Goa, Hindistan.

Standard

2 Ocak 2013, Salı.

DSC00821

DSC00817

DSC00816

DSC00814

Palolem plajından manzaralar.

Uykusuz ve uzun bir gece. Bölük pörçük uykudan uyanıyorum. Dışarıdaki banyoya giderken ev sahiplerinin beyaz köpeği ile karşı karşıya geliyorum. Huzursuzluğumu sezmiş olacak ki bana saldırmaya iki adım kadar uzakta. Ev sahibi köpeği sakinleştiriyor. Ben elimi yüzümü yıkayıp kendime geliyorum. Gidip yandaki restoranda klasik kahvaltımı yapıyorum: peynirli omlet ve muzlu lassi. Sahilde oturuyorum biraz. Kum ve okyanus ayaklarımda. Güneş yakıcı. Su serin. Biraz kitap okuyup akşam 11’deki trenim için istasyona erkenden gitmeye karar veriyorum; çünkü yoldayken en sevdiğim şeylerden bir tanesidir istasyonlarda beklemek.

İstasyon Madgaon şehir merkezinden biraz uzakta ve ne yazık ki istasyonda bavul bırakmak için bir yer de bulunmuyor. Bu da her Çarşamba Anjuna Plajı’nda düzenlenen bit pazarına gidemeyeceğim anlamına geliyor. İstasyonun kadınlar için olan bekleme salonuna saat beş gibi, yani trenimden tam altı saat önce gidiyorum. Sevdiğim renkler ve kokular tüm dalgaları ile burada. Rengarenk sarilerine sarınmış, burunlarında hızmaları, ellerinde ayaklarında yüzükleri, kulaklarında küpeleri ve toplanmış saçları ile Hint kadınları. Beni yalnız başıma gören herkes yanıma gelip sohbet etmeye çalışıyor. Bu sırada Heena ve Chandi (kendisinin facebook takma adı Changdi barby imiş) ile tanışıyorum. 20 ve 18 yaşlarında iki genç kız. Makine mühendisliği okuyorlar. Ellerinde Hindistan’ın en çok satan aşk romanı. Heena ile biraz muhabbet ettikten sonra bana bir bilezik hediye ediyor anı olarak. Hintli kadınlardan hediye olarak aldığım bileziklerle Ankara’ya döndüğümde bir bijuteri açarım herhalde bu gidişle.

Tam biraz sakinledim kitabıma döneyim derken Hintli bir çocuk geliyor yanıma, sormayın dostlarım kadınlar bekleme salonunda bu adamın ne işi olduğunu. Hadi diyorum Anıl yabanilik yapma, güzel güzel konuş. Adı Robin. İsmini babasının hayran olduğu ünlü bir Hint kriket oyuncusundan almış. Kendisi Bombay’da bilgisayar mühendisi olarak çalışıyormuş ve Bombaylı gençlerin birçoğu gibi o da yılbaşını kutlamak için Goa plajlarını ve partilerini tercih etmiş. Yine ismim üzerine bir muhabbet başlıyor: Anıl Kangal. Kimse bu ismin bir Türk ismi olduğuna inanmıyor, Hintlilerin çoğu da uydurduğumu düşünüyorlar. Çünkü Anil çok yaygın bir erkek ismi Hindistan’da. (Can’ın yıllar önce bana anlattığı ünlü iktisatçı Anil Kumar’dan tutun da, ünlü Bollywood oyuncusu Anil Kapoor’a kadar) Daha da komiği Kangal da Hintçe de iflas etmiş anlamına geliyor. Yani bu iki ad bir araya geldiğinde bulunmaz dalga malzemesi de tüm sevenlerime çıkmış oluyor. Biraz muhabbetten sonra Robin yanımdan ayrılıyor, ben biraz kitap okuyorum, biraz yeni gelen turistlerle sohbet ediyorum. Sonunda yorgun argın trenim ağır ağır geliyor. Bütün maviliği üzerinde. Bir o başa, bir bu başa yürüyorum vagonumu bulmak için. Bulduğumda ise benim bölmemde dört tane adam oturuyor. Beni görünce ışık görmüş tavşan gibi bana bakıyorlar. Sonradan anlaşılıyor ki bunlar rezervasyonsuz trene binenler. Vagonun sonundaki bölmede olduğum için sadece iki yatak, yani iki kişilik yer var. O yüzden ben de dört kişiyi bir yatakta otururken görünce şaşırıyorum. Bana yardımcı oluyorlar, eşyalarımı yerleştiriyorum ve üst yataktaki yerimi alıyorum. Arada bakıyorum aşağıdakilerin sayısı zamanla azalıyor. En sonunda yere gazete sermiş üzerinde yatan bir amca, alt yatakta yatan başka bir amca ve ben kalıyoruz. Zaten onlar da sabah erkenden önceki duraklarda iniyorlar.

