Madurai, Hindistan.

Standard

8 Ocak 2013, Salı.

DSC01102

DSC01099

DSC01161

DSC01102

Meenakshi Amman Tapınağı’nın muazzam işlemeleri.

 

DSC01127

DSC01137

DSC01149

DSC01132

Hindu olmayanlar belirli bir ücret karşılığında sadece tapınağın belirli kısımlarını gezebiliyorlar.

Sabah 6’da Madurai’ye varıyoruz. Varışımız o kadar ani oluyor ki henüz kimse vardığımızı anlayamamış, neredeyiz diye birbirine soruyor. Şehir capcanlı olmasına rağmen, hava hala karanlık. Gün henüz ağarmamışken bir yerlere varmak beni huzursuz ediyor. Sarah’nın aynı gece Pondicherry’ye otobüs bileti var, bileti aldığı firmayı bulup bavullarımızı oraya bırakıyoruz. Biraz orada güneşin kendisini göstermesini bekledikten sonra şehir merkezine inip güzel bir hindu kahvaltısı yaptıktan sonra meşhur Meenakshi Amman Tapınağı’na giriyoruz. Güney Hindistan’ın en önemli tapınaklarından biri sayılan bu tapınak, Hindistan’ın en eski şehirlerinden biri olan Madurai’nin (2500 senelik) merkezinde çok geniş bir alanı kaplıyor. Şehir merkezinden uzaktayken bile tapınağın rengarenk heykel işlemeleri ile dolu kulelerini görebiliyorsunuz. En büyüğü güneydeki 52 metrelik kule olmak üzere toplamda 14 kule tapınağı, Hindu mitolojisinden tanrı, şeytan, hayvan ve kahraman figürleri ile çevreliyor. Günde yaklaşık 15000 ziyaretçi aldığı tahmin edilen tapınağın belli kısımlarına giremiyorsunuz; ama gördüğümüz kadarı bile bizi tatmin etmeye yetiyor. Her yerde ibadet eden Hindular, rengarenk duvar ve tavan süslemeleri, heykeller var. İyi ki diyorum, bu şehri atlamamışım. Bir süre daha tapınakta dolandıktan sonra Sarah’yla vedalaşıp bavulumu almaya gidiyorum. Havaalanı şehir merkezinden sadece on kilometre uzakta; ama kaç saat süreceğini kestiremediğim için önceden gitmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Colombo, Sri Lanka’ya olan uçağım saat 12:45’te. Yerel bir otobüse atlayıp havaalanına yakın bir yerde iniyorum, yolun geri kalanı içinse bir rickshaw kiralıyorum.

Havaalanı geniş ve modern. Değişik bir prosedürleri var, bizde tıkır tıkır işleyen sistemin aksine her adımınızdan önce size anons yapmalarını beklemek zorundasınız. Check-in için anons, sonra pasaport kontrolü için anons, sonra güvenlik kontrolü için anons, sonra uçağın bekleme salonuna gitmek için anons…  Ben gümrük kontrolünden sonra Hindistan’a bir sonraki girişimde bir problem olmayacağını teyit ediyorum. Vize prosedürleri daha yeni değiştiği için kapıda kalma ihtimali canımı sıkıyor doğrusu. Bir problem olmayacağını söylüyorlar.

Bu arada Kanadalı Sam ile tanışıyorum, her bekleme süresinde birbirimize denk düşüp muhabbet ediyoruz. O da Hindistan’da iki aydan sonra, Sri Lanka’ya dinlenmek ve sörf yapmak için gidiyormuş. Uçağımız çok küçük ve pırpırlı. Colombo uçuşu sadece 50 dakika sürüyor. İndiğimizde ben canım Murat’ın iki hafta önce aynı havaalanına benim için bıraktığı rehber kitabı almaya uğraşıyorum. İlgili kişi olmasa da, şansıma kitap masanın üzerinde duruyor. Onu aldıktan sonra kapıda vize başvurumu yapıyorum. Daha doğrusu sadece tek sayfalık bir form dolduruyorum ve 35 dolar ödüyorum (geçen seneden bu yana fiyatlar artmış, dilerseniz başvurunuzu internet üzerinden de yapabiliyorsunuz). Sonra şehir merkezine gitmek için yola koyuluyoruz Sam ile. Havaalanının dışından direk otobüsler kalkıyor. Colombo havaalanı aslında Colombo’da değil; ama Colombo’ya 30 km uzakta olan Katunayake’de. Ve tahmin edeceğiniz üzere bu Katunayake ve Colombo arasındaki bu 30 km’lik yol, iki saat sürüyor. Sam, Colombo’da durmadan direk güneye Hikkaduwa’ya gitmeyi istiyor; ben de aynı şekilde Colombo’da vakit geçirmeden gideceğim en kuzey şehre yani Anuradhapura’ya gitmek istiyorum. Her şey tıkır tıkır işliyor. Klimalı otobüsümüz bizi şehir merkezinde bırakıyor. Ben Anuradhapura’ya gidecek ilk otobüse atlıyorum. Tabi nereden bilebilirim, 200 km’lik yolu yedi saatte gideceğimizi. Yol o kadar sancılı ki. İki buçuk kişilik koltukta üç kişi oturduğumuza mı, sürekli ani frenlerle öne fırladığıma mı, yoksa on santimetre beni zıplatan çukurlara mı şaşırayım bilemiyorum. Muhtemelen günün son otobüsüne bindiğim için otobüs balık istifi gibi. En başta, yok şuna kolum değmesin, buna bacağım çarpmasın derken, üçüncü duraktan sonra kaç kişi ile nasıl temas halindeydim sayamıyorum. Yolun yarısından sonra bir de fırtına çıkıyor, birçok yol yağmurdan kapanmış. Belli yerlerde de yol çalışmaları var. Yolum uzadıkça uzuyor.

Sonuç olarak gece yarısına doğru elli kere rehbere baksam da ismini ezberleyemediğim Anuradhapura’ya geliyorum. Bir rickshaw’cı ile anlaşıp rehberde belirtilen otellere gidiyorum sırayla. Çok fazla otel alternatifi yok, üstelik olanlar da çok pahalı. Benim gitmek istediklerimin hepsi dolmuş. Son şansım diyerek gittiğim yerde bir odalarının boş olduğunu öğreniyorum ve hemen yerleşmeye karar veriyorum. Oda çok eski ve nemli. Üstelik banyonun kapısını açar açmaz güzel bir duş almayı beklerken, kocaman bir hamamböceği beni karşılıyor. Bu sefer resepsiyondaki aslan amcam da yok. Ben de panik odası taktiği uygulamaya karar veriyorum. Banyonun ışığını açık bırakıp kapının deliklerine tuvalet kağıdı sıkıştırıp hamamböceğini banyoya kilitliyorum. Ya da kendimi odaya kilitliyorum. Sonra da taş gibi yatakta bölük pörçük bir uykuya gözlerimi kapatıyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s