Bombay, Hindistan.

Standard

29 Aralık 2012, Cumartesi.

DSC00790

DSC00794

DSC00767

Elephanta adasından manzaralar.

Sabah kahvaltısından sonra akşamüzeri için Goa’ya gidecek otobüs biletimi ayırtıyorum. Çok fazla beklemek istemediğim için bu sefer ayarladığım otobüs yataklı olmasına rağmen diğer bindiklerime göre daha eski. Bileti kesinleştirdikten sonra dünden yapamadıklarımı yapmak için kolları sıvıyorum. Kabir’in buluşma teklifini nazikçe reddedip, India Gateway’den bir feribota atlayıp Elephanta Adası’na gidiyorum.

Yol bir saat kadar sürüyor. Elephanta adası UNESCO tarafından koruma altına alınan mağaraları ile meşhur. Mağaralara kadar olan uzun yol, sağlı sollu hediyelik eşya satıcıları ile dolu. MS 450 – 720 yılları arasında yapılmış bu mağaralara girmeden önce bir maymun tarafından tartaklanıyorum! Doğru duydunuz! Elin maymunu gelip beni resmen tartaklıyor. Elimdeki paraları cüzdanıma koymaya çalışırken ben yanıma kadar gelip oturan maymun, bir umutla yiyecek bir şeylerim vardır diye bir elime, bir gözlerime bakıyor. Ben elimi gösteriyorum.  Bu süreç bir iki üç dakika böyle devam ettikten sonra sıkılan maymun eliyle bana vurup gidiyor. Çevrede bizim fotoğrafımızı çeken Asyalı turistler kadar ben de duruma şaşkın, gülüyorum.

5-6 tane mağaradan oluşan bu bölgeyi en meşhur kılan üç başlı Shiva heykeli. Shiva’nın bu üç başı aynı zamanda da üç özelliğini temsil ediyor: yok eden, yaratan ve koruyan. Mağaralar arasında dolanıp taş işlemeleri inceledikten sonra biraz adadaki göller arasında dolaşıp dönüş feribotuna biniyorum.

Şehre geldikten sonra daha önce bir kere deneyip başarılı olamadığım Dharavi gecekondu mahallesini görmek için yerel trenlerin yolunu tutuyorum. Churchgate tren istasyonuna doğru giderken, farklı bir şey yapıp bu sefer şehrin seslerini dinlemek yerine kulaklıklarımı takıyorum. Şehrin bütün havası bir anda değişiyor. Sağlı sollu sizi içeri çekmeye çalışan “Hello madame”cılardan ve üzerinize atlayan dilencilerden geriye sadece Hauschka albümleri kalıyor. Diyorum, ben bunu daha önce neden düşünemedim? Trenlerde bu sefer sadece kadınlara ayrılmış vagonları kullanıyorum. Bu vagonlar hep daha az kalabalık oluyor ve hemcinslerim garip bir şekilde aralarındaki yabancıyı kolluyorlar.  Kırk dakikalık bir yolculuk sonrasında ilgili durağa gelip biraz yürümeden sonra dünyanın en meşhur (Slumdog Millionaire ve Danny Boyle sağolsun) ve en büyük gecekondu mahallelerinden Dharavi’ye geliyorum. Bombay nüfusunun yaklaşık bir milyonluk bir kısmı burada yaşıyor.

Sonrasında yine hostele dönüyorum ve otobüs saatimi beklemeye başlıyorum. 18:45’teki otobüs yolculuğum tam tamına 16 saat sürecek. Düşündükçe tüylerim diken diken oluyor.

28 Aralık 2012, Cuma

Sabah erkenden uyanıp hostelin bilgisayar odasında Goa için biletlere bakıyorum. Otobüslerde yer olmasına rağmen, otobüs seçeneklerini es geçip akşam 10’daki trenlerden birine bekleme listesinden adımı yazdırıyorum.  Bir önceki günün bitmek bilmeyen yürüme maratonun izleri ve çoğu yeri zaten gördüm hissi ile ağırdan almaya karar veriyorum her şeyi gün içerisinde. Kötü çalışan kablosuz internet bulabildiğim cafe’lere gidip kahveler içiyorum, dondurmalar yiyorum. On beş gündür beslenme düzenim ve hareket etme tempom çok fazla değiştiği için hızlıca kilo verdiğimi fark ediyorum.  Bu bir anlamda iyi olurken, bir anlamda da kötü tabi. Daha önümde yollar uzun, ben de gidip ilk gördüğüm yerden kendime bir (hatta iki) çikolata alıyorum. On beş gündür ilk defa! Bünyeye fazla gelen seratonin sonra bütün gece etkisini fazladan sırıtma şeklinde gösteriyor.