1 Ocak 2013, Salı.

Yeni yılın ilk günü. Ağırdan alınacak günlerden bir tanesi daha. Son üç haftadır o kadar hızlı tempoya alışmış bünyem için, yavaş günler duvara toslama etkisi yapıyor biraz. Hala büyükşehir çocuğuyum ne de olsa. Yola devam ettiğim sürece yorgunluğumu hissetmiyorum; ama durduğumda yorgunluk bütün arkadaşları ile beraber merhaba diyor bana.

Tabi ki tahmin edilen oluyor ve tren bileti için bekleme listesinden çıkamıyorum; fakat bütün günü en azından kendime vakit ayırarak, okyanusa karşı kitap okuyarak geçiriyorum.  Bazen ben istemesem bile zorunlu dinlenme günleri yaratıyor yolun kendisi. Bunları bu şekilde kabul edip bu şekilde üzerine gitmek gerekiyor.

Akşam olunca internet cafe’nin birisinden Ankara’ya geri dönüş yapıyorum. Yeni yılın ilk gününde hayat yine küçük oyunlarını sunuyor ya bana. Aynen yola çıkarayak yaptığı gibi. Şu ana kadar yapmam dediğim ne varsa yapmak zorunda kaldığım için. Büyük laf etmem dediğim ne varsa ettiğim için. Sen misin diyor bir şeylere tutunmaya çalışan, sen misin hayatında her şeyi siyahına beyazına oturtan. Al bakalım bu da benden sana gelsin, zamanla öğreneceksin.

Odaya yürürken sahilden gelen müzik sesleri duyuyorum, bakmak için gittiğimde kalabalıkça bir grup bir şeyler çalıp söylüyor. Gecenin en güzel ilacı yine kendisi oluyor ya, işte bu anlarda anlaşılıyor. Yanlarında müziği dinlerken yıldızlar tepemizde hiç olmadığı kadar berrak. Müzik sesleri dalga seslerine, bir gece daha denize karışıyor.

31 Aralık 2012, Pazartesi.

Yılın son günü. Hani ben çok severim ya anlam yüklemeyi başlangıçlara ve bitişlere. Bugün için de plaj sefasından başka bir şey yapayım diyorum ve Goa’nın merkezi olan Panaji ve eski merkezi olan Old Goa’yı (nam-ı diğer eski Goa) ziyaret etmeye karar veriyorum. Sabah erkenden Madgaon’a gidecek bir otobüse biniyorum, oradan da Panaji’ye gidecek bir otobüse biniyorum, oradan da Eski Goa’ya gidecek bir otobüse biniyorum. Yani sizin anlayacağınız bütün günüm yollarda otobüs maratonları ile geçiyor. Cam kenarında rüzgar tenimi okşarken yerellerin günlük hayatlarına dahil olmuş gibi hissediyorum. Saatlerce akıp giden kasabaları ve hayatları izliyorum. Sonunda Eski Goa’ya vardığımda ise aradan beş saat geçmiş oluyor. Bu küçük kasaba, 15. ve 18. yüzyıllar arasında Portekiz sömürgesi etkisi ile bölgenin başkentliğini yapmış. Portekizlilerin izleri bütün şehir planlamasında kendisini gösteriyor. Aslında genel olarak Goa’da bu havayı sezebiliyorsunuz. Portekiz mimarisinin etkilerine ek olarak, birçok binanın, dükkanın, barın ismi Portekizce kelimelerden oluşuyor ve Hıristiyan nüfus da çok fazla. Binalar kırmızı toprağa tezat oluşturacak canlı renkleri ile sizi selamlıyor. Canlı morlar, pembeler, yeşiller bölgedeki bütün kasabaları renklendiriyor.

