Mirissa, Sri Lanka.

Standard

16 Ocak 2013, Çarşamba.

IMG_1677

Galle’de balıkçıların eylemi.

DSC01678

DSC01685

DSC01687

Galle’den manzaralar.

Sabah uyandığımda kendimi çok daha iyi hissediyorum. Halsizlik devam etse de, en azından keyfim yerinde. Otelde kahvaltımı yaptıktan sonra, sahil kıyısında görmek istediğim küçük kasabaları ziyaret etmeye karar veriyorum. İlk durağım Galle oluyor. Galle, güneyin en görülmeye değer kasabalarından bir tanesi. Okyanus kıyısına 17. yüzyılda Hollandalılar tarafından kurulmuş kalesi, bugün son derece turistik bir merkez haline gelmiş. Kale duvarları, içerisinde barındırdığı koloni dönemi Avrupa stili mimarisi, kiliseleri, tapınakları, hükümet binaları, daracık sokakları, butik otelleri, şık restoran ve cafe’leri, turistlere yönelik hediyelik eşya dükkanları ile Sri Lanka’nın güney sahilindeki diğer balıkçı kasabalarından ayrılıyor.

Sonraki durağım sörfçülerin meşhur plajı Unawatuna oluyor. Unawatuna’yı görünce, Mirissa plajını seçmekle ne kadar da doğru bir karar verdiğimi bir kez daha anlıyorum. Bölgeye girdiğiniz anda bina kalabalığı da başlıyor. Yüksek binalar deniz kokusuna ulaşmayı iyice engellerken, sahil şeridine dizilmiş otellerin duvarları kasabanın içerisinden geçerken bile denizi görmenizi engelliyor. Plaj ise kalabalık. 2004 yılında Tsunami sonrasında yıkılan bu plaj, daha sonrasında yeniden inşa edilmiş; fakat ne yazık ki bu yeniden inşa süreci sırasında planlamalara çok da kulak asılmamış. Çoğu otel ve restoran denize daha yakın olabilmek adına bu planları yok saymış.

Unawatuna’da çok durmuyorum, bir sonraki sahil kasabası Koggala’nın çubuk üzerinde balık tutan balıkçılarını görmek için bu kasabaya ilerliyorum. Denizin yükseldiği zamanlarda, çubuklarının üzerine çıkan balıkçılardan çok fazla yok, sadece iki balıkçıya denk geliyorum. Onlar da zaten kendi aralarında muhabbete dalmış durumdalar.

Mirissa’ya dönüp kendimi okyanusun sularına bırakmadan önce son durak olarak Weligama’da duruyorum. Weligama, Mirissa’ya on beş dakika uzaklıkta küçük bir balıkçı kasabası. Genelde sörfe yeni başlayanların tercih ettiği bir kasaba olmasına rağmen, burada turistlere yönelik çok bir açılım yapılmamış. Kumsalında turistlerden öte, balıkçı kayıklarını görmeniz daha olası. Bu küçük kasabayı benim için özel yapansa kumsalından on – on beş metre uzaktaki küçük Taprobane adası. Bu adaya deniz seviyesi düşük olduğunda yürünebiliyor. Uzaktan bakıldığında denizin ortasına kondurulmuş palmiye ağacı yumağı gibi gözüken bu küçük adacık, en sevdiğim kitabın yazarı Paul Bowles’a da bir dönem ev sahipliği yapmış. Kendisi, 1950’lerde “The Spider’s House” isimli kitabını burada yazmış.

Otele eşyalarımı bırakmak için dönerken yolda Peter ile karşılaşıyorum. Kumsalda buluşmak üzere sözleşiyoruz. Ben kumsalda kitabıma dalmışken Peter uzaktan gülümseyerek geliyor. Sonrasında da gün batana kadar muhabbet ediyoruz. Peter, yirmi yıla yakındır Asya’ya düzenli olarak seyahat ettiği için bu konuda çok deneyimli. Bana başından geçenleri anlatıyor bu süreç içerisinde. Hindistan’a ilk yolculuk yaptığı 1994’ten bu yana değişenlerden bahsediyor. Akşam yemeğinden sonra, o oteline, ben kendi otelime çekiliyorum. Biraz Coupling bölümleri ile kendimi oyalayıp ertesi gün için çantamı hazırlıyorum.

15 Ocak 2013, Salı.

IMG_1633

IMG_1635

IMG_1639

IMG_1645

IMG_1682

IMG_1693

Mirissa’nın sonsuz kumsalları ve tertemiz denizi.

DSC01676

Balina ve yunus izlemek için kullanılan teknelerin yer aldığı limandan.

Bu sefer sabah 06:30’da beni mavi balinaları izlemeye götürecek turun ofisinde bekliyorum. Bir rickshaw beni ve Fransız çifti teknelerin kalktığı limana bırakıyor. Bir önceki günden bünyesi yorgun ben, tekneye biner binmez işlerin renginin çok da istediğim gibi gitmeyeceğini hissediyorum. Lakin 2-3 saat süreceğini umduğumuz balina turu, bizim tam tamına beş saat mavi balina aramamız, toplamda on dakika ucundan iki küçük mavi balina ve bir yunus görmemiz ve iki saatte geri dönmemiz şeklinde son buluyor. İşin kötü tarafı teknenin beş saatlik balina arama maratonu boyunca dalgalarla mücadelesi, benim midemin alt üst olmasına yetiyor. Teknedekilerin ikram ettikleri şekerli çaylar da bu durumu fenalaştırıyor. Sonuç olarak ben neredeyse bütün yedi saatlik turu baygın vaziyette sıralardan birinde uyuyarak geçiriyorum. Herkes benim halime acıyan gözlerle bakarken, benim ayakta duracak gücüm yok.

Öğleden sonra karaya tekrar vardığımızda, biraz daha kendime geliyorum. Avusturyalı Peter ile beraber limandan şehir merkezine yürüyoruz, ben de enerjimi tekrar toplayabilmek için odaya gidip direk uyuyorum. Uzunca bir uykudan sonra gün batımı için sahile iniyorum. Serin su bedenime iyi geliyor; ama halsizlik baki. Hava kararınca odaya dönüp güzel bir duş sonrasında, odada eski Coupling bölümlerini izliyorum. Ertesi gün de aynı otelde kalıp tempoyu biraz daha yavaştan almaya karar veriyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s