Yerel trenlerden birine binip şehrin öbür başına kadar gidip geri dönüyorum. İnsanları izliyorum, dinliyorum. Trenlerde oyun kartı oynayanları, saçını tarayanları, uyuyanları, telefonla konuşanları, bir şeyler satmaya çalışanları, kitap okuyanları… Bu yolun en çok sevdiğim özelliği bir yere yetişme derdi olmadan, sadece orada olmak istediğiniz için anları yaşayabilmeniz herhalde.

Akşamüzeri şans eseri kahve içmek için oturduğum yerlerden birinde Diego ve Conny ile tekrar rastlaşıyorum, şehirler turistler için genelde küçük oluyorlar ya. Gece otobüsüne bilet aldıklarını ve tatillerinin sonuna kadar kalmayı planladıkları güney Goa’ya gideceklerini söylüyorlar. Orada buluşmak üzere sözleşiyoruz. Nasıl olsa, ben de yılbaşının karmaşasını Goa’nın kuzeyinde batılı particilerle geçirmektense, Goa’nın güneyinde deniz ve güneşin sakinliğinde geçirmeyi tercih ediyorum.

Hostele dönüp biletimi kontrol ediyorum, bu sefer bir önceki bekleme listesi deneyimim kadar şanslı değilim. Ne yazık ki bilet yok. Kabir’in de dediği gibi batılı olsun olmasın, çok fazla insan yeni yılı kutlamak için Goa’ya geçmeyi tercih ediyor. Bombay’da ister istemez bir gün daha kalıyorum.

27 Aralık 2012, Perşembe.

DSC00700

Gateway of India.

DSC00701

DSC00721

DSC00730

 

DSC00749

 

 

 

Trenlerden manzaralar.

DSC00737

 

DSC00733

 

DSC00735

Dhobi Ghat.

 

DSC00808

DSC00744

 

Bombay’da queen’s necklace olarak anılan bölge.

Sabah erkenden Bombay’a varıyoruz. Alman çiftle beraber aynı bölgeye yani şehrin güneyindeki meşhur Colaba bölgesine gideceğimiz için beraber bir taksiye atlayıp 150 RS’lik ücreti paylaşıyoruz. Ben şaşkınlıkla uyduruk Nokia telefonumu otobüste unutuyorum. Bir Anıl klasiği! Otobüsler ve taksilerde telefon unutmak! Neyse ateşim vardı, ona vermek lazım. Hindistan hattımın ilk açıldığı günde telefonu kaybetmiş olmak biraz canımı sıkıyor; çünkü burada eğer bir hat alırsanız açılması haftalar sürebiliyor. Özellikle de yabancılar için çetrefilli bir onay işlemi gerekiyor. Bölgeden bölgeye, şehirden şehire uygulamalar değişebiliyor. Benim şansıma, ben kartımı Udaipur’dan aldığım için, aktivasyon süreci sadece bir gün sürmüştü.

Colaba’ya vardıktan sonra direk Salvation Army’nin hostelden bozma yurduna giriyorum: Geceliği 250 RS ve bu ücrete sabah kahvaltısı da dahil. Kahvaltı sırasında Avustralyalı Tom ve İtalyan Federico ile tanışıyorum. Onlar da bu öğlen Gokarna’ya geçeceklermiş. Bir süredir Hindistan’dalarmış. Saati fark etmeden muhabbete dalıyoruz. Ben öğleden sonra bana şehri gösterecek olan Bombaylı Kabir ile buluşacağım; uykumu da aldığım için biraz ağırdan alıyorum her şeyi.

Daha sonra Colaba bölgesi için rehber kitabın önerdiği yürüyüş turunu yapmaya karar veriyorum. “Gateway of India” isimli devasa kemerden başlayan turu takip ederek geniş meydanlarda ilerliyorum. Yol üzerinde Ulusal Modern Sanat Müzesi, David Sessoon Kütüphanesi, Yeni Hindistan Sigorta Binası, St. Thomas Katedrali, Bombay Üniversitesi, Mahkeme Binası ve kriket sahaları ilgi çekici unsurlar oluyor. Özellikle kriket sahalarını görünce, geçen sene bu zamanlar Sydney’de Luis’le beraber beş gün süren Hindistan – Avustralya kriket maçını izlediğim aklıma geliyor.