Eski Goa’da da sıra sıra dizilmiş, Murat’ın betimlemesiyle “salaş” kiliseler ve katedraller var. Bunlardan Sé de Santa Catarina Katedrali Asya’nın en büyük katedrali olma özelliğini koruyor. Bu küçük kasaba bir arkeoloji müzesi ve Hıristiyan Sanatı Müzesine de ev sahipliği yapıyor. Kavurucu sıcak altında bölgeyi gezdikten sonra önce Panaji’ye geçiyorum otobüsle. Biraz bu yeni başkenti dolanıyorum, sonrasında da Madgaon’a geçiyorum. Madgaon pazarı sonsuz insan kalabalığı ve satıcıları ile yorucu; ama hükümet bahçelerinin düzeni de bir o kadar dinlendirici.

Palolem’e akşama doğru varıyorum. İlk işim bir internet cafe bulup bir sonraki gün için “acil durum kotasından” tren bileti ayırtmak; fakat bunca zamandır benim yeni fark ettiğim bir uygulama var. Tren biletleri 24 saat öncesinden değil de, tren yolculuğunun gerçekleşeceği günün 24 saat öncesinde satışa çıkıyor. Yani bir sonraki akşam 19:20 için ayırtmak istediğim tren aslında bir gün öncesinin sabahında satışa çıkmış bile! Kerala bölgesine gitmeyi istiyorum, bu yüzden Alleppey’e bir bilet bakınıyorum. Tek tren var ve ne yazık ki bütün biletler satılmış bile! Acil durum listesinin bekleme sırasına ikinci sıradan adımı yazdırıyorum. Bu sefer çok umutlu değilim. Ne olur ne olmaz, garanti olsun diye, bir de bir sonraki gece için yine acil durum kotasından tren biletimi kesin şekilde alıyorum. 16 saatlik bir başka yolculuğu otobüslerde geçirmeye enerjim ve mecalim yok bu sefer.

Sonrasında yılı sonlandırmak için kumsalda uzun bir yürüyüşe çıkıyorum. Kıyıdan iyice çekilmiş deniz suları ayaklarımı yalıyor. Bütün kumsalı karaya çekilmiş tekneler, sağa sola oturmuş insan kalabalığı ve yol kenarındaki barların masaları doldurmuş durumda. Her yerde sonsuz bir müzik kirliliği (ve ne hikmetse her iki bardan birinde gangnam style çalıyor!) ve akın akın insan var. Canım babam arıyor yeni yıl için. İki senedir yanlarından çok uzakta kutluyorum yılbaşlarını. Geçen sene de Sydney’de bir plajdaydım yeni yıla girerken. Yeni yılın bana hediyesi bol yolculuk olmuştu da, bu sene de aynısını bekliyorum yolculuk tanrılarından. Saatler 12’yi gösterdiğinde havai fişek gösterileri ve birbirine (ve hatta bana da!) sarılmaya çalışan Hintliler arasında yeni yıla başlıyorum. Kenardan kıyıdan bu karmaşayı izledikten sonra sevgili kulübeme çekiliyorum.

30 Aralık 2012, Pazar.

Coğrafi olarak büyük ülkelerde yolculuk ederken, bir yerden bir yere gitmenin çok uzun sürmesinden şikayet etmemek gerekiyor; ama Hindistan’da izin verirseniz bütün şikayetlerimi yüksek sesle sıralamak istiyorum. Tamamen plansız hareket ettiğim için her seferinde tren ayarlamalarını kaçırıyorum ve daha fazla opsiyon sunan otobüsler son şansım olarak ortaya çıkıyor. Bunlar arasında sürekli yolculuk yaptığım yataklı otobüsler teoride çok pratik ve rahat; fakat bu ne yazık ki size daha fazla sarsıntı olarak geri dönüyor. Özellikle de şoförler Hindistan’dakiler gibi heyecan ve adrenalin tutkunuysa gece yarım saatte bir uyanıp hala yaşayıp yaşamadığınızı kontrol etmek istiyorsunuz. Bombay’dan Goa’ya on altı saatlik yolculuk da onlardan biri oldu benim için. Bol ve keskin virajlı yollarda ilerlerken düşmemek için kendimi o kadar kasıyorum ki, sürekli sırtıma çarpan demir çubuğun etkileri bir gün sonra ortaya çıkıyor.

Öğlene doğru Goa’da ilk durağımız olan Mapusa’ya varıyoruz. Otobüs Mapusa’dan sonra, güneye doğru Panaji ve Madgaon duraklarına ilerliyor sırasıyla. Hava çok sıcak ve nemi gözeneklerinizde hissedebiliyorsunuz. Madgaon’a vardıktan sonra gitmek istediğim güney plajına yani Palolem’e ulaşabilmek için 50 km’lik bir yolum daha var. Bindiğim yerel otobüste şans eseri kendime kıyıda köşede bir yer buluyorum. Sürekli yolcu alan otobüs her durakta daha da kalabalıklaşıyor. Yol iki saatten biraz daha uzun sürüyor. Hindistan’a özgü olduğunu varsaydığım kısa mesafeleri, sonsuz saatlerde gitme problemi kendisini bir kez daha gösteriyor.

Palolem plajına varınca konaklamak için bir yerler bakınıyorum; ama her yer yılbaşı ve yüksek sezon etkisi ile fiyatlarını ikiye üçe katlamış. Dört beş yer gezdikten sonra, tenimi kavuran güneşe daha fazla dayanamayıp ilk ziyaret ettiğim, sahilin dibindeki kulübelerden birinde geceliği 500 RS’ye konaklamayı kabul ediyorum. Bu kulübenin banyosu dışarıda; gecekondudan bozma yapının kapısı da kapanmıyor, kapansa bile on cm’lik bir boşluk dışarıya merhaba diyor. Siz uyurken, yalnız olmadığınızı hissedebiliyorsunuz. Bunun da kanıtı zaten bir gecelik uyku sonrasında her yerime sıktığım sineksavar spreylere rağmen sonsuz sinek ısırığı (buna göz kapağım da dahil!). Tek ve en büyük avantajı ise sahilde olmasının da etkisiyle uyurken dalga seslerini size kadar getirmesi.

Üstümü değiştirip biraz kendime geldikten sonra sonsuz beyaz kumsala iniyorum. Okyanus kıyısı, deniz kokusu, yumuşacık kumlar. Sahilde biraz yürüyorum. Hindistan’da her yerde olduğu gibi, burada da profil biraz ilginç. Kumsalda sizden başka neredeyse tamamını Hintli erkeklerin oluşturduğu gruplar var. Bunlar komünal halde gezip, komünal halde eğleniyorlar. Hele mayoyla olmaya görün, plajın yıldızı olmaya adaysınız demek oluyor gözlerinde. Bu gruplara ek olarak kendi korunmuş bölgelerinde diğer turistlerle beraber güneşlenen batılı turistler kızarmaya hazır beyaz tenleri ile dikkat çekiyor.  Son olarak da ailecek denizin tadını çıkarmaya gelmiş yereller var. Balıkçılar, köpekler, öküzler ve çeşitli kuşlar da plajın diğer sakinleri.

Kendimi okyanusun ferahlatan sularına bıraktıktan sonra sahilde biraz oturuyorum, sonrasında biraz daha kumsalın tadını çıkarıp kaldığım yerde soğuk duşumu alıyorum. Gün batımını izlemek için sahile oturuyorum. Güneş deniz mavisine karışırken bir gece daha bitiyor. İnternet bulma çabalarım çok sonuç vermeyince odaya erkenden dönüp biraz kitap okuyup kendimi uykunun ellerine bırakıyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s