Jodhpur, Hindistan.

Standard

23 Aralık 2012, Pazar.

IMG_2912

DSC00655

DSC00653

DSC00652

DSC00644

DSC00636

 

 

Beni evine davet eden Lalita’nın evinden manzaralar.

DSC00631

_MG_2881

Jodhpur’a “mavi şehir” de deniyor, bunun en temel nedeni evlerin birçogunun mavi ve tonlarında olması.

Gece beklediğimden çok farklı geçiyor. Rahat sandığım yataklı gece otobüsü, rahatlığın yakınından uzağından geçmiyor. Çünkü çok soğuk! Ben de diyorum niye herkes yatak döşek battaniye gelmiş. Gündüzlerin sıcağına kanmış ben, bütün gece camdan gelen ayazı yiyorum. Öyle bir an geliyor ki, perdeleri söküp üstüme örtmem an meselesi. Yarı uyanık, yarı uykulu bir sersemlikte birden otobüs duruyor ve hep beraber Jodhpur’da iniyoruz. Benim afyon daha patlamamış. Nerede olduğum konusunda hiçbir fikrim yok, daha da kötüsü erken gelmişiz! Saat 05:00! Jodhpur’un merkezinden uzakta yol kenarında bir büfenin önündeyiz, hava karanlık. En başta ne yapacağımı şaşırıyorum. Alternatifleri düşünüyorum: otel ayarlamamışım, bu saatte bilmediğim bir mekana gitmem ne kadar mantıklı olabilir? Olduğum yerde kalmaya karar veriyorum güneş yüzünü gösterene kadar. Gazete satan amcanın yanına taşa oturuyorum. Bir saat, iki saat, üç saat. Bu arada yaşlı bir amca geliyor, benim yanıma oturuyor. Herkes onunla dalga geçiyor, bacaklarına vurup kıyafetlerini çekiştiriyorlar. O gidiyor dilenci bir teyze geliyor. Beni dürtüp duruyor da oradaki şoförler imdadıma yetişiyor. Tam üç saat boyunca buz gibi gecede, kıpırdamadan gökyüzünü kontrol ediyorum sürekli, azcık da olsa renk değişimi var mı diye. Artık gün normal saatlerine ermeye, sokaklar hareketlenmeye başladığında ben de bir rickshaw’a atlayıp şehrin eski bölgesine gidiyorum. Şansıma henüz 100-200 metre yürümüşken rehberde önerilmiş konukevlerinden biri çıkıyor. Fiyatı şu ana kadar ödeyeceğim en cüzi miktar 300 RS. Oda hazırlanırken ben konukevinin terasında kahvaltımı yapıyorum: peynirli omlet ve sıcak süt. Özlediğim ikili. Oda temizlendikten sonra biraz dinleniyorum ve sonrasında Mehrangarh diye de bilinen kaleye çıkmak için yola koyuluyorum.  Onbeş dakikalık bir tırmanıştan sonra Mehrangarh kalesi tüm görkemi ile beni karşılıyor. 300 RS’lik biletin içerisine audio guide da dahil. Yavaş yavaş rehber eşliğinde kaleyi geziyorum. Kalenin içerisinde çeşitli galeriler var, bunlar arasında minyatür galerisi en görülmeye değerlerden bir tanesi. Rajastan bölgesinin turistlere yönelik açılımları gezdiğim diğer bölgelere kıyasla çok daha organize. Her müzenin, kalenin içerisinde mutlaka bir adet güzel cafe konuşlanmış. Hediyelik eşya dükkanları da cabası!

Bir iki saat içerisinde kaleyi gezdikten sonra, kaleye on dakika uzaklıkta olan Beyaz Tapınak, yani Jaswant Thada’yı görmek için yürümeye başlıyorum. Dün gecenin soğuğundan eser kalmamış, güneş kemiklerimi yakıyor. 1899 yılında inşa edilmiş bu tapınak, baştan sona beyaz mermer. Tapınağı da gezdikten sonra şehrin pazarlarına göz atmak için saat kulesinin olduğu, aynı zamanda da otelime çok yakın olan bölgeye yürüyorum. Yolda bir amca beni evine çağırıyor, ben içeri girmek istemiyorum (çağırmadan beş dakika önce kafa üstü düşüyordum, onu gördü herhalde diyorum). Evinin girişinde biraz muhabbet ediyoruz, bana Türkiye hakkında bildiklerini anlatıyor. Bir oğlu varmış, MBA yapıyormuş Yeni Delhi’de. İki tane de kızı varmış, kızlar evlenmiş ve farklı şehirlere gitmişler bile.  Karısı şeker hastasıymış… Çok fazla muhabbete dahil olmadan ben izin isteyip yoluma devam ediyorum. Eski şehrin kalabalığına dalıyorum. Yorulana kadar yürüyorum, sonrasında Shri Mishrilal Hotel’in meşhur lassi’sini içmek üzere (bu içecek ben de bağımlılık yarattı fark ettiyseniz) küçük restorana giriyorum. Bu lassi için Hindistan’ın en iyisi deniyor. Farklı bir meyve aroması (mahkania) ile tadlandırılmış lassi’yi hemencik bitiriyorum da, görevli bir tane daha mı yoksa diye soruyor. Teşekkür ediyorum, bu sefer de köşedeki omletçi amcaya uğruyorum. Rehberde bu amcanın günde binlerce yumurta kırdığı ve işinin ustası olduğu yazıyor. Tost ekmeğini içinde masala peyniri ile yaptığı omletlerin tadına bakıp Jodhpur’un mavi sokaklarını fotoğraflamak için ara sokaklarda kendimi kaybediyorum. Bu sokaklar labirentler gibi birbirinden ayrılıp birbirine bağlanıyor. Daracık geçitler, geniş avlulara yol veriyor. Ben böyle ilerlerken kapılarına tripod’umu yerleştirdiğim bir evden çocuklar çıkıyor. Meraklı bakışlarına anneleri de eşlik ediyor. Biraz konuştuktan sonra beni evlerine davet ediyorlar. Ev büyükannenin eviymiş. İlk defa Hindistan’a geldiğimden beri bir aile, beni çıkar gütmeden, samimi bir şekilde ağırlıyor. Su, masala çayı ikram ediyorlar. Konuşuyoruz, çatpat onlar anlatıyor, çatpat ben anlamaya çalışıyorum. Fotoğraflar çektiriyoruz, fotoğraflara bakıyoruz. Sevgili Lalita bana kendisini anlatıyor. İki oğlu var. Birisi 11, birisi 10 yaşında. Eşi Kamal’ın ana meydanda bir fotoğraf stüdyosu var. Lalita’nın kolunda eşini ve kendisini simgeleyen KL harflerinin dövmesi var. 30 yaşında. Eşi çalışırken gün içerisinde annesi ile beraber oturuyor. Evde aynı zamanda erkek kardeşinin kızı da var. Bir kız kardeşi, bir erkek kardeşi daha varmış. Ama erkek kardeşini yakın zamanda kaybetmişler. Babası tüccarlık yapıyor, bir mağazası var, büyükannenin de seramik dükkanı var. Yanımda Türkiye’den bir şeyler olup olmadığını soruyorlar, ülkeyi daha iyi anlamak için. Benim de aklıma yanımda taşıdığım nazar boncukları geliyor. İzin isteyip çok yakın olan otelime gidip onları alıp geliyorum, döndüğümde Lalita da bana bilezikler hazırlamış. Kız kardeşim ve benim için. Onları benim bileğime takıyor. Biraz muhabbet daha ediyoruz. Sonra akşam yemeğini kendileri ile yemem için söz veriyorum. Biraz otelde internete baktıktan sonra 19:00’da kapılarını tekrar çalıyorum. Büyükanne ocağın başına oturmuş bile. Ben de onun yanına oturuyorum. Lalita da bana neyi nasıl yemem gerektiğini gösteriyor. Yemek yapmak bir tören gibi. O kaptan o kaba, o baharattan bu baharata rengarenk bir süreç başlıyor. Lalita yemek sırasında beni bundan sonra gideceğim yerler konusunda, özellikle de Bombay konusunda uyarıyor. İngilizcesinin yetmediği yerlerde oğulları yardıma koşuyorlar. Ben mutluyum, çünkü genellemeleri ve önyargıları sevmesem de Hindistan geldiğimden beri bana çok farklı bir ortam çizmiş. İlk defa bir aile bu önyargıları kırıyor da tüm samimiyetini misafirperverliği ile sergiliyor. Huzurlu bir şekilde otele dönüyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s