Khajuraho, Hindistan.

Standard

22 Ocak 2013, Salı.

 

DSC01880

DSC01862

DSC01822

_MG_3189

_MG_3195

_MG_3268

_MG_3170

_MG_3282

Tapınak işlemelerinden detaylar.

DSC01880

IMG_3143

DSC01924

Batı tapınakları bölgesinden manzaralar.

IMG_1907

Hint erkeklerinin erotik işlemelerle imtihanı.

DSC01840

DSC01811

Khajuraho “old village” yani eski kasabadan kesitler.

DSC01845

Halkın umumi tuvaleti: Hindistan, küçük tapınaklara karşı.

IMG_1873

Ganimetlerimin postalanmaya hazırlanmasını beklerken, terzi iş başında.

Sabah gecenin tüm uykusuzluğuna rağmen 07:00’de, uykumu alamamış ve yorgun uyanıyorum. Amacım ilk olarak şehir merkezine yakın otobüs istasyonuna gidip buradaki tren bileti gişesinden Varanasi için bilet alternatiflerini soruşturmak; sonrasında da istasyonun hemen karşısındaki postaneden Hindistan ve Sri Lanka ganimetlerimi eve göndermek.

Otelden dışarı adımımı attığımda dün gece iki cümle kurduğum herkes sokakta pusuya yatmış beni bekliyor gibi davranıyor. Şehrin küçük olmasının en kötü tarafı başınızdan kimseyi savamayışınız. Bir kişiye görünmeden kaçtım diye sevinirken, öbür köşeden diğer bir kişi sırıtarak karşınıza çıkabiliyor. Motosikletle gezme teklifleri yenileniyor, ben artık yalan söyleme konusunda yeni teknikler geliştirmeye başlıyorum, derken otobüs istasyonuna varıyorum. Öğrendiğime göre Khajuraho’dan Varanasi’ye otobüs yok; tek alternatifim tren. Bundelkhand Express’i de haftanın sadece üç günü var: Salı, Cuma ve Pazar. Cuma gününe kadar bu şehirde bekleme fikri tüylerimi diken diken ettiğinden hemen aynı gece için bilet arayışlarına girişiyorum. Tren bileti gişesindeki amcam, sadece bana özel “sleeper” sınıfında (sleeper sınıfı şu ana kadar yolculuk yapmadığım bir sınıf, 72 kişilik vagonlarda, alt alta dizilmiş üçerli ranzalardan oluşuyor) yer bulabileceğini söylüyor ve buluyor da. Tabi ki Hindistan’daki her şey gibi bu da karşılıksız değil. “Ben seni mutlu ettim, şimdi sen de beni mutlu et.” diyor amcam. Bilet ücretinden daha yüksek bir miktarı rüşveti de içerecek şekilde verip tren biletimi alıyorum. Buradan sonra postaneye gidiyorum, postane kapalı. Ben de önce otele dönüp odayı boşaltıyorum. Şehrin güneyine ve doğusuna yayılmış tapınakları daha rahat gezebilmek için otel aracılığıyla bir bisiklet kiralıyorum. Eski ve paslanmaya yüz tutmuş, sert ve rahatsız selesi ile bordo bisikletimle birkaç denemeden sonra düz yola çıkmayı başarıyorum. Trafiğin akış yönüne alışmaya çalışarak yola koyuluyorum.

Postane bu sırada açılmış. İçerideki görevliler bana çok yardımcı oluyorlar. Benim parça pinçik alakasız hediyelik eşyalarımı paketleyebilmem ve Hint posta standartlarına getirebilmem için öncesinde bir terzi bulmam gerekiyor. Jaipur’da bu paketleme işini postanenin içinde görevli terziler yapıyordu, daha küçük postaneler bu durumlarda, Khajuraho’da olduğu gibi, sizi yerel terzilere yönlendiriyorlar. Postaneden bir görevli benimle beraber otobüs istasyonunun yakınlarındaki terzinin küçük dükkanına eşlik ediyor; fakat terzi henüz dükkanı açmamış. Biz de kenardaki çay yapan başka bir amcanın yanına oturuyoruz. O sırada terzi aranıyor, on beş dakikaya gelme sözü alınıyor. Benim de yapacak bir işim yok, Bollywood filmi izleyen güruha katılıyorum. Filmde kadın adamı öptüğünde bir anda ortam değişiyor, yeşillik bir alana ışınlanıp kadınlar ve erkekler gruplar halinde dans ederek şarkılar söylemeye başlıyorlar. Benim ilgili izleyişim, çevremdekilerin de hoşuna gidiyor ki herkes filmle ilgili yorumlarını anlatıyor bana.

Terzi geldiğinde paketleme için hummalı bir süreç de başlıyor. En başta eşyalarımı güzelce bir çantaya yerleştiriyoruz, çantayı bir kutuya aktarıyoruz. Sonrasında terzi küçük küçük beyaz kumaş parçalarını birbirine ekleyerek bu kutuyu kaplayacak bir kumaş zarf dikiyor. Yarım saat sonra kutum gönderilmeye hazır. Posta ofisine dönüp resmi işlemleri hallettikten sonra ben de batıda yer alan tapınakların yolunu tutuyorum.

