklarını işgal ediyor. Eski şehre varınca ayrılıyoruz ve otel arama maratonu başlıyor.

3-4 otele baktıktan, komisyoncuları ve yol göstericileri başımdan salmak için kıran kırana mücadele verdikten sonra, ölülerin yakıldığı Manikarnika Ghat’a çok yakın olan Mirisha Guesthouse’da temiz bir oda ayarlıyorum kendime. Eşyaları bıraktıktan sonra da Varanasi’nin sokaklarında buluyorum kendimi. Gördüğüm şehir beni o kadar heyecanlandırıyor ki, kısacık sürede Hindistan’da gezdiğim ve gördüğüm en favori şehrim olmayı başarıyor. Daracık rengarenk sokakların size sunacakları, bekleyeceğinizin ve hayal edebileceğinizin çok daha ötesinde. Birbiri içine geçen labirentleri andıran ve ne kadar uğraşırsanız uğraşın yol bulmanızın imkansız olduğu; ama eninde sonunda aynı yerlere çıkacağınız kalabalık sokaklar; satıcılarla, muhabbet edenlerle, masala çay satıcılarının tezgahları ile, motosikletlilerle, köpeklerle, keçilerle, yolları bazen tıkayan inek ve öküzlerle dolu. Bu daracık sokaklarda kaybola kaybola bir iki saat dolanıyorum, sonunda Ganj Nehri’nin kıyısına inip birbiri ardına sıralanan ghat’ları teker teker yürüyerek geçiyorum. Ganj Nehri’ne inen basamaklara “ghat” deniyor ve büyüklü küçüklü her ghat’da farklı bir atraksiyon var. Bu ghat’lar arasında sadece iki tanesinde ölülerin yakımı aktif olarak devam ediyor. Bunlardan bir tanesi benim konakladığım yerin yanındaki Manikarnika Ghat, bir diğeri de daha güneyde yer alan Harishchandra Ghat. Özellikle Manikarnika Ghat, bir Hindu’nun vücudunun yakılabileceği en kutsal yer olarak kabul ediliyor. Bu nedenle çoğu Hindu, Hinduizm’in yedi kutsal şehrinden biri olan Varanasi’ye ölmeye ve yakılmaya geliyor; çünkü burada ölmek aynı zamanda ölüm ve doğum döngüsünden çıkmak anlamına geliyor. Bölge yoğun bir is ve birbiri ardına dizilmiş odunlar ile çok kolay ayırt edilebiliyor. Nehir kenarına dizilmiş ölü vücutlar, Ganj Nehri’nde yıkanmadan sonra yakılmak üzere turuncu, pembe ve sarı parlak kumaşlara sarılı halde bekletiliyorlar.

Ganj büyülü gibi duruyor. Hafif bir isin kapladığı nehir, botlara, balıkçılara, evlenenlere, yıkananlara, çamaşırlarını yıkayanlara, ibadet edenlere, yoga yapanlara, nehre ikramlarını sunanlara kadar birçok insana büyüsünü sunuyor. Ghat’lar arasında yürüdükten sonra tekrar labirent sokaklara dalıp bir şeyler yemek üzere ünlü Brown Bread Bakery’ye gidiyorum. Bu restoran, “Learn for Life” isimli bir derneğe ait. Buradan kazanılan paralar, bu derneğe bağış olarak aktarılıp sosyal projelerde harcandığı için ayrıca daha da bir anlamlı. Daha sonraki durağım ise Hindistan’daki en iyi lassi’yi yaptığı söylenen Blue Lassi oluyor. Burası ününün hakkını da veriyor. Küçücük ve masmavi bu kutucuk yabancı turistlerle, duvarları da turistlerin referansları ile kaynıyor. İstediğim elmalı lassi, Jaipur’dakine benzer şekilde tek kullanımlık toprak kaplar içinde sunuluyor. Farklı olarak burada yoğurtlu bu içeceğin içine meyve parçaları da karıştırılıyor. Bu küçük mekanda, sokağa bakan tahta sıralarda otururken, her on dakikada bir kapının önünden rengarenk parlak kumaşlara sarılmış ölü bedenler, bir grup tarafından dualar eşliğinde bambu sopalar üzerinde Ganj Nehri’ne doğru taşınıyor. Hayatın içerisinde ölümün bu kadar yer alıyor olması ve bunun bu kadar doğal bir şekilde karşılanıyor olması bende şaşkınlık uyandırıyor.

Mutlu ve mesut, karnım doymuş bir şekilde Ganj Nehri’ne, Dasaswamedh Ghat’de düzenlenecek ve saat 19:00’da başlayacak “ganga aarti” gösterisini izlemek için dönüyorum. Bu tören her gün aynı saatte dans, müzik ve ateş gösterileri ile tekrarlanıyor. Yarım saat kadar süren danslar ve çeşitli ritüel hareketler sonrasında, grubu izleyen halk, dualar eşliğinde nehre ikramları olan çiçeklerini bırakıyorlar. Ganj Nehri’ni dolduran müzik, bir ağızdan okunan dualar, rengarenk çiçekler ve kumaşlar sonrasında her şeyin daha karanlık olduğu Manikarnika Ghat’a ilerliyorum. Yanı başında konaklamama rağmen ölü yakma törenleri ile ilk defa karşı karşıya geliyorum. Karanlığa rağmen, yoğun ve tatsız bir is her tarafı sarmalıyor. Merdivenlere ve nehir kenarına dizilmiş ölü bedenler yakılmayı bekliyor. Sürekli odunlar taşınıyor ateşleri güçlendirmek için. Ateşlerin arasında çeşitli vücut parçalarını seçebiliyorsunuz. Benim için ifade edemeyeceğim kadar garip bir etkisi oluyor bu manzaranın. Merakıma rağmen, rahatsız edici; kutsallığına rağmen, moral bozucu. Anlamlandıramadığım bir şekilde kötü hissederek odama geri dönüyorum. Günler sonunda sessiz ve kesintisiz bir uykuyu rahat bir yatakta yatacak olmak bile beni neşelendirmeye yetmiyor.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s