Saat 15:00 gibi Kabir’le Taj Mahal Palace’ın altındaki Starbucks’ta buluşmaya karar veriyoruz. Çok Avrupai! Bombay’da diğer Hindistan şehirlerinde göremeyeceğiniz Amerika ve Avrupa yemek zincirlerini bulmak mümkün. Kabir, arkadaşı Azhari ile beraber geliyor. Bu iki adam da avukat, uluslararası bir avukatlık bürosunda çalışıyorlar. Muhabbete başlıyoruz. Gece yarısına kadar da bu muhabbet hiç bitmiyor. Bana kendi kültürlerini, ilişkilerini, hayatlarını, yaşam tarzlarını, kısaca Hindistan hakkında kolay kolay öğrenemeyeceğim her şeyi anlatıyorlar. Buna kadın-erkek ilişkilerinden tutun, aile ilişkileri, iş hayatı, toplumsal normlar… her şey ama her şey dahil. Aklı çalışan, objektif, kendi kültürlerine karşın son derece eleştirel, ama bir o kadar da sahiplenici bu iki adam ile beraber arada sadece mekanları değiştiriyoruz. Starbucks’tan kalkıp UNESCO tarafından koruma altına alınan meşhur Chhatrapati Shivaji Terminus yani Victoria Terminus’u ziyaret ediyoruz. Azhari’nin anlattığına göre bu görkemli tren binasına ilişkin bir efsane varmış. Melbourne’daki tren istasyonu yerine bu binayı yapmayı hedeflerlerken, mimari planları karıştırmışlar. Ama tabi doğruluğu tartışılırmış. Kendi meslekleri ve benim “eski” mesleğimle bağlantılı olarak yoldaki mahkeme binasına giriyoruz. Bana duruşma salonlarını gösteriyorlar. Şu anda tatilde olduğu için mahkeme, sadece belirli davalar devam ediyormuş. Her yer binlerce kağıt dolu ve kalabalık da çok az. İçerisi son derece kasvetli ve karanlık. Ütüsüz, üzerine iki beden büyük gelen eski takım elbiseleri içerisinde beyaz önlüklü avukatları çok kolay seçebiliyorsunuz. Kabir’in anlattığına göre, Hindistan’da bir konuda dava açarsanız o davayı unutmanız gerekirmiş, çünkü en iyi ve hızlı ihtimalle beş sene içerisinde sonuca ulaşırmış. Mahkeme binasından sonraki durağımız eski ve tarihi çarşılar oluyor. Her türlü eşyayı en ucuz fiyata bulabileceğiniz bu sıra sıra dizilmiş tekstil, baharat, plastik çarşıları kalabalığı ile sizi yormaya yetebiliyor. Biz daracık sokaklarda kendimizi kaybettikten sonra, daha farklı bir fikir çıkıyor. Hadi Dhobi Ghat’ı görelim! Dhobi Ghat şehrin biraz daha kuzeyinde ve 140 yaşında bir çamaşır yıkama tesisi. Buraya yerel trenlerle ulaşılabiliyor. Yarı otomatik birkaç makineyi saymazsak tamamen insan gücü ile çalışıyor ve her gün binlerce kıyafetin yıkanmasına ön ayak oluyor. Son derece sistematik ve hatasız şekilde işleyen bu oluşum, birçok prestijli üniversitenin araştırma kitaplarına da girmeyi başarmış. Köprü üzerinden insan ve çamaşır kalabalığını izliyoruz. Buradan birbiri arkasına sıralanmış sokak lambaları yüzünden “queen’s necklace” yani kraliçenin kolyesi olarak da anılan Güney Bombay körfezine geçiyoruz. Burada güzel bir İtalyan restoranında karnımızı doyurduktan sonra sahil kenarında oturup bizimkilerin “kış” olarak adlandırdığı sıcak esintiye kendimizi bırakıyoruz. Son durağımız ise benim konakladığım yere yakın bir yerel bar oluyor. 15 gün sonunda ilk biramı, meşhur Kingfisher’ı içiyorum. Gün artık sona ererken, hostelime doğru yöneliyorum. Ertesi gün yapılacaklar az da olsa, Goa’ya tren ya da otobüs biletlerinin alınması gerekiyor.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s