Khajuraho’nun tapınakları şehrin üç bölümüne yayılmış durumda: doğu, güney ve batı. Doğu ve güneydeki tapınakları ücretsiz olarak ziyaret edebiliyorsunuz; fakat batı bölgesi, tapınakların en yoğun bir arada yer aldığı bölge olduğu için, tapınaklar da çok iyi bir şekilde korunmuş olarak burada sergilendiği için girerken 250 RS ödemeniz gerekiyor. Doğu bölgesinde üç adet tapınak yer alıyor, bunlar aynı zamanda Jain Tapınakları olarak da anılıyor. İşlemeleri ile Hindu tapınaklarının en güzel örnekleri sayılıyor bu şehirdeki tapınaklar. İşin ilginç tarafı ben bu tapınakları gezerken, kırk günün sonunda ilk defa başka Türkler ile rastlaşıyorum, İstanbullu bir karı koca. İki haftalığına Hindistan’a gelmişler. Biraz muhabbetten sonra ben bisikletime atlayıp güneydeki tapınakları gezmek için ilerliyorum. Bu sırada köylerin ve boydan boya uzanan çiçek tarlalarının arasından bisikletle geçiyorum. Köylerdeki evlerin Jodhpur’u andıran mavi boyalı duvarları ve rengarenk manzaraları adeta görsel şölen sunuyor. Her rastlaştığım çocuk ise “Hello, rupee” diye arkamdan bağırıyor. Nasıl olsa yabancı olmak demek, Hintlilerin gözünde çoğu zaman para anlamına geliyor. Güneş etkisini biraz azalttıktan sonra da batı tapınaklarına geçyorum. Bir sesli rehber alıp tapınakların içerisinde kendimi kaybediyorum.

Khajuraho’da yer alan bu tapınakların bu kadar ünlü olmalarında muazzam mimari yapılarından ve heykelcilik düzeylerinden öte, işlemelerde seks sahnelerinin yer almasının da çok büyük bir payı var. Bu kutsal tapınaklarda, bu seks sahnelerinin neden işlendiği konusu ise hala tartışmalı. Bazıları bunun kötülüklerden korunmak için olduğunu söylerken, bazıları da bu sahnelerin daha derin ve ruhani anlamlar taşıdığına, nirvanayı temsil ettiğine inanıyor. Bu sahneler bütün tapınaklarda mimari kesişim noktalarına işlenmiş durumda, bu yüzden metafiziki bir anlamı olduğuna da inanılıyor. Çeşitli elastik pozisyonların sergilendiği grup seks sahnelerinden tutun da, birbirleri ile flörtleşen sevgililere kadar neler yok ki. Sadece seks içerikli işlemeler de değil, kutsal peri kızlarının bin bir güzellikteki sahneleri de bu işlemelerde yer alıyor. İç çamaşırlarını giyerken, aynalara bakarken, top atarken, kollarında seks sonrası tırnak izlerini sergilerken, ayaklarındaki dikenleri çıkarırken, çeşitli müzik enstrümanlarını çalarken… Tapınak işlemecilerinin espritüel yanları da arada sırada kendisini gösteriyor. Örneğin, Lakshman Tapınağı’nda alt sıralarda yan yana dizilmiş filler yer alıyor, bu fillerin hepsi size dönük bakıyorlar; fakat tapınağın iç köşelerine doğru bu fillerden biri sola dönmüş hemen yanında sevişen çifti izliyor şekilde resmedilmiş. Gün batmaya yakınken tapınaklar bölgesinden çıkıyorum, manzarası ile meşhur Blue Sky Cafe’nin sonradan eklemeli ağaç katına oturup gün batımında tapınakların renginin değişmesini izliyorum.

Sonrasında otele dönüp tren saatime kadar otelde beklemeye karar veriyorum. O sırada oteldeki Güney Korelilerle muhabbete başlıyoruz. O kadar kalabalıklar ki. Her gelenle biraz muhabbetten sonra 11’deki trenim için istasyonun yolunu tutuyorum. Tren istasyonunun bekleme salonunda çekik gözlü olmayan bir ben varım. Trenimiz bir saat rötarla geliyor. Bindiğimiz trenin elektrikleri kesik, heyecanlı bir yer bulma macerasından sonra fark ediyoruz ki bütün vagon sadece turistlere ayrılmış. Bu turistlerin yüzde doksanını da Güney Koreliler oluşturuyor. Güney Koreliler yolculuk işinde de uzmanlar, son derece profesyonel ve kolay taşınabilen yolculuk eşyası adına ne varsa, hepsi onlarda. Küçücük çantalarından kocaman uyku tulumları çıkıyor, sarılıp uyuyorlar. Ben de o arada artık çantamdan beni sıcak tutabilecek ne varsa bulup kendimi sarıp sarmalıyorum. Bölük pörçük bir uyku da beraberinde geliyor.

21 Ocak 2013, Pazartesi.

Havaalanının içerisinde uyumanın avantajlarından biri: ilk defa bir uçağı kaçırma korkusu olmadan uyanıyorum, uyandıktan on dakika sonra biniş kartlarım da elimde. Chennai’den Khajuraho’ya uçuşum aktarmalarla dolu, ilk duraksa Delhi. İki buçuk saatlik konforlu bir yolculuktan sonra Delhi’ye varıyorum ve üç saat sonraki uçuşumu beklemeye koyuluyorum. Delhi havaalanı son derece modern ve benim Hindistan’da görmediğim bütün turistler şık kıyafetleri ile burada toplanmış durumdalar. İnsanları gördükçe bir ayı geçkin süreden sonra ilk defa birbirleri ile hiç alakası olmayan ütüsüz ve eski kıyafetlerimi sorguluyorum.

Delhi’den bineceğim Khajuraho uçuşunun iki yerde durması bekleniyor. Durmaktan neyin kast edildiğini çok da algılayamıyorum ben en başta. Uçağım iki saat rötarla kalkıyor. İlk olarak Agra’da durup yolcu indirip yeni yolcuları aldıktan sonra ben de durumu anlıyorum. Sonraki durağımız ise Varanasi oluyor. Aynı uygulama burada da kendisini gösteriyor. Dolmuş misali, uçakla şehirlere uğrayıp yolcu indirip alıyoruz. Son durağımız Khajuraho’ya vardığımızda ben artık sonsuz inip kalkmalardan yorgun, bacaklarım hareketsizlikten uyuşmuş, kulaklarım basınçtan şaşkın; havaalanından şehre gitmenin bir yolunu araştırıyorum. Hava kararmış olduğu için, havaalanı da şehir merkezinden epeyce uzakta olduğu için, kapıda bekleyen polis görevlisi çok alternatifim olmadığını ve taksi ile 200 RS ödeyerek şehre gidebileceğimi söylüyor. Sonradan fark ediyorum ki havaalanı bölgesinden dışarıya doğru biraz yürüdüğünüzde burada alternatifleriniz daha çok artıyor. Ben taksi şoförlerinden birisiyle anlaşıyorum, eğer taksiye havaalanının dışından binersem sabit ücretin yarısını, yani 100 RS’yi ödeyebileceğimi söylüyor, kabul ediyorum. Khajuraho’nun tek ve kısacık bir sokaktan oluşan küçücük şehir merkezine geldiğimde de yoğun bir erkek ilgisiyle karşılaşıyoru. Zaten ortalıkta tek bir adet bile kadın yok. Artık kendi kendime yabani olmama kararı almış olan ben, kimseyi terslemeden biraz da beni getiren şoförün yardımıyla, Zen Otel’de geceliği 400 RS ‘ye konaklamayı kabul ediyorum. Üstüne çirkeflik yapıp wi-fi kullanımını da bedavaya getiriyorum.

Odaya eşyalarımı bıraktıktan sonra bir şeyler yemeye çıkıyorum. Yolda iki üç kişi muhabbet etmeye çalışıyor, her muhabbet ettiğim insan sonraki gün motosikleti ile şehrin doğu ve güneyinde yer alan tapınaklarını gezdirmeyi öneriyor. Konuşmaya çalışan erkeklerin tavırları Hindistan’ın diğer bölgelerinden görmediğim kadar rahatsız edici. Bu yüzden yemekten sonra, Lassi Corner’da muzlu lassi’mi içip erkenden otele çekiliyorum. Bir süredir adam gibi bir uyku uyuyamamış olan ben, otel odasına girdiğimde bangır bangır gelen gürültülü müziğin kaynağını anlayamıyorum. Çıkıp baktığımda da yüksek duvarların arkasında bir yerlerde bir şeylerin kutlandığı anlaşılıyor. Kötü batı disko müziği ve araya karışan Hint ezgileri eşliğinde müzik son ses gece 03:00’e kadar sürüyor. Sonraki gün öğrendiğime göre bir düğün kutlamasıymış. Uykusuz gece sabaha karışıyor.

Reklamlar

2 responses »

  1. Geziniz harika tek kelimeyle…Aynı tarihlerde bizde Hindistan’daydık 15 günlük gezimizde çok istememe rağmen Khajuraho ‘yu gezemedik , Birçok kişi tapınaklardaki heykelciklerin dürbünlerle veye büyük mercekli fotoğraf makinalarla gözlemlendiğini gözle görülmeyecek kadar uzak olduklarını belirtti.. bu gerçekmi ? gidip görmeye değermi sizce…

    • Nihat Bey Merhabalar,

      Çok teşekkür ederim mesajınız için. Bölgedeki tapınaklardaki kabartmaları çok rahatlıkla görebiliyorsunuz. Herhangi bir objeye ihtiyaç duymadan çıplak gözle baktığınızda da tüm detayları seçebiliyorsunuz. O yüzden duyduklarınıza kulak asmamanızı öneririm. Hindistan’da o kadar çok görülecek gezilecek yer var ki, her birine vakit yetmiyor. 🙂 Ama Khajuraho’yu mutlaka tavsiye ediyorum